1. maşallah sübhanallah bu sitedekilerin saçmalaması bile elinde kimyasalla dolu beherglas tutan çatlak profesör tadında.

    takipte kalacağım başlık.
  2. /r/showerthoughts mantığı güzel.

    girişiyorum o zaman

    mesela çocuk yetiştirirken ebeveynlerin yaptığı şu hareket beni düşündürdü dün sabah.
    çocuk kahvaltı etmek istemiyor ve balı yemiyordu. ebeveyni ve yanındakiler "aa bak ben yerim yoksa" şeklinde başlayıp bala bir talep yarattılar. yok birisi diyor ki "mm çok güzel", "bak bitiyor hadi kalmayacak sana", "oh oh oh" şeklinde girdiler çocuğun aklına. tamam bu güzel bir kullanım ama şimdi şöyle düşünün

    6 7 yaşına kadar bir çocuk sürekli bunları duyarsa daha sonra herkesin istediği şeyi istemesi normal değil midir?
    kendi fikri olamaz mesela bir şeyler üzerinde?
    ahmet yapıyor diye onun da yapması çok normal olmaz mı bu durumda?

    düşündürmüştü beni.
    she
  3. üzerindeki yorumları okumaktan keyif aldığım tahta. güzel saçmalayalım, saçmalayan da çıksın beyler, kastırmayın.
  4. gerçekleri açıklamanın zamanı geldi. hazır olun. bir çocuk hayal edin. hayal edin ama hayal edemeyeceğiniz bir medeniyetin en güçlü iki varlığının çocuğu olarak hayal edin. bu çocuk öyle yaratıcıdır ki senin benim ağzımız açık kalacak şeyler onun için oyuncaktır. bildiğin piskopattır da ama. bir yanı da yumuşaktır. bu çocuk bir gün kendi dünyasını yaratır. sırf oyun olsun diye. ama başta ciddidir. daha fazla saçmalayıp çarpılmak istemiyorum şimdi ama şunu söylemeden edemeyeceğim. bu çocuğa yarattığı dünyadaki varlıklar bir soru sorar. ya derler tamam sen annemizi babamızı yarattın onlarda bizi doğurdu da seni kim yarattı kim doğurdu derler? çocukta annesinin babasının yanına gider ve bu soruyu sorar. ikisinin de aklı başka şeylerde olduğundan bir gün öğrenecek zaten şimdi geçiştirelim derler ve biraz da eğleniriz diyerek, sen doğmadın da doğurulmadın da cevabını verirler.
    tanrı'yı biz öldürmedik o sadece leyleklerin kendisini getirmediğini anlayıp seksi keşfedince bizi terketti.
    aslında bizi severdi. ve dinde gerçekti. aslında bir yazılımdı. bu yazılım bizdeki ilk bilgisayarların boyutlarında bir bilgisayardaydı. yazılım işi gönül işiydi. gönülden isterseniz, kalbinizi temiz tutarsanız bir çok şey gerçekleşiyordu. sebebi bilinmemekle beraber bu yazılım bir süre sonra kendi kendini imha ediyordu. artık istediğiniz kadar yazılımın kurallarına uyun bir önemi yoktu. arada bir her nasılsa tutabiliyordu sistemde ki bir açık mı diyin ne derseniz deyin ama yazılımın aktif olduğu dönemde yaşasanız ne olursa olsun artık hiçbir işe yaramıyor derdiniz.
  5. umutsuzluğa düşerim ben çoğu zaman geleceğe dair hayallerimde.
    çıkış yolum bariz değildir, dallı budaklıdır hep. hangi yöne gittiğimi hayal etsem yatakta dönüp dururken her gece yarısı, tıkanıyor bir şekilde yolların geri kalanı.

    şu şöyle olsa bu da böyle, ne kadar güzel olacak değil mi söyle?
    şu şöyle olmuyor hiç, e bu da olmuyor haliyle böyle.

    yaa sabır diyorum. bekleyelim ve görelim.
    geçmeye başlıyor sonra saatler dört nala, günler günleri kovalamakta ve haftalar da bu telaşa katılmakta...ben de varım diyor hafta..bekleyelim istersen abim ay ile birlikte. diyorum ki haftaya: baban yıl eşlik etmezse sevinirim, annen mevsim bile gelse olur bekleyelim.

    beklenen gün gelmeden belli ediyor kendini gerçekler apaçık. ki güneşin bile değişir kızıllığı ve bağırır "geliyor düşmanım karanlık!". hani güneşli bir havada bile olsan bilirsin ya akşamın zamanını, ben de yüzüm gülerken bile biliyorum artık göz yaşının dinlemeyeceğini amanımı.

    tahta masamdaki umut kırıntılarını süpürüyorum daha fazla ezilmesinler diye üstüne alelade bir gazete kağıdını serince. oluruna bıraktığım her şeyin sonu bitap, müdahil olduklarım ondan daha harap. elimde bir şişe şarap ve ben sövüyorum.
  6. deneysel bankacılıktan aldığım ilham ile deneysel kankacılık olayına atılmak istiyorum. bir kobay olarak kullanmak istiyorum kişileri, ki kankacılık kullanılan bir şey olsa gerek. yani, arkadaşım, dostum, yoldaşım, kaderdâş, efkârdâş, hüzündâş ve ruhdâş gibi en güzel aidiyet belirtileri var iken, kankam nedir, isa musa aşkına. allah aşkına de bana kanka ne demek? ne idüğü belirsiz bu kelimeciği kim ses etmiş ise dilini eşek arısı soksun! kankam aşağı kankam yukarı, piston aşağılara gelesiniz. lâtife hanım bir yana; ciddiyete davet edelim kelâmı da, sahiden de kanka itici ve irrite edici bir hitap. istirham ederim aklı başında aidiyet mefhumları üzerine beraberlik bina edelim. kanka deniz kumuna benzer ve deniz kumu ile inşa olan göçer. kaya gibi sert ve dağ gibi ulu hitapları birbirimize reva görelim. bu arada itici ve irrite kelimeleri de çok cins.
  7. limitless deki gibi bir hap olsa, kullanıldığında zihni zekayı ve idrak kabiliyetini sonuna kadar açan bir hap. onu kullanan bir insanın ilk dusunceleri ve ilk hareketi ne olurdu?
    bol bol boş vakitim olduğu gece vardiyalarımda bunu düşünmüştüm. acaba filmlerdeki gibi nesneleri hareket etririp ucmaya mı kalkardı, yoksa süper mantık kabiliyeti ile varlığını sorgulayıp hayattaki en önemli konulara (benim açımdan ölümden sonra hayatın olup olmayacağı) cevap arayip ona gore mi hareket ederdi? akabinde ahiretin olmadığı kanaatine varan adamımızın insanlığa tepkisini, yada ahireti- tanrıyı bulmasının sonucunda deliler gibi ibadet etme ihtimali
    bir bakıma inanç sorgulaması.

    not: başlığa güvenerek rahat yazdım, fazla şeyetmeyin.
  8. saçmalama tahtasına yazarken bile bir şeyleri, lazım gelirken düşünmek; neden en sevdiği insanlara bir şeyleri söylerken hiç düşünmeden saçmalıyor ve kalp kırıyor insan?
  9. youser'ların içini döktüğü bu mecraya ben de katılmak isterim.

    ''ulan'' diyorum bazen (kendime ara ara derim bunu, kendimle daha samimi olmak için) ''elde etmek istediğim bir şeye sadece umudumu kestiğimde ulaşabiliyorum.'' hemen küçük bir matematikle şu sonuca varıyorum: daha çok ''şey'' için daha çabuk umudumu kesmeliyim o halde. sonra ''lan'' diyorum (bu sefer kendimi ikaz etmek amacıyla) ''umudumu hemen kaybedeceksem hayal kurmanın ne anlamı var.'' sözün özü sözlük, hayal kurup geleceğe umutla bakmaktan ciğerim soldu.