1. iki tane kabusum var.çocukluğumdan beri peşimi hiç bırakmayan.sürekli gördüğüm.her seferinde aynı korku.lucidi başarabilen birisi olarak o kabuslarda küçük bir bebek gibi etkisizim.paylaşamayacağım kadar berbat iki kabus.
    kuz
  2. favori başlığım olacak olan başlık.

    genel olarak çocukken: kara panterler, köpekler, parçalanmak, kovalamacalar, labirentler, zombiler (dokununca zombi yapıyolar) büyüyünce: okul, sınav, yurt. ne sıkıcı be.

    tezimde intihal yapmışım göya*, ilkokuldan baştan başlattılar bi tanesinde. hayatımda bu kadar sıkılmadım arkadaş.

    edit: dünkinde de lisedeyiz bak gene matematik dersi var kaçıncı matematik dersi görüşüm bu ya. nefret ediyorum çünkü. hayır, sınıfta kalıyorum hep. hep aynı rüya, aynı konulardan hep sınıf alıyorum. sınıf almak nedir ya, sıfır alıyorum. içinde öğrenci olarak bulunduğum sınıflardan da bıktım gerçekten elim bile sürçüyor. bu sınavda veremezsem sınıfta kalıyorum. aynı kampüsü ya da yurdu görüyorum. gene işte o yurda yerleşiyorum bunların hepsi de hep aynı şehirde oluyor. allahı var bu defa uzaktan görünümü jetgillerin evreni gibiydi şehir şimdi. dışardan tabi. içerden matematikten kalınan bi yerdi.

    bir de sürekli kendi ilkokulumda geçiyo rüyalarım.
    işte okullardan ne kadar sıkıldıysam artık, tüm okullu şeyler hop benim rüyalarda.

    o şehirle, o yurtla, o okulla, o dersle, o köpekle ilgili geçmişimde hesaplaşamadığım, kapatamadığım şeyler var çünkü, gündüz kafamdan atıyorum ama derinlerdeki çekmecelere gizleniyolar işte, gece böyle hortluyolar. freud olsa buna ne derdi acaba. gerçi ben jungcuyum.

    aramızda bi psikanalist varsa beni kızıllandırsın. saygılar.
  3. "en iyi rüya gören" ödülü almıştım bir keresinde var mı ötesi? *
  4. babamın öldüğünü görmüştüm, uyandıktan sonra hemen yanına koştuğumu hatırlıyorum.
  5. çocukken gördüğüm iki rüya var, birisini bir defa gördüm, bir daha hiç görmedim ama aklımdan da çıkmadı, diğerini ise birkaç yıl her gece gördüm sonra onu da bir daha hiç görmedim.

    birinci rüya(bir kere görüp bir daha hiç aklımdan çıkmayan): çocukken oturduğumuz sitenin parkındayım. parkta kaydırağın bulunduğu bir yapı var. hani klasik vardır, merdivenle çıkarsın hemen kaydırağa binip kayarsın. küçük bir kule gibi. işte rüyamda onun yerine big ben kulesi var. ama parkın küçüklüğü aynı. tabi düşününce imkansız geliyor, o küçücük kaydıraklı kulenin yerinde big ben saat kulesi var ama parkın geri kalanı nasıl durabiliyor, kule parktan büyükken? rüya işte.

    neyse o kulenin tepesinde de babam var, beyaz atleti, altında eşofmanı ile. elinde ekmek bıçağından hallice kocaman bir bıçak var. bir kadını rehin almış, bıçağı onun boğazına dayamış vaziyette. o kadın annem olabilir, tam hatırlamıyorum, ayrıca yukarı baktığımda kadını tam seçemiyorum. büyük ihtimalle annem. yani, kaydırak kulesinin bulunduğu yerde big ben var, babam tepesinde, elinde bıçak, büyük ihtimalle annem olan bir kadını rehin almış. king kong filminden fırlama bir sahne.

    ben koşuyorum kulenin yanına. kule büyük, ama o kadar da değil. yani kafamı kaldırdığımda babamı seçebiliyorum rahatlıkla elindeki bıçağı, bıçağın metalini, keskinliğini, güneş ışığı altında parlamasını görebiliyorum. etrafta hiç ebeveyn yok. benim gibi birkaç küçük çocuk daha gelmiş, olayı izliyor. hani, intihar etmek için çatıya çıkmış adam olur ya, aşağıda bekleyenler olur falan, onun gibi.

    rüya orada kesiliyor. sonrasında ne oluyor bilmiyorum. babam niye orada, kaydırak yerine neden big ben var, babam annemi neden rehin almış, neden elinde o kocaman bıçak var, ne istiyor bilmiyorum. öyle saçma bir rüya işte.

    ikincisi(yine çocukken birkaç sene düzenli gördüğüm, sonra hiç görmediğim): ilkine kıyasla bu çok kısa bir rüya aslında. rüyada yattığım yataktan uyanıyorum. hani saat gece 3 falan olmuş da gerçekten uyanmışım gibi. öyle rüyalarda olan saçma sapan nesneler falan yok. yatağımdan kalkar kalkmaz koşup balkona çıkıyorum ve üçüncü kattan aşağı atlıyorum. tam yere çarptığım an rüyadan uyanıyorum nefes nefese.

    çocukken oturduğumuz siteden, yeni evimize taşındığımızda bu rüyayı görmeye devam ettim bir süre. yeni oturduğumuz ev, 6. kattaydı. yeni aynı rüya. sanki gerçekmiş gibi gecenin köründe yataktan kalkıyorum, balkona koşuyorum, bu sefer altıncı kattan aşağı atlıyorum. bu yeni evdeki atlamalı rüya çok daha korkunçtu. altıncı kattan atladıktan sonra yere inerken yüzüme çarpan rüzgarı, yere çarpar çarpmaz burnuma gelen kan kokusunu falan alabiliyordum. o rüyadan dolayı mı bilmiyorum, bugün yükseklik korkum var.

    böyle iki rüya.
  6. çocukluğumda çok uzun yıllar boyunca chucky bebeğini küvetten fırlarken görmüştüm. çocuk halimle dikişli yüzü falan acayip korkunç gelirdi. o zaman ona benzeyen bir bebeğim de olmadığından ancak korktuğumla kalır o bebeğin ne olduğunu anlayamazdım.

    büyüyüp de korku filmi izlemeye izinli hale geldiğimde anlamıştım tabii o rüyamda gördüğüm bebeğin ne olduğunu. nereden görmüşsem artık yıllar boyunca çıkmadı bilinçaltımdan lanet olasıca. hala da sevmem.
  7. çocukluğumdan beri bi yerden atlamaya yeltendiğimi görürdüm. hep düşerkenki hissiyatı hisseder ama atlamazdım. bi gün bir rüya gördüm. çok sinematik bir görüntüydü. hatta sonradan izlediğim andrey zvyagintsev'in return filminde de benzer sahne ve renkler vardı. bir uçurumun kenarındayım. sanki hava kararmak üzere. güneş yok. uçurumun aşağısı engin deniz, uçsuz bucaksız. insanlar var etrafımda ve atlıyorlar, beni de çağırıyorlar. korkuyorum. yan yan aşağı doğru bakıyorum, hafif eğilmişim. sonra kafamı çeviriyorum. annem ve ablam var, kol kola girmişler aşağı bakıyorlar. sanki yastalar gibi ağır bi hava,ciddiler. onları görünce öyle gözlerimi kapatıp atlıyorum.bu ilk defa oluyor.-bu rüyayı gördüğümde kalbim kırıktı, üzgündüm çok. sabah uyanınca hüngür hüngür ağlamıştım. üzerine çok düşündüm bu rüyanın. sonra çok anlamlı geldi. ben de onlara benziyorum dedim. kırık ve korkak. 2 imrendiğim kadın, ikisi de yalnız ve geç kaldıklarını düşünüyorlar. içim buruldu. artık hiç konuşmak gelmedi içimden. susmak istedim, eskimek istedim, taş gibi.
  8. 12-13 yaşlarımdayken sürreal bi rüya görmüştüm. hala zihnimin bi kösesinde.
  9. ister inanın ister inanmayın.

    sevgili kişisiyle birlikte uyuduk, uyandım, yanımda eski sevgilim vardı. ne oldu felan dedi, "çok acayip" dedim, " çok uzun bir rüya gördüm, bitmeyecek gibiydi.. başka biriyle birlikteydim".. sonra klasik tatavalar , sonra tekrar uyudum uyandım, hayatıma eski sevgilimle devam ediyordum, ama bu durumu hiç yabancılamıyordum. ayrılık düşüncesi aklımın ucundan bile geçmiyordu o kanser zamanlar başlamamıştı yada hiç başlamayacaktı. mutluydum. ve yaklaşık bir hafta felan yaşadık bu şekilde yanlış hatırlamıyosam. tekrar uyuduğum bir anda, uyandım ve yeni sevgilimin yanındaydım. muhtemelen uyumamın üzerinden 2-3 saat felan geçmişti, beynim darmadağın oldu, resmen bilinçaltım oyun oynamıştı bana.

    izleyen bilir, buna çok ama çok benzer bir olay jacobs ladder filminde vardır. ve hatta olayın benzerliği açısından, filmin baş karakteri de yaşadığının rüya olup olmadığını düşünüp sonunda kendini olayın akışına bırakmıştır. (filmde hangi kısım rüya hangi kısım gerçek çok karışık zaten)

    şu an rüyada olmayayım lan diye kıllanıyorum bu aralar..
  10. bilinçaltımın ne kadar kaypak olduğunu gösteren bir rüya gördüm geçen gün.

    rüyamda gerçek hayatta olduğu gibi ışid zulmüne aşırı öfke duyuyorum. mahalleden 8 - 10 arkadaşımı örgütlüyorum ve işide savaş ilan ediyorum. bu arada mahallede 5 - 6 apartmandan oluşan bir mahalle. eğer siz mertseniz gerçek müslümansanız oradaki masum halka zulmü bırakır gelir maltepe'de mertçe bizimle savaşırsınız diyorum. silah arkadaşlarımı konuşlandırıyorum ve bekliyorum işidi.

    aradan 2 - 3 dakika geçiyor. sinsi işid mertçe saldırmak yerine bizim arka mahalleden sessiz sessiz gelmiş binlerce militanıyla bir anda bize baskın yapıyor. daha tek bir kurşun sıkmadan şaka yapmıştım sonuçta biz 8 - 10 kişiyiz aramızda geyik yapıyorduk siz ciddiye aldınız geldiniz taa tel abyad'dan diyorum ebu bekir el bağdadiye. bağdadi yumaşamıyor. zorlamak istemiyorum, silah arkadaşlarıma beyler yerinizden çıkın teslim oluyoruz diyorum.

    rüyanın sonunda kafam hala yerindeydi. belki kesselerdi kan görünürdü rüya otomatik olarak düşerdi*