1. şimdi yazdığım kitap-film eleştirilerini okudum da ben her şeyi beğeniyorum. film mi izledim, kitap mı okudum, bir organizasyona mı katıldım, bir insanla mı tanıştım fark etmez. 'bu ne lan böyle' dediğim hiçbir şey yok. ve bunu herkes beni sevsin, amanın kırılmasınlar, onlar da benim yaptıklarımı beğensin diye yapsam keşke. yapıcı eleştiri yapma konusunda sıfırım. şunun bunun hakkında ne düşünüyorsun dediklerinde çok güzel, çok hoş, bak burasını da ne güzel yapmışlardan ileri gitmiyor söylediklerim. çok mu pozitifim, çok mu empati yapıyorum yoksa içinde emek var aman nankörlük etmeyeyim diye mi bunlar bilmiyorum. belki de gerçekten herkes beni sevsin istiyorum. bir aykırı düşünce sunmuşluğum da yok. evet evet sevgi manyağıyım ben. çok mükemmel bir insanım ya çünkü. bunları yazarken bile beğenilme kaygısı güdüyorum. fakat bu insan olmanın özünde yok mudur zaten? bakın nasıl da atıyorum suçu üstümden, kendimi bile eleştiremiyorum...
  2. dil, din, ırk, cart curt ayrımı asla yapmam ama zeka pırıltısı göremediğim insanları (bahsettiğim asla bir rahatsızlık değil) küçümsüyorum.

    sosyal medyada arabalarıyla gösteriş yapanları küçümsüyorum (tutku başka görmemişlik başka)

    sevgilileriyle özel kalması gereken anları paylaşanları küçümsüyorum (anı ölümsüzleştirmek başka buldumcuk olmak başka)

    daha özeleştiriye gelmedim.

    şimdi geldim :) ben bu küçümseme işlerini yaptığım için kendimi hiç kötü hissetmiyorum. eleştirmem gereken kısım bu bence.
    parov
  3. çok alınganım bu benim en hassas noktam.her an çıt çıta hazırım.uzun süreli değil ama kısa ve yıpratıcı etki bırakıyor :(
  4. dün öğlen ve öğleden sonra 15-20 tane akıtma yedim. belki de 25-30, saymadım.

    uyudum, uyandım yine yedim. o kadar çok akıtma yedim ki şu saat oldu hala daha hiçbirşey yemedim o zamandan, son akıtmamdan beri.

    ekleme: şimdi bu akıtma konusunda kafalar karışık. internette dolaşan tarifler krepe benziyor ve kalın ve tadı ağır oluyor. dün benim yediklerimin yarısı bu usuldü. diğer yarısı bartın usulüydü. gayet ince ve hafif. içlerine taze kavrulmuş sade kıyma koyup dürüm yaparız biz. çekirdeklerini çıkarıp zeytini veya yağlı peyniri ezip koyanda gördüm ben ama kavrulmuş kıymalı iyidir. soğan, domates, biber falan eklenmemeli. zira simplicity is the best.
  5. teoride desen zehir gibi pratik dersen sallanmakta..
  6. çok bahane uyduruyor olmam. her şeye bir bahanem vardır.
  7. bazı durumlarda bilmediğim bir konu hakkında konuşulduğunda bilmediğimi söylemekten utanıyorum ve biliyor gibi davranıyorum. bu genellikle teorik ve bilgi paylaşımı konularında olsa bile bazen saçma sapan yersiz durumlarda bile yaptığım oluyor. mesela bugün hiç görmediğim bir yer hakkında bana birşeyler soran arkadaşlara ondan bundan duyup okuduğum bilgileri gördüğüm fotoğrafları güzelce harmanlayıp gitmiş görmüş gibi ballandıra ballandıra anlattım. ne gereği vardı. hayır ben de görmedim desem ne olacaktı? böyle bir yalan söylemeye hiç ihtiyacım yoktu ki. ne gerek vardı? ne utanılacak birşey ne yargılacak bir pozisyon var ortada. kendimi hiçbir zaman tam olarak anlayamayacağım ve hep bir parçam kendime düşman olacak bu gidişle
  8. bazen fazlasıyla kendimi beğenmiş olabiliyorum.

    eh ama o kadarcık kusur kadı kızında da olur sonuçta di mi. gerçi kadı kızı kimmiş benim yanımda pardondağağağa? hey yavrum şu güzelliğe, şu tatlılığa şu endama bak yahu her aynaya bakışımda bir kere daha aşık oluyorum, yerim kız seni.

    tamam be vurmayın gidiyom.
  9. hayatımda bir şeylerin değişmemesinden şikayetçiyim ancak değişmesi içinde hiçbir şey yapmıyorum.
  10. bazı konularda çok rahat yalan söylerken, yalan söylemem gerektigi bazı durumlarda söyleyememem. kendimi ve bazen sevdiklerimi ağır eleştirmem ve bir sorunum var ise onu hızlıca kökten cözmeye çalışmam. anket doldurmaktan aldığım tuhaf hazla barışmayı becerememem.
    abrek