• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (7.93)
yozgat blues - mahmut fazıl coşkun
58 yaşındaki yavuz, 70'lerin şarkılarını bir alışveriş merkezinin zemin katında bulunan mekanda dinleyicilerine sunmaktadır. kariyerinin çöküşünü yaşayan yavuz ayrıca belediyenin düzenlediği müzik kursunda müzik dersleri de vermektedir. bu kursta 30 yaşındaki neşe ile samimiyetini arttırır. neşe'nin maddi durumu da, yavuz gibi iyi değildir ve marketlerde sucuk stantlarında tanıtım işi ile meşguldür. yavuz, alışveriş merkezinde para kazanmak için daha fazla çalışmak istediğini müdüre söyler. ancak müdür bu isteği kabul etmez. bu esnada yavuz, yozgat ilinde bir gazinoda bir bayan ve erkek ses sanatçısı arandığını öğrenir. birlikte gitmeyi teklif ettiği kişi ise neşe'dir. neşe kendi durumunun da zayıf olması nedeniyle bu teklif kabul eder. birlikte yozgat'taki bu gazinoya gider ve işe başlarlar. fakat işler umdukları gibi gitmez. bu esnada yavuz ve neşe, yozgat'ta sabri adında 30 yaşında bir berber ile tanışırlar. sabri'nin bugüne kadar görüştüğü kızlar ile arası hiç iyi olmamıştır. ancak neşe ile tanıştıktan sonra aralarında duygusal bir yakınlaşma başlar. film neşe'nin son zamanlarda yaşantısına giren iki erkekten hangisini seçeceği konusu ile devam eder.
  1. filmde beni rahatsız eden şey adamın dediklerinin iyi anlaşılmamasıydı. yine de filmin havası suyu hoşuma gitmedi değil. iyiydi yani bir pazar öğlen can sıkıntısında izlenebilir. başrolde abdullah gül oynuyor.
    abi
  2. - saçına ne yapıyorsun?
    - yıkıyorum!

    saflığında bir film...

    şu ana kadar izlediğim en romantik evlenme teklifi sahnesini barındırmaktadır:

    ilgili sahne
  3. karakterlerin doğallığıyla kendini sevdiren film. biliyorum söylememe gerek yok aslında, ama ercan kesal'ın yine muhteşem olduğunu söylemeden edemem.
  4. mahmut fazıl coşkun ya da ercan kesal ile yapılmış bir söyleşi hatırlıyorum. röportajı yapanın "film yozgat'ta çekildiği halde neden yozgat'ı göremiyoruz eleştirileri var filmle ilgili" sorusuna "tüm kentler birbirine benzedi, özgünlükleri kalmadı. anadoluda hangi kente hangi kasabaya giderseniz gidin aynı tür binaları, avm'leri görürsünüz. ne gösterecektik yozgat'tan avm'leri mi birbirinden çirkin betonarme binaları mı?"
  5. ercan kesal'in oyunculugunu seviyorum. bu filmde mukemmeldi diyemem ama bir zamanlar anadolu'da filmindeki muhtesem oyunculugunun uzerine cikamayacak sanirim.

    bu film ise guzel vakit gecirmemi sagladi. durmadan tekrar eden sarkinin rahtsizlik verdigini dusunmustum izlerken ama sonra baktim kendi kendime mirildaniyorum. filmden kucuk bir detay; (bkz: kafkas usulu cay) . kesinlikle denemenizi tavsiye ederim. ercan kesal tarifini cok guzel veriyor ama diger ablamiz pek ciddiye almiyor. cok sey kacirdiginin farkinda degil.
  6. ercan kesal'ın yardırdığı samimi film.
    amok
  7. kurgusu güzel fakat detaylar yeterince işlenmediği için soluk kalan film. senaristi çok güzel bir hikaye buldum diye sevinmiş de sevinçten devamını getirememiş sanki
  8. ana karakteri canlandıran ercan kesal zaten oyunculuk olarak aldı yürüdü son zamanlarda popüler dizilerin birinde de oynadı onu tartışmayacağım ki aldığı altın koza film festivali - en iyi erkek oyuncu ödülünü sonuna kadar hak etti. filme gelecek olursak ;
    !---- spoiler ----!

    ''peruk'' evet peruk üzerinden bir insanın doğası, kişiliği ve hayata bakışı nasıl anlatılır onu görüyoruz. ana karakter yani yavuz avm'lerde şarkı söyleyen sesini duyurmaya çalışan ama kalabalıklarda yalnızlığı yaşayan orta yaş üzeri bekar bir karakter. artık büyük şehirde işler istediği gibi gitmeyince çareyi taşraya yani yozgat'a kaçmakta buluyor. aldığı bir teklif sonucu yozgat'a gitmeye karar veriyor ve yanına aldığı neşe adlı genç bir kız ile birlikte yeni bir yaşam kurma üzerine başlayan bu macera neşe için bir yükseliş yavuz içinse bir çöküş sahnesine dönüşüyor. yozgat'ta sınırlı imkanlardan dolayı neşe ile aynı odayı paylaşmaya başlaması aslında yavuz'un iç dünyasına açılan bir kapı ve bunu seyirciye yavuzun herkesten sakladığı kel kafası ve peruğu üzerinden veriyorlar. ayrıca yan karakter olarak gözüken ama tadı damakta bırakan performans sergileyen tansu biçer ve nadir sarıbacak cuk oturmuş iki karakteri canlandırıyor. burada da bireyin içinde bulunduğu yaşayış şeklinin ikili ilişkilere nasıl yansıdığını görüyoruz. sabri ile neşenin yakınlaşması bir nevi kent ve taşranın kaynaşması gibi sunulmuş gayet başarılıda olmuştur.

    !---- spoiler ----!

    sonuç olarak henüz izlemediyseniz ve festival-sanat filmleri sıkıcı olur klişesine takılmıyor iseniz bir şans verin derim. hiçbir şey memnun etmezse de ercan kesal'ın oyunculuğu sizi memnun eder.
  9. daha once film ile ilgili birseyler karalamistim ama (bkz: nadir sarıbacak) 'tan bahsetmeyi unutmusum. ufak bir rolu var filmde ama o kadar guzel canlandirmis ki karakteri donup tekrar izleme hissi uyandiriyor. anadolu kasabalarinda belediyelerin kurslarinda boy gosteren, her sanat dalindan anladigini sanan elitist genclerden birini canlandiriyor hatta yasiyor o rolu. radyo yayini yapar bu genc, siir okur, sinema elestirir, baglantilari vardir, kurs verir/alir vs yani herseyden biraz biraz bilen ama aslinda hicbirinde dikis tutturamayan birisidir. dogru sandigi ama aslinda yanlis olan anektotlar verir. anadolu'da bu gencler cok fazladir hic denk geldiniz mi bilmiyorum ama ogretmenligim sirasinda bu genclerden birkaci ile tanistim. o yuzden nadir saribacak'i izlerken gercekten tanistigim o gencleri gordum ekranda.

    (bkz: tansu biçer) icinde bir iki kelam yazmak gerek. kendisine haksizlik yapmak istemem. filmde cok konusmuyor ama mimikleri ve durusu ile oynadigi karakteri cok iyi yansitiyor.