• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.00)
yürümek - thomas bernhard
bir insanı umutsuz bir durumda gözlemliyoruz, durumun umutsuz olduğunu biliyoruz ve umutsuz durum kavramını da biliyoruz, ama bu insanın umutsuz durumuna karşı hiçbir şey yapmıyoruz, çünkü bu insanın umutsuz durumuna karşı bir şey yapamayız, çünkü biz kelimenin tam anlamıyla böyle bir insanın umutsuz durumu karşında aciziz, oysa böyle bir insanın ve onun umutsuz durumu karşısında aciz olmamak zorunda olduğumuzu kabul etmeliyiz, diyor oehler.
(yürümek)

thomas bernhard'dan iki çetin anlatı birarada:
yürümek (1971), evet (1978).

thomas bernhard, yürümek'te, "yürüme" ve "düşünme" kavramlarının birlikteliğini yazınsal bir birliktelikle, düşünmenin ve yürümenin içiçe geçen ritmiyle kurgularken, anlatının bütününde tekrarın sınırları zorlayan vurgusunu kullanarak, tekdüzeliğe sıkışmış, olağanüstülüğü ve dehayı boğan yaşam karşısındaki çaresizliği, bir insanın delirmesinin bütün kişisel temeline karşın kaçınılmaz bir sona işaret edişiyle kesiştiriyor.

evet anlatısında hem yazar hem okur yine "felaket"le yüzleşirken, ben-anlatıcının süreklilik halini alan bunalımdan kurtulma uğraşı bir insanın kendini feda etme hikâyesi ile kesişiyor. varoluşun ele geçirilmesi girişiminin, yürümek-düşünmek, felsefe-müzik birliktelikleri ile akıl hastalığına dayanma sınırına varmaktan kurtulamadığı, rastlantıdan öte felaket bir dünyanın felaket doğurduğu gerçeği buz gibi yüzümüze vuruluyor!
  1. thomas bernhard'ın düşünce akışıyla harikalar yarattığı denemesi. evet denemesi ile birlikte bastı yky. yürümek eyleminden yola çıkarak yine hayata dair ne varsa inanılmaz üslubuyla anlatıyor. romanlarındaki nefret en aza inmiş seviyede.

    ''hiç çekinmeden şunu da söyleyebiliriz ki belli bir ritimle yürümeyi ve belli bir ritimde düşünmeyi genellikle başarabiliriz, ama bu zanaat açıkçası en zor olanıdır ve ustasına çok nadir rastlanır. biri hakkında mükemmel bir düşünürdür deriz, bir başkası hakkında mükemmel bir yürüyüşçü deriz, ama tek bir kişiden onun aynı anda mükemmel (ya da olağanüstü) bir düşünür ve yürüyüşçü olduğunu söyleyerek bahsedemeyiz.''

    ''çocuk yapmayı destekleyen bir devlet, hele de kafasızca çocuk yapmayı, diyor oehler, kafasız bir devlettir, hele ilerici bir devlet hiç değildir, diyor oehler. çocuk yapmayı destekleyen bir devlet ne deneyime ne de bilgiye sahiptir. böylesi bir devlet suçludur, çünkü bilinçli olarak kördür, böylesi bir devlet güncel değildir, diyor oehler, ama bildiğimiz gibi güncel ya da diyelim ki güncel denilen devlet olanaksızdır ve böylece de bu bizim devletimiz asla güncel devlet olamaz.''

    ''bir şey yaparsak, yaptığımız şeyin bir hainlik, bir alçaklık, bir utanmazlık, çok büyük bir ümitsizlik olduğunu söylemek zorunda kalıncaya kadar yaptığımız şeyi düşünürüz, yaptığımızın doğal olarak yanlış olduğu açıktır. böylece her gün bizim için cehenneme dönüşür, istesek de istemesek de ve düşündüğümüz şeyi onun için gereken soğukkanlı düşünceye ve keskin zekaya sahip olarak aklımızdan geçirirsek, her durumda da bir hainliğe ve alçaklığa ve gereksizliğe varırız, bu da bizi dehşet verici biçimde bunaltır. çünkü düşünülen her şey gereksizdir.''

    ''nereye baksak ne soğukkanlı düşünce ne de keskin zekalılık görürüz, diyor oehler, her şey soğukkanlı düşünceden ve keskin zekadan yoksun ve akıldan da yoksun, devasa, tüyler ürperten uzun bir tarihtir. tarihe baktığımızda, keskin zekalılıktan ve soğukkanlı düşünceden hiç söz açmazsak, her şeyden önce onun akıldan yoksunluğu bunalım yaratır. bu nedenle tarihin tamamen akılsız bir tarih olduğunu, bu yüzden de tamamen ölü bir tarih olduğunu söylemek abartı değildir. gerçekten de biz, diyor oehler, tarihe baktığımızda, tarihe derinlemesine baktığımızda, ki benim gibi bir insan için zaman zaman bunu yapma cesareti eksik değildir, ardımızda gerçekte altımızda akıl almaz bir doğa vardır, ama aslında hiçbir tarih yoktur. tarih bir tarih yalanıdır savını ileri sürüyorum, diyor oehler.''

    ''görüş diye adlandırdığımız şey temelde bizim için durgunluk, devinimsizliktir, hiçtir, hiç. olay düşünülmüştür, görülmemiştir, diyor oehler. böylece biz, gördüğümüz zaman, son derece doğal olarak hiçbir şey görmeyiz, aynı zamanda her şeyi düşünürüz.''
    sezgi