• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.85)
yüzyıllık yalnızlık - gabriel garcia marquez
"yüzyıllık yalnızlık'ı yazmaya başladığımda, çocukluğumda beni etkilemiş olan her şeyi edebiyat aracılığıyla aktarabileceğim bir yol bulmak istiyordum. çok kasvetli kocaman bir evde, toprak yiyen bir kız kardeş, geleceği sezen bir büyükanne ve mutlulukla çılgınlık arasında ayrım gözetmeyen, adları bir örnek bir yığın hısım akraba arasında geçen çocukluk günlerimi sanatsal bir dille ardımda bırakmaktı amacım. yüzyıllık yalnızlık'ı iki yıldan daha kısa bir sürede yazdım, ama yazı makinemin başına oturmadan önce bu kitap hakkında düşünmek on beş, on altı yılımı aldı. büyükannem, en acımasız şeyleri, kılını bile kıpırdatmadan, sanki yalnızca gördüğü olağan şeylermiş gibi anlatırdı bana. anlattığı öyküleri bu kadar değerli kılan şeyin, onun duygusuz tavrı ve imgelerindeki zenginlik olduğunu kavradım. yüzyıllık yalnızlık'ı büyükannemin işte bu yöntemini kullanarak yazdım. bu romanı dikkat ve keyifle okuyan, hiç şaşırmayan sıradan insanlar tanıdım. şaşırmadılar, çünkü ben onlara hayatlarında yeni olan bir şey anlatmamıştım, kitabımda gerçekliğe dayanmayan tek cümle bulamazsınız."
(tanıtım bülteninden)
  1. gabriel garcia marquez'in muhteşem bir doğallıkla ördüğü, kendi hayal gücünü, latin amerika geleneklerinin özünden aldığı bir rayiha ile birleştirip edebiyat dünyasının tepesine koyduğu kusursuz eseri.

    klasik metinlere alışkın okurlara edebiyatın keskin yönlerini kolaylıkla gösterebilecek eserdir yüzyıllık yalnızlık. düz olay örgüsüyle işlenen klasik metinlere ya da dan brown, stephan king, paulo coelho gibi popüler işler yürüten yazarların düz sütunlarını artık tırmalamak isteyen okurlar için de edebiyatın mahzeninden çıkartılacak en derin hazinelere açılan yoldur. ve bu yolculuk kestirme bir yola değil de hayatınızda görebileceğiniz en güzide manzaralara eşlik etmenize sebebiyet veren şaşkınlık verici bir yolculuktur. ayrıca karakterlerin arcadio ve aureliona isimlerinden oluşması okutmuyorsa da bir zahmet, size asılan gevşek zincirlere tutunmayı sürdürün, hayat çok güzel; aşk, kelebekler, doğa harika filan.

    marquez'in bu eseri oluşturma sürecine eşlik ederken en önemli hadiseler dedesinin savaşla ilgili anlattığı hikayelerdir. simon bolivar ismine tutulur marquez. kitapta buendia ailesine ait olan, albayın hiç çıkmadığı, gümüş balıklar işlediği atölye, zaten marquez'in dedesinin sahip olduğu atölyeye göndermedir. albay gibi marquez'de çocukluğunun bir kısmını orada geçirir. diğer taraftan buendia ailesinin macondo keşfini sağlayan o düello sonucu yaşanan ölüm de dedesinin başından geçmiş bir olaydır. marquez'in yüzyıllık yalnızlık'da gösterdiği hikaye anlatma hususundaki başarısı ve eserde yaşanan olaylar dedesinin dokuması iken, büyülü gerçekçilik yağmuru ise anneannesinin masalları ve doğaçlama anlattığı hikayelerden gelir. muz katliamının gerçekten yaşandığı kolombiya'da macondo ise bir çiftliğin adıdır. deneyimlerin farklı dokunuşlarla aktarıldığı bu muazzam eser latin amerikaya has gerçeklik temasını da doğurur böylece. güzel remedios ise kanımca marquez'in hayata erken yaşta veda eden güzeller güzeli kuzeninden başkası değildir. tek başına güzelliğin değil de saflıkla güzelliğin birleşiminin ölümcül olduğunu zaten idrak etmemiz zor değildir.

    marquez'in lirik karakterleri içlerine kapanık ya da dışa dönük olsalar da onları anlayabileceğiniz bir empati diliyle metinde dolaşırlar. karakterleri değişik yönleriyle kurcalamanıza gerek kalmaz zira hepsi okur karşısına çıplak çıkar. belirgin karakteristik yapılarına marquez'in 'yalnızlık' teması eşlik ederken anı buhranına tutulur hepsi. dört nesil boyunca içinde yaşadığımız neslin ve içlerine girdiğimiz ailenin üyeleri anı trafiğinde sağdan sola savrulur. anılara değineceğiz daha sonra.

    karakterlerin bir kısmına baktığımızda şöyle bir şey görürürüz, belirgin mizaçlarının dışına çıkmayan karakterlere, insana ait olan olumlu ve olumsuz huyları böle-çıkara yüklemiştir marquez. amaranta kararsızlık ve pişmanlığın sembolü olurken pişmanlığın birleştirdiği bir anı dehlizinde yollar çatallanır zaten.

    kaybettiği eşinin ardından iç savaşa katılan albay iyice içine kapanacaktır ancak o zamana dek çevresine karşı sürdürdüğü yumuşak tutum büyük oranda değişecektir. iç savaşın ardından daha sert bir mizaca sahip olacaktır; öyle ki annesi dahil yanına yaklaşmak isteyen biri üç metreden daha fazla yaklaşamayacaktır. albay aureliona ana karakter-cik olarak göze çarpsa da uzun yıllar boyunca abartısız bir annelik güdüsüyle aile üyelerine kanat geren, kendisini terk eden evladı ve gelinini hiç arayıp sormasa da evladının ölümüne herkesten fazla üzülen de kuşkusuz ursula'dan başkası değildir.

    toprak yiyen rebecca'nın kederle yaşlanıp kuruması, çingene melquiades'in, buendia ailesi içinde dolaşan hayaletinin bir tür çingene sözünü anıştırırcasına ailenin son hükmüne dek onlarla kalması, güzel remedios'un uçup gitmesi büyülü gerçekçilik sözleriyle kımıldarken, iç acıtıcı pek çok sahnede eşlik eder okura, misal; jose arcadio ve pilar ternera birleşmesi sonucu dünyaya gelen, her zaman öfkeli ve kural tanımaz olan arcadio'nun da bilmeden annesi ternera ile birleşmesi iç acıtıcıdır. zira boyun eğmeye alışmış olan pilar latin amerika kadınının acizliğini kitap boyunca sürdürür. arcadio'ya hayır demek istemektedir ancak pilar, tatsız yaşamının hüznünde gömülecektir. hep o gelmeyen sevgiliyi bekleyerek, ve hiç gelmeyeceğini bilerek. arcadio ise idam mangasının karşısına dikildiğinde aklından son kez şunlar geçer;

    "yaşamla hesabını kesin olarak kapatırken kendi insanlarını düşündükçe duygulanmıyor, en çok nefret ettiği kişileri aslında ne kadar sevmiş olduğunu anlamaya başlıyordu."

    tabi ki yüzyıllık yalnızlık'da enseste yönelik kesintisiz bir vurgu söz konusudur. amaranta kendi büyüttüğü yeğenlerinden biriyle arasından geçenlerin tehlikesini görür ve bir daha yeğeniyle o biçimde bir iletişim kurmaz. buendia ailesinin son üyelerinden ikisi ise birlikte olur ve neslin son tohumu domuz kuyruklu olacaktır. ensest ilişki, kitap boyunca ursula'nın batıl inançlarla ölçülen endişeleri bakımından manidar olur. marquez bu kez okura neslin öncüsü ile sonuncusu arasındaki ayrımı ifade eden şu cümleyi yansıtır; "soyun babası ağaca bağlanır, sonuncusunu da karıncalar yer."

    kilise ve devlet de ciddi bir eleştiri yağmuruna tutulur. bazen açık bazen soyut ifadelerle okura yansıtılır bunlar. hiç mezar olmayan macondo'da ilk ölümler nitekim kilise buraya geldikten sonra başlar. otoriter devlet hükümleri de evlerin maviye boyanması ile ifşa edilirken, macondo'nun en güçlü ailesi buendialar yer yer devlet kurumlarıyla çatışır yer yer de kurumların güçlü temsilcilerinden kız alır.

    ve kitabın final cümlesi tüm o lirik karakterleri bizden koparırken, marquez'e has tınılarla okura son kez eşlik eder; "çünkü yüzyıllık yalnızlığa mahkum edilen soyların,yeryüzünde ikinci deney fırsatları olmazdı."

    sonuçta kitap biter ve aklınızdan şu geçer; keşke ben ölsem ve bu güzel anlatının içinde tekrar doğsam.

    öyle bir eserdir işte, boğazda düğümlenir.
  2. gerçekten güzel bir kitap. şimdi tabi ki kolaya kaçıp güzel deyip bırakmak isterdim ama bırakmıyorum.

    neden güzel bir kitap? ilk başlarda kafanızda kişileri oturtmakta biraz zorlanıyorsunuz belki özellikle herkesin adı nerdeyse aynı olunca ve de aynı adda 3-4 kişi olunca kim kimdi derken işler karışabiliyor. ancak bu aşamaları geçtikten sonra kitap insanı kendine çekiyor. anlatım tarzı kesinlikle sade değil. bu sebeple okuması daha zor ancak damakta bıraktığı tad daha da güzel olmuş. ailenin bir parçası olmak için uğraşmıyorsunuz, bu olay tamamen kendiliğinden gerçekleşiyor ve yaşanan kötü olaylara kendinizi üzülürken buluyor iyi olaylarda ise yüzünüzde yerli yersiz bir gülümseme oluşuyor. ki bu kitabın en büyük başarılarından biri bu bence.

    daha önce böyle samimi bir hissiyata orta okulda iken okuduğum harry potter serilerinde de rastlamıştım (harry potter ile bu kitabı karşılaştırmıyorum tabi ki sadece hissiyat dedim. edebi yön olarak teraziye koysak themis'in gözleri yaşarır herhalde.) tabi şimdi ki ben okusam harry potter'ı aynı şeyleri düşünemem büyük ihtimalle.

    her karakterin kendine has özellikleri var hiç kimse için uç noktalarda yorumlar yapılamıyor ( belki sadece üstünkörü, derinlemesine incelenmeyen karakterler için yapılabilir, ama zaten bu kitabın amacı sadece bir ailenin hayatını anlatmak ya da temeli bunun üstüne kurulu) hayatın kısa bir özetini sunuyor ve kendimizi tanrı gibi hissedebiliyoruz. tek eksik yanı olaylara müdahale edemememiz.

    söylemeden geçemeyeceğim son bir şey var ki tamamen öznel bir yorum olacak.

    !---- spoiler ----!

    babaanne o kadar kötü durumla baş başa kalmasaydı da, öleydi diye düşünmedim değil.

    !---- spoiler ----!
  3. edebiyatla ilgili herkesin okuması gereken bir eser. büyülü gerçekçilik akımının ne olduğunu en iyi bu romanla anlayabilirsiniz. bazı doğa üstü olaylar son derece normal gelişmeler gibi aktarılır. okumadan önce kitapla ilgili o kadar övgü dolu şeyler duymuştum ki galiba bunun yüzünden biraz hayal kırıklığı yaşadım. özellikle çok sayıdaki erkek kahramanın aynı ismi taşıması biraz yorucu ve sık sık kitabın başındaki soy ağacına göz atmak zorunda kalıyorsunuz. yine de çok benim gibi çok büyük beklentilere kapılıp okumazsanız kesinlikle sevecekseniz.
  4. önemlidir:
    kan akar ama kan gider merdivenlerden yukarı çıkar.
    bir 'arkadaş' salt bu olay nedeniyle, "yok, böyle bişey" diyip kitabı okumadan bana geri vermiştir.
  5. !---- spoiler ----!

    "çünkü yüzyıllık yalnızlığa mahkûm edilen soyların yeryüzünde ikinci bir deney fırsatları olamazdı"

    !---- spoiler ----!
  6. edebi olarak çok üst seviyede olmasının yanı sıra latin amerikanın siyasi geçmişinin özeti niteliğini de taşır.
    ayrıca bunu seven bunu da sevdi.
    sevgili arsız ölüm - latife tekin
  7. gabo* tarafından kaleme alınmış , yirminci yüzyılın en iyi romanlarından.

    peki bu roman da bizi neler bekliyor ? buendia ailesinin nesiller boyu süren yaşamına " büyülü gerçeklik " bakış açısı altında tanık oluyoruz.

    !---- spoiler ----!

    " albay aureliano buendia , yıllar sonra idam mangasının karşısına dikildiğinde, babasının onu buzu keşfetmeye götürdüğü o çok uzaklarda kalmış ikindi vaktini anımsayacaktı. "

    buendia aile ağacını atladıktan sonra romanımız yukarıda ki cümle ile başlıyor.

    jose arcadio ve eşi ursula'nın riohacha dan , sonradan adını "macondo" koyacakları topraklarda ki yaşamını okuyoruz gabo'dan .

    " evine git de bir silah al, öldüreceğim seni "

    ve öldürdü. o dönemler riohacha da , akraba evliliğinden doğan çocukların domuz kuyruğuna sahip olacağına dair düşünceler vardı. ursula bu durumdan çok korkuyor , kocasıyla birlikte olmuyordu. hatta korkudan bekaret kemeri takıyordu. bir yıllık evlilikleri olduğu halde çocukları olmayan buendia çifti hakkın da dedikodular patlak veriyor ve bir horoz dövücşü sonrası kendisine " horozun belki karına da bir iyilik ediverir" diyen prudencio'yu öldürüyor.

    prudencio ne ursula'yı ne de jose arcadio'yu rahat bırakmıyor. testiye su doldururken , banyo yaparken , bahçede gezerken sürekli prudencio ' yu boynunda ki deliğe ot tıkarken yalnızlık içerisin de bulunuyorlardı. bu duruma daha fazla dayanamayan jose arcadio yanına arkdaşlarını da alarak , evlatlarının , torunlarının , torunlarının torunlarının ve onların torunlarının yaşayacağı toprak olan macondaya göç ediyor.

    macondo'nun , gabo'nun çocukluğunu geçirdiği aracataca olduğu düşünülür. hatta 2006 senesin de oylama yaparak adını " aracataca macondo " olarak değiştirirler. o dönemler de ve şu an hala kolombiya da ensest evlilik olağan bir durum olduğu için romanın genelinde bu tarz pek çok ilişkiye şahit oluyoruz. yine aynı şekil de aile büyüklerinin isimlerinin , yeni doğan çocuklara verilmesi de çok popüler olduğu için , soy ağacında ki herkesin ismi ya arcadio ya jose. okur için her ne kadar zor gibi gelse de bir süre sonra roman başında ki soy ağacı yardımıyla da alışıyorsunuz.

    "babam ne diyor?" diye sordu.
    ursula, "çok üzgün," dedi. "senin öleceğini sandığı için üzülüyor."
    albay gülümseyerek karşılık verdi. "ona de ki," dedi, "insan ölme zamanı geldiğinde değil, ölebildiği zaman ölür."

    albay aureliano buendia ile hükümet ve devrimci libarel ordu arasında ki hiç bitmez bilmeyecek bir savaşa tanık oluyoruz. belki de benim için romanın en önemli kısımları bunlardı. macondo uzun yıllar huzur ve birlik için de yaşarken birden hükümet tarafından gönderilen sulh yargıcı don apolinar moscote ile durumlar değişir. don apolinar beraberin de askerlerle gelerek macondo halkı arasın da huzursuzluk oluşturur. ulasal bağımsızlık yıl dönümü törenleri nedeni ile tüm evlerin maviye boyanmasını emreder. sanırım macondo halkının hükümet ile tanıştığı ilk olaydı bu. albay sulh yargıcı ile bol bol vakit geçirirken hükümet ve liberal devrimciler hakkın da fikir sahibi olur , yaşanan olayları dinler , aklında ölçer , biçer , tartar ve sonun da yaşıtı arkadaşları ile birlikte liberal olduğunu karar verir. böylece albay aureliano buendia efsanesi başlar. albay , düzenlediği otuziki silahlı ayaklanmanın otuzikisini de kaybeder. yetmişüç pusu , ondört suikast ve bir idam mangasının elinden canlı kurtulmuştur. doğumundan ölümüne kadar olan evrimi ince ince işlenmiştir roman da. belki de en zengin içeriğe sahip olan karakterdir. macondo da doğan ilk insandır ve gözleri açık doğmuştur. küçük yaşlarından itibaren sessiz bir çocuk olan aureliano , babası gibi çingenelerin getirdiği icatlara ilgi duymuştur , küçük çalışma odasına kapanıp küçük metal balıklar yapmaktadır. hatta hükümete teslim olup küçük çalışma odasına geri döndükten sonra bunu bir döngü haline getirmiştir. metalden balık yapar , balığı eritip metal haline getirir ve tekrar balık yapar. maconda ya sulh yargıcı olarak gelip sonradan vali olan apolinar moscote'nin kızı remedios moscote ye aşık olur. fakat remedios küçük bir kızdır , yatağını ıslatan , bebekleriyle oynayan , ilk adetini yaşamamış küçük bir kızdır. yine de iki aile arasında ki gerginliği dindereceğini düşünerek aileler bu evliliğe onay verir. remedios oğlu aureliano jose'nin doğumu esnasın da ölür. albay bu ölümden sonra içine kapanır , sessizleşir ve asla evlenmez. yine de on yedi farklı kadından on yedi farklı erkek çocuğa sahiptir. oğlu aureliano jose yi de gömdükten sonra talihsiz evrimini tamamlar. artık tamamen farklı bir insan olmuştur. kendi ailesinin yanına belli bir mesafeden fazla yaklaşmasını istemeyen , silah arkadaşlarını haksız şekilde yargılayan , paranoyak , suskun , sinirli ve gaddar bir adam ortaya çıkarmıştır. girdiği bütün çatışmalara rağmen yalnızlığın esiri olarak ölmüştür.

    albay aureliano buendia karakterinin gabo'nun dedesi albay nicolas marquez mejia'nın komutanı olan rafael uribe uribe den esinlenildiği düşünülür. uribe uribe bin gün savaşı'ın da önemli bir rol almıştır.

    "ve bütün yazdıklarında boy boy, biçim biçim remedios yer alıyordu: öğlenin ikisinde herkese uyku getiren ağır havada remedios vardı, güllerin tatlı kokusunda remedios, ışığa üşüşen pervanelerin gizinde remedios, her zaman, her yerde remedios vardı."

    "belden aşağısı bedenin aşkı, belden yukarısı ruhun."

    aşk , sevgi , sevişmek , çılgınlar gibi , deliler gibi sevişmek. roman da bu duygular ve eylemler pek çok yerde geçiyor.

    albay aureliano buendia 'nın remedios moscote ye olan aşkı.
    rebeca'nın jose arcadio'ya olan aşkı.
    rebeca'nın pietro crespi'ye olan aşkı ve evlenemeyişleri.
    amarantha'nın pietro crespi'ye olan aşkı , bu uğurda üvey kardeş rebeca'nın mutluluğunu engellemesi.
    pietro crespi'nin hem rebeca'ya hem de üvey kardeşi amarantha'ya aşık olması. ikisiyle de birlikte olamayınca intihar etmesi.

    bunlar sadece buendia ailesinin ilk neslinde yaşanan aşklar ve ihtiraslar. tabi ki birde pilar ternera'mız var. bahsetmemek garip kaçar. kendisi hem albaydan , hem de albayın ağabeyi jose arcadio dan çocuk doğurmuştur. kendisini jose arcadio nun büyük , ihtişamlı erkekliğine teslim ettikten sonra , albaya da acıyarak vermiştir.

    "yüzbaşı ateş emri verdi ve on dört makineli tüfek o anda emri yerine getirdi. ama bütün bunlar gülünç bir oyun gibi görünüyordu. sanki makineli tüfeklere boş kapsül doldurulmuş gibiydi. çünkü tüfeklerin tarrakası duyulduğu ve ardı kesilmeden kurşun tükürdüğü görüldüğü halde, kalabalıkta en ufak bir tepki yoktu. bir anda taş kesilmiş gibi duran kalabalıktan ne bir ses, ne bir soluk duyuluyordu. birden istasyon tarafından yükselen bir ölüm çığlığı büyüyü bozdu. duyulan " aaah, anacığım," avazasesi yeri göğü titreten bir ses, volkanik bir soluk, dünyalar değiştiren bir kükreme olup bomba gibi patladı kalabalığın ortasında. panik içinde bir anda kaynaşan kalabalık, kadınla kucağındaki çocuğu yutup sürüklerken, jose arcadio seguno, ancak öteki çocuğu yakalamaya fırsat bulabildi"

    çok uzun bir alıntı oldu biliyorum. kitapta en çok kanımı donduran kısım burasıydı sanırım. macando'yu kapitalizmle tanıştıran muz şirketi işçilerine adil davranmıyor , uygun koşulları sunmuyordu. jose arcadio seguno nun liderliğinde toplanan işçiler grev başlattı. muz şirketinin sahibi mister brown hükümetten yardım istedi , hükmet orduyu görevlendirdi. açıklama yapacağını söyleyerek üç bin insanı tren garına toplayan ordu , halkın üzerine ateş açtı. cesetleri trenlere doldurup okyanusa döktü. bu olay hiç bir zaman duyulmadı , hatırlanmadı. jose arcadio seguno yaşananları anlattığında kendisiyle dalga geçilmiştir ve muz şirketinin işçilerle anlaşmaya vardığı hatta şölen düzenleneceği söylenmiştir. anlaşma şartlarının uygulanması için ise yağmurun dindiği zamanı göstermiştir. ve bu yağmur dört yıl , on bir ay , iki gün sürmüştür.

    işin kötü yanı bu olayın gerçek olması arkadaşlar. united fruit company tarafından işletilen şirkette , çalışma şartlarından ve haksızlıklardan dolayı grev başlamıştır. 12. kolombiya başkanı miguel abadía méndez ve kolombiya muhafazakar parti tarafından şartların görüşülmesi için ordu görevlendirilir. aynı zaman da amerika birleşik devletleri , united fruit company'nin hakları korunmaması halinde kolombiya hükümetini işgal ile tehdit etmektedir. yapılan görüşmelerde sonuca ulaşılamayınca , çatılarda mevzi almış askerler silahlarını halka doğrultur. beş dakikalık dağılma uyarısından sonra aynı anda ateş açılmıştır. resmi açıklamalar da ölü sayısı 9 ve 47 arasında değişse de olaydan sağ olarak kurtulan tanıklar 800-3000 arası olduğunu söylemektedir.

    sanırım şimdilik burada bitireceğim , katliamlar , güçlünün güçsüze baskınlığı beni her daim üzmüştür. belki editleyerek devam ederim veya yeni bir entry yazarım. yine de yazmadan edemeyeceğim.benim için kitabın sonlarına doğru en vurucu iki kısım.

    " kocası, "hayır," diye karşı çıktı. " adını aureliano koyacağız ve aureliano tam otuz iki savaş kazanacak."

    "soyun atası ağaca bağlanır, sonuncusunu karıncalar yer"

    bu bölümde özellikle albayla ilgili yazdım çünkü favori karakterimdi. bunun dışın da hakkın da yazmak istediğim karakterler ; ursula , amaranta , aureliano segundo , arcadio ve son olarak aureliano - amaranta ursula çifti.

    !---- spoiler ----!

    okumamış olan arkadaşlar , okuyun. hayatınız boyunca okuyabileceğiniz en güzel romanlardan birisi. bir ülkenin tarihi , karakterleriyle , olaylarıyla , büyülü gerçeklik ile bu kadar güzel anlatılabilirdi.

    okuyan arkadaşlar bir daha okuyun , kitapta bahsedilen olayları araştırarak bir daha okuyun , çok daha fazla anlam ifade edecek hepimize. ben yine çok kısa bahsettim olaylardan. çok daha fazlası yazılabilir ve yazıldı da.

    kaynaklar :

    bin günlük savaş

    colonel aureliano buendia

    yüzyıllık yalnızlık üzerine

    banana massacre

    rafael uribe uribe

    ve başucumda duran kitabım.
  8. sihirli gerçekçilik akımı sevenlerin okuması gereken bir kitap. arkasından kırmızı pazartesi okunabilir. gerçekler büyü atmosferinde anlatılınca etkisi nasıl oluyor, öğrenmiş olursunuz. magic realizm!
  9. insanda yazar olma isteği uyandıran,marquez'in daha iyisini yazabileceğini söylediği ama aşılması neredeyse olanaksız kitaptır.isim benzerliklerinden karakterleri takip etmek zor gibi görünsede karakterler birbirinden kesin çizgilerle ayrılır.romanı yazarken albayın öldüğü bölümde eşi marquez'in odasına kapanıp haftalarca ağladığını anlatır,böyle bir travma ile yazılan latin amerika edebiyatının yapı taşıdır.bir kez okumak kesinlikle yeterli değildir.
  10. daha etkileyici bir kitap okur muyum bilmiyorum. bu kitabı ilk defa okuyacakları kıskanmamak elde değil.