1. tes
  2. bir sene içinde 100'den fazla verdiği konserle "sanat güneşi" ünvanını alan türk müziğinin en sevilen isimlerindendir zeki müren.
    genci, yaşlısı herkesin gönlünde yer etmiştir, hem şarkıları hem de o muhteşem sesiyle...

    yaşadığı çağın ötesinde hareket eden ve yaptığı yenilikleri saygıdeğer kişiliği sayesinde insanlara kabul ettiren muazzam bir insan, büyüğümüz ve sanat üstadımızdır.

    31 aralık bursa doğumludur kendileri. devlet güzel sanatlar akademisi, yüksek süsleme bölüm mezunudur.

    oynadığı bir tiyatro oyunu,
    çeşitli radyo konserleri,
    600'ü geçen plak ve kaseti,
    17 yaşında ilk bestesiyle birlikte 200 civarı bestelediği şarkısı,
    rol aldığı 19 filmi,
    bir şiir kitabı vardır.

    17 yaşında “zehretme hayatı bana cânânım” la başlayan ilk bestesinden sonra "manolyam", "gözlerinin içine başka hayal girmesin" gibi unutulmaz bestelere de imzasını atmıştır.

    "beklenen şarkı" filmiyle 1954 yılında sinema hayatına atılmış, bir nevi uzun metrajlı klip havasında içinde, şarkılarını kendi bestelediği 18 filmde daha rol almıştır.

    tiyatroyu çok sevmesine rağmen konusunu içine sindirerek oynadığı tek bir tiyatro oyunu vardır.

    1966 yılında arena tiyatrosu'nda oynanan, yönetmenliğini cüneyt gökçer'in üstlendiği, rahmetli altan karındaş ile birlikte çay ve sempati oyununda tom robinson lee'yi canlandırmıştır.
    oyun halk tarafından çok beğenilmiş, yaptığı gişe ile aylarca sahnelenmiştir.

    yakın zamanda özel bir banka; "işte benim zeki müren" isimli sergiyi açmıştır. ankara, bodrum, izmir derken en son bursa'da olan bu gezici sergi sayesinde sevenleri kendi el yazısıyla paşanın şiirlerini, çocukluğundan itibaren çekildiği fotograflarını, sahne için özenle tasarlanmış kıyafetlerini, sevgili annesine yazdığı mektuplara kadar görebilme şansını elde etmiştir.

    çok sevdiğim zeki paşam ile ilgili unutmadığım yegane anı aramızdan ebediyete ayrıldığı gece ile ilgili ne yazık ki. trt izmir televizyonun, sanat hayatına başladığında ilk kullandığı mikrofonu hediye ettikleri gece vefat etti sanat güneşimiz. o gece ajda pekkan ve muazzez ersoy'la birlikte konuk olmuşlardı programa. ödülü alırken ki heyecanı dün gibi gözümün önünde. yerine oturduktan kısa bir süre sonra içeriye geçmek istemiş ve o gece kalp krizi sonucu sanat güneşimizi kaybetmiştik. bir devrin büyük üstadı bir çınar misali ayakta veda etmişti sevenlerine. 24 eylül 1996'da vefat eden sanat güneşimizin cenazesi büyük bir kalabalıkla birlikte bursa, emirsultan mezarlığına defnedilmiştir.

    bir de unutmadan sevgili zeki müren'e ülkecek "paşam" dememizin de bir hikayesi vardır. yasemin bozkurt ile yaptığı bir röportajında bahsetmişti bu konudan.
    zeki müren'in kendi sesinden dinlemek isteyenler için şuradan izleyebilirsiniz

    videodaki konuşmalar ise şöyledir:

    yasemin bozkurt:
    sizi yakından tanıyanlar, adınızla değil de “paşam” diye hitap ederler. bu sözcüğün yaşamınızda bir anısı ve geçmişi olması gerekir. bunu dinleyebilir miyiz?

    zeki müren:
    gayet tabi, hemen cevaplayayım efendim. bunu bir çok kişi sordu bana bugüne kadar.
    efendim, 1969 yılında, aspendos konserimden sonra, antalya halkı bana “sanatın paşası” ismini layık gördüler, teveccüh gösterdiler ve antalya’da “paşam paşam” diye hitap etmeye başladılar. sonra, bu bodrum’da duyuldu, bodrum halkı da “paşam” diye hitap etmeye başladı ve şimdi istanbul’da, başka şehirlerde, her ortamda “paşam” diyorlar. ben “bana ‘paşam’ diye hitap edin” demedim hiç kimseye. zaten böyle bir şey düşünülemez benim için. fakat bu tabir beni rahatsız etmiyor. alışıldı gibi bir şey. alıştım adeta. bir çok kişi “paşam” diyor efendim.
  3. ölmek ne kötü şey. antalya' da yaptığı bir konserde, beklediğinden çok çok fazla insan gelmiş ve anlattığına göre o konserin heycanını günlerce üzerinden atamamış. yüzünde, düşmeyen bir tebessüm ile günlerce uyuyamamış, yemek yiyememiş.
    yani -beni sizler yarattınız- sözünün arkasında durarak, halka gereken sevgi ve muhabbeti göstermiş. bir arkadaşımın babası kamyon şoförüydü. kim bilir kaç sene önce, şehirden şehre ev eşyası nakletmek için yola çıkmış. sabahın erken saatlerinde, zeki müren'in bodrumdaki evine varmış. o eşyaları yerleştirirken zeki müren hemen, arkadaşımın babasına evin salonunda bir kahvaltı hazırlatmış. o kadar kibar ve içten davramış ki sanki gerçek değil gibi. bir sanatçının böyle olması gerekiyor: mutfakta, müştemilatta değil evinin salonunda kahvaltı ikram edecek kadar alçak gönüllü, teşekkür etmeyi bilecek kadar görgülü ve en önemlisi de bunu kameraların önünde şov amaçlı yapmayacak kadar da kişilikli... yalanlarla kimseyi oyalamamış bir insan o. kendi kişiliğini açıkca yaşamış. kendinden utanmamış.


    ve bir de şu şarkıyı söyleyip, yüreğimizi dağlamış:

    gitme sana muhtacım
    gözümde nursun başımda tacım
    beni öldür öyle git
    yaşamak için senin sevgine muhtacım...

    muhtacım ellerine, muhtacım sözlerine
    ruhumu ısıtacak sımsıcak nefesine
    gitme...
  4. öldürdün be paşam... bu gece de öldürdün bizi...

    https://www.youtube.com/watch?v=62OxK2WyFTU

    "yıllar aldığını vermez ki geri, kaybolan ümitler dönmez ki geri,
    boşuna suçlama artık kaderi, hatayı-günahı kendinde ara..."
  5. adama bosuna sanat gunesi demiyorlar. makyaj yapmayi seven, sevenlerine layik olmaya ozen gosteren hurmet eden adam gibi adam.

    özenen soytarilar adını kirletmeye yetmez pasam.
  6. ön yargılarımı yıkan saygı duyduğum büyük insan. kendisini canlı duymak gibi bir şansım yok belki ama en büyük hayallerimden birisi ilerde evimde içerken gramofondan kendisinin eserlerini dinlemek.
    wtf