• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.00)
ziyan - hakan günday
'beyaz gövdeli zenci köpeklerimiz var. adları da var. ama onlar birer heykel. çağırınca gelmiyorlar artık. cennetin kapısını bekliyorlar. karla karışık toprağa gömülebilmek için kulakları dik donuyorlar! öyle bir cennet ki, paslı demirin bile ak sakalı var. bizi saran tel örgüler beyaz angoradan örülmüş. havası havlamayı bırakmış, ısırıyor. beyaz ağzı etimizle dolu. bu yüzden sessiz bir ayaz var. saçaklardan sarkan mızrak dişleri ensemize saplanmış. gazete kâğıdı gibi buruşmuş derimizde mor diş izleri, bekliyoruz.cennetten kovulmayı. bembeyazız. soğuk. donmak. çözülmek. tekrar donmak.daha fazla hiçbir şeye gerek yok. fiilleri çekmeye bile. herkes kalsın yerinde. bıraksınlar, yaslansın göğsüm sırtlarına, ılıklaşsın enseleri nefesimle. yavaş yavaş sokayım dilimi derilerine. aksın içlerine hayatımın zehri. yirmi adet mermi. muhteşem! hepinizi geberteceğim! ama hepinizi!' (kitap bilgileri idefix'den alınmıştır.)
  1. askerlikten soğutacak, askerliğin yıkıcı etkilerini anlatamasa da hissettirebilecek bir kitap. hakan günday askere gitmeseydi bu kitap yazılamaz, haliyle de okunamazdı. teşekkürler tsk.
  2. okuyucu kitlesi tarafından en başarılı eseri olarak değerlendirilen ziyan (benim içinse hala "azil"), aslında bu ülke sınırlarında tabu bir kavram olan "askerlik" üzerine yazılan ve tarihi dokundurmalara sahip bir roman.

    tek tabu kavram askerlik de değil bu romanda zorunlu askerlik, doğu, atatürk ve perişan kadınlar da kendine yer buluyor ve oldukça derin bir şekilde eleştiriliyorlar. öncelikle kapak tasarımı değerlendirilmelidir.

    özellikle işlediği konu ile birlikte düşündüğünüz zaman oldukça anlamlı hale gelecektir. bir asker üniformalı gövde, kendi göğsünü ikiye yarıp açmakta ve buradan kalpaklı bir "şey" görünmektedir. aslında bu bile kitap içindeki askerlik konusunda yaşanılan buhran ve ikilemleri ifade etmektedir. tarih örgüsü ele alındığında, genel olarak bir romanın içine yedirilen romanlarda tarihsel çelişkiler söz konusudur. hakan günday kitabında bu durumu minimize etmiş olup çok dikkatli okuyucular tarafından fark edilecek kadar aza indrimiştir.

    kitabın ilk başlarda sadece bir askerlik eleştirisi olacağını düşünüyorsunuz. çünkü o şekilde başlıyor. isyan içindeki doğuda askerlik yapan bir erin değerlendirmeleri ve yaşadıkları diye düşünmeye başlıyorsunuz ve burada kitaptan beklentinizi oldukça düşürüyorsunuz. işte bu bir günday oyunu oluyor ve devamında sizi saran bir kurguyla başbaşa kalıyorsunuz.

    burada belirtmek gerekir ki kitap bir askerlik romanı değil, kitap bir nefret ve huzursuzluk romanı. kışla, askerlik ve diğer ögeler sadece ruh halinin tanımlanmasına yardımcı ikincil ögeler daha fazla değil. zorunlu askerlik kavramını o kadar derinden işliyor ki söz konusu asker gibi sorguluyorsunuz bu kurumu. bu kadar tabu kavramının hepsini romanında eleştirerek o kadar farklı şekilde işleyişi ve çıkarımları arasında boğuluyorsunuz.

    hakan günday karakterlerinin genel özelliğine sahip bir asker, iyi derecede yabancı dil, orta üstü aile ve eğitim. bunlara rağmen normal olmayan ve farkındalıığını çok farklı şekilde deiğerlendiren bir karakter ve karşımızda. geçmişin sürekli peşinden gelmesi gibi geçmiş yaptığı hatalar yüzünden bulunduğu noktada olan bir asker var. bu asker ile azil karakteri arasındaki bağ ise insanı şoke ediyor.

    geçmişi yüzünden turizm jandarması yapılmayan ve bir de sosyal hayatın gereklerini yerine getiremeyeceğine inanılan diğer rehberlik ve danışma merkezindekilerle birlikte -30 derecede doğuda yapıyor. buradaki çelişkiyi görüyor asker yani turistlerle görüşütürlecek kadar stabil bulunmayan ama her gün birliğin güvenliği adına silah bu durumun mantığınla nöbet tututyor.bu çelişkiyle birlikte kendini uyumsuzlaştırıyor “asker” ve kendisi gibi uyumsuzlarla birlikte nöbet tutuyor, üşüyor, üşüyor, nöbet tutuyor.

    bölümlerin eksi olarak başlaması ve eksilerek bitmesi ise hakan gündayın psikolojik gerilim yaratmasının diğer yollarından sadece biri. ufacık bir detay bile insanı bu şekilde derinleştirebiliyor.

    tavsiye: azil'i okumadan okumayın, bağlantıları kurmak daha rahat olacaktır.
  3. askere gidilmeden önce okunmasını pek tavsiye etmediğim kitap. askerlik sonrası okunduğunda ise belki de yaşarken farkedemediğiniz, yada farketmek istemediğiniz herşeyi bir bir yüzünüze çarpmış hakan gunday. okumaya bu kadar geç kaldığım için kendime kızgın değil ama kırgınım.
  4. çok çarpıcı bir sonu var. askerlik ile ilgili düşüncelerimi ziyadesi ile desteklemiş güzel bir roman. işin tarihsel noduna çok güzel bir düğüm atmışlar. okurken keyiflenip üzülüp kahkahalarla güldüğümü hatırlıyorum. bu höykürerek gülmelerin biri metroda olmuştu. deli midir nedir bakışları ile karşılaşmıştım. delinin teki kitabın içindeydi. bak hatırlayınca yine güldüm.

    bazı kitaplara yapışıyor bazı anılar. çok hoş.