13 mayıs 2014 soma faciası - youreads



  1. "arkadaşlarımız madende öldü, biz de açlıktan öleceğiz" diyen madencinin ismi nihat çelik'tir. madenlerdeki insanlık dışı sömürü düzenini, katliamın sorumlularını açıkça, dobra dobra anlatmıştır. sermayeyi ve devleti karşısına almaktan çekinmemiştir. yaptıklarının bir bedeli vardır, o bedeli ödemektedir.

    namuslu, dürüst bir hayat sürmenin; iyi, güzel, düzgün bir insan olmanın bir bedeli vardır. oturduğunuz yerden, kendiliğinden, ex definitio onurlu bir yaşam süremezsiniz, haysiyet sahibi biri olamazsınız. bunlar için mücadele etmeniz, o acıları yaşamanız, o bedelleri ödemeniz gerekiyor.
    mutlu
  2. 2 yıl oldu... daha dün gibi aklımda o manzara, buralara çöken karanlık, kaza denen fıtrat denen cinayet, insanlığa atılan o tekme. unutursak kalbimiz kurusun.
  3. bugün ikinci yılını geride bırakırken unutulmaya yüz tuttuğunu hatırlatmak istediğim faciadır. ilk duruşmada davaya giden binlerce kişi varken ve gelenlerin sadece ellide biri salona sığarken, 12 nisan 2016'daki son duruşmada akhisar ağır ceza mahkemesi’ne yalnızca hâlâ duyarlı kalabilen son kitle ve yol parasını denkleştiremedikleri için imece usulüyle toplayan madencilerin yakınları gelebilmiştir. bunun altını özellikle çiziyorum çünkü bir davanın takipçisi kalmazsa o dava her zaman sermayenin işine geldiği gibi çözümlenir ve rafa kaldırılır. keza gidişat da bu yöndedir. tutuklu sanıklardan ikisi tahliye edilmiştir. aylardır ortada olmayan ve soma davasının çözümü için büyük önem taşıyan topçu defterleri ortaya çıkmış olmasına rağmen "bu defterler bizde, tasnif ediyoruz, uygun hâle gelince mahkemeye sunacağız." diyen sanık avukatları tarafından mahkemeye teslim edilmemiştir. bu düpedüz delil karartmaktır. zaten temel amaç da delilleri yeterince kararttıktan sonra alt düzey mühendislerin ağır cezalar almasını ve esas sorumluların beraat etmesini sağlamaktır. şirketin altı tane madenini yönetmekle sorumlu genel müdürün duruşmada saraydaki diktatörün fıtrat edebiyatıyla ‘maden mühendisinin kaderi böyledir. bu mesleğin tabiatı böyledir. ya sanık olursunuz ya ölü olursunuz.’ demiş olması alt düzey mühendislere biçtikleri rolü net bir şekilde ortaya koymaktadır.

    2005 yılından beri madencilik yaptığını ve atabacası’nda görev yaptığını belirten sezai yıldırım'ın “kullandığımız maskeler, ferdi kurtarıcı maskesi değildi. ferdi kurtarıcı maskesi olsaydı, kardeşlerim ölmezdi. bu maskeler faciadan sonra kullanılmaya başlandı” şeklindeki ifadesi tüm önlemlerin alındığını fakat bunun bir doğal afet olması sebebiyle engellenemeyeceğini iddia eden sanıklara tek başına cevap niteliğindedir.
    tanıkların dinlenmesi sırasında sanık avukatlarından yusuf koçyiğit, madenci ailelerini kast ederek, “seyirci baskısı altındayız. yeteri kadar savunma yapamıyoruz” demiştir. faciada hayatını kaybeden madencilerin yakınlarının haklı isyanına bile tahammül edemeyenler, hapishanede yapılan hukuk dışı anlaşmalar sonucunda tutuklu yargılanan sanıkların ifadelerini değiştirmesine sebep olanlarla aynı kişilerdir.

    soma'da işlenen suç toplumsal bir suçtur. soma'da yaşanan 21. yüzyıldaki en büyük maden faciasıdır. hükümet bu toplu işçi cinayetinin birinci dereceden sorumlusudur. katliamın temel nedeni, 80`li yıllardan başlayarak sürdürülen ve akp hükümetince de benimsenen emek düşmanı neo-liberal politikalar ve uygulamalarıdır. facia, hem madencilik hem de işçi sağlığı ve güvenliği alanında akp iktidarı boyunca ağırlaştırılmış bir biçimde sürdürülen özelleştirme ve taşeronlaştırma politikalarının sonucunu net bir biçimde göstermektedir.

    şirketin “ne pahasına olursa olsun, maliyeti düşürme ve üretimi kesintisiz sürdürme” yöntemi bariz bir burjuva tepkisidir, kâr odaklıdır. fakat görünen tablodan yalnızca şirket sorumlu olamaz, siyasal iktidarın büyük bir payı vardır. bu üretim modelini yaratan, kömür madenleri ve linyit sahalarını ihalelerle devredenler ve denetim sorumluluklarını yerine getirmeyenler ve faciadan iki hafta önce, 29 nisan 2014'te soma’da art arda meydana gelen kazaların ve yaşanan ölümlerin sorumluları ile nedenlerinin araştırılması amacıyla mecliste bir araştırma komisyonu kurulması istemiyle verilen önergeyi reddedenler yaşanan iş cinayetlerinin sorumlusudur.

    bugün hiçbir madenci 13 mayıs 2014'te olduğundan daha güvende değildir. üstelik bu facianın failleri maden ocağını yeniden açma peşindeler.

    facianın meydana geldiği eynez maden ocağının yeniden açılacağı konusunda müşteki avukatlarından selçuk kozağaçlı'nın  yaptığı değerlendirme dikkate değerdir.

    “hiç utanmadan 30’a yakın mühendis, baş mühendis, tekniker ‘biz bu felaketin, bu katliamın nedenini hala bulamadık. hapishanede kafa kafaya verdik. bir buçuk yıldır düşünüyoruz. bilimsel raporlar okuduk. hala nasıl olduğunu anlayamadık.’ diyorlar. bu madeni önümüzdeki ay açmaya çalışıyorlar. nedenini anlayamadıkları bir faciada 301 insanımızın katledildiği madeni utanmazca açmaya çalışıyorlar. işte bu yeni 301 kişi bu yüzden ölecek. buna izin vermeyeceğiz. bu dava, bu ülkenin madencilik sektöründe en büyük davasıdır. bu ülke maden patronlarının, siyasi iktidarlarının aralarında havuz kurarak işçileri öldürtecek bir ülke olmaktan çıkacaktır. öldürtmeyeceğiz kardeşlerimizi, sevdiklerimizi. bu dava bunun tescilidir.”

    2 gündür aynı gömleği giydiği için isyan eden enerji ve tabii kaynaklar bakanı taner yıldız'ı da, ambulansa alınırken "çizmeleri çıkarayım da sedye kirlenmesin" diyen işçiyi de, başbakan danışmanı yusuf yerkel'in madenciye attığı tekmeyi de, olaydan önce muhalefet gündemi tıkamak için eften püften araştırma önergeleri veriyor diyen şamil tayyar'ı da, "bunlar olağan şeylerdir. literatürde iş kazası denilen bir olay vardır. bunun yapısında fıtratında bunlar var. hiç kaza olmayacak diye bir şey yok.'' diyen başbakanı da unutmayacağız.

    kaza değil cinayettir bu, sermaye ve iktidar işbirliğinde yapılmış bir katliamdır. yargının bağımsızlığına zerre güvenimiz olmasa dahi katil devlete hesap verdirmek için son duruşmaya kadar soma davasının takipçisi olmak zorundayız. davanın sonucu ülkedeki tüm madencilerin kaderini belirleyecek. çünkü bu dava burjuva hukukuyla yargılanan bir sınıf savaşıdır, bir yanda burjuvazinin sanık avukatları varken diğer yanda proletaryayı savunan devrimci işçi avukatları vardır. sonuç bu sebeple kritiktir, davanın kazanılması en azından her gün ölümle burun buruna yaşayan diğer madencilerin hakları ve güvenliği için bir dayanak teşkil edecektir.

    "yerin derinliklerinden geldiler
    ellerinde susmak bilmeyen bir yeraltı güneşiyle
    ne kadar diplere bastırılsa
    o kadar boğulmak bilmez yankısıyla yüreklerinin
    ağır ağır geldiler...
    sonra hergün geldiler artarak geldiler
    kadınları çocukları ve alkışlarıyla
    yoğurt mayalar gibi geldiler
    pişkin ekmekleri bölüp de paylaşır gibi
    su gibi ateş gibi
    her gün yeni ağızlar eklendi ağızlarına
    yeni yollarla tanıştı ayakları
    her gün yeni kabuklar çatladı
    yeni kulaklar işitmeye başladı söylediklerini
    bir kent oldular sonunda
    ve adını değiştirdiler ülkenin"

    maden-piyasa ilişkisini müthiş biçimde somutlayan bir belgesel önerisiyle noktalıyorum.

    (bkz: 16 ton - ümit kıvanç)