ahmet şık - youreads



  1. yargılandığı oda tv davasında bugün beraat kararı verilmiş tutuklu gazeteci. şu sözleri de tarihe geçecek, diğerleri gibi:

    "Söyleyecek çok şeyim var. Ama aklımdan geçenleri söylersem yeni davalar açılacak. Cumhuriyet iddianamesi göstermiştir ki adalet sarayları mezarlığa dönüşmüştür. Bu adliye gerçekten adaletin mezarı simgesi haline geldi. Adaletin mezar kazıcılığını da bizzat bu savcılar ve hakimler yapıyor. Girişteki adalet heykelin terazisinde bir tarafında adalet, şeref diğerinde adaletsizlik ve şerefsizlik var. Güya o terazi adaletin tesisinin simgesi ama şu bir gerçek ki bu mezarın içinde yargılananlar için her hangi bir adaleti tartmıyor bu terazi. Savcı ve hakimler için tartı işlemi görüyor. Ve maalesef bu yargı mensupları için bu terazinin kefesindeki kötülük daha ağır oluyor."

    "Bu mafya iktidarı, bu kötülüğün organize olmuş hali hak ettiğini bulacak, kaçınılmaz olanı yaşayacak"

    Ahmet çıkacak, yine yazacak!
    mesut
  2. savunmadaki şu kısım en canalıcı yerdir:

    ""cumhuriyet gazetesi'nde aradiğiniz örgüt, siyasi parti kiliğinda ülkeyi yönetiyor"

    cumhuriyet gazetesi’nde aradığınız örgüt, siyasi parti kılığında ülkeyi yönetiyor. sahibinin sesi olmuş medyası da bu organize kötülük örgütünün yalanlarını gerçekmiş gibi sunuyor. suçlarını perdeleyip, kötülüğün yaygınlaşıp sıradanlaşması görevini yerine getiriyor. yani örgüt propagandası yapıyor.

    çünkü en bilinen hakikat tüm çarpıklığıyla bir kez daha karşımızda duruyor: suç dünyanın en güçlü zamkıdır.

    siyasi iktidar, bürokrasi, yargı, talancı sermaye ve sahibinin sesi olmuş medyayı birbirine yapıştıran da bu zamktır.

    bu kirli düzen, bu suç hanedanlığı hep sürecek zannedenler yanılıyorlar. tarihin sayfalarını karartan tüm diktatörlüklerde olduğu gibi, kinlerinin ve hırslarının doymak bilmez açlığıyla yol almaya çalışanlar her zaman kendi sonunu hazırlar. taşlarını kendi döşedikleri cehennemlerine vardıklarındaysa o görkemli küstahlıktan, akılları kör eden kibirden eser kalmaz.
    kimsenin kuşkusu olmasın, tüm kişi ve kurumlarıyla organize kötülük örgütünün bu ablukası da dağıtılacak.
    çünkü bu ülkede;
    - demokrasi düşmanlarına inat, kalıcı ve yaygın bir demokrasi için mücadele edenler var.
    - hukuku katledenlere inat, hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edenler var.
    - menfaat düzenlerini sürdürmek için savaşı ve ölümü kutsayanlara inat, barışı ve yaşamı esas kılmaya çalışanlar var.
    - çocukları katledenlere, pedofilleri koruyanlara inat çocukların düşlerini gerçek kılmak için çabalayanlar var.
    - ve hakikati boğmak isteyenlere inat gazetecilik yapmaya devam edenler var.
    gazetecilik faaliyetlerimin suç olarak gösterilmeye çalışıldığı bir operasyona karşı söyleyeceklerim bundan ibarettir. ve hiçbir şekilde savunma değildir. ki bunu gazeteciliğe ve mesleğimin etik değerlerine hakaret sayarım.
    çünkü gazetecilik suç değildir."
  3. Hukuk tarihine geçecek nitelikteki savunmasını okurken, elinde "metin katledildi, susmayacağız!" manşetli evrensel gazetesiyle çekilmiş o meşhur fotoğrafıyla gözlerimin önünde beliren, her paragrafta onunla aynı safta olmanın gururuyla dolduğum gazetecidir. Gazetecilik suç değildir. Allende'nin de dediği gibi, “Tarih bizden yana ve tarihi haklılar yazar.”

    Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet!
  4. 11 eylül 2017 cumhuriyet gazetesi davasındaki savunmasının tam metnini ekleyelim şuraya

    !---- spoiler ----!

    ahmet şık’ın savunmasının tam metni şöyle:

    ahmet şık: meslektaş demeye utanırdım

    kendisine tanınan yetki ve sorumlulukları kendi çıkarları ve güç odakları uğruna kullananlar her meslekte çıkıyor, keza medyada da çıkıyor. meslek etiğini önemseyen bir gazeteci olarak hiç böyle bir ahlaksızlık içinde olmadım, olmayacağım. asla bunlar içinde olmadım, olmayacağım da. öyle olanlar da her ne kadar benimle aynı meslekte olsalar da "meslektaşım" demedim, demeyeceğim. çünkü bu mesleğe hakaret olur. (karlov suikastiyle ilgili tweetlere ilişkin başsavcı vekili hasan yılmaz imzasıyla mahkemeye sunulan tutanağı okuyarak) ben hakim ya da savcı olsaydım delil olduğunu iddia ettiği, suçluluğumu kanıtlama gayretkeşliğindeki bu tutanağı, bu ifadelerle tanımlayan hasan yılmaz'a 'meslektaşım' demekten utanırdım.

     "suçlamayı bana yöneltin"

     benzer birisiyle de tutuklanma aşamamda tanışmıştım. ismi fahrettin kemal yerli. bir önceki celse avukatım can atalay kendisinin yaptığı hukuksuzlukları ayrıntılarıyla anlattı. ama sanıyorum ki ya dinlenmedi ya da dinlenmek istenmedi ya da böyle karar verildi. bir savcı hukuku paspas ederek bir delil üretme gayretkeşliği içerisine girmiştir ve suç işlemiştir. suçlama konusu olan şey meslektaşınızın katledilmesine ilgili olaya karışan iki kişi ile telefonda yapılmış bir söyleşi. bu söyleşi de burada sorumluluğu bana ait olmasına rağmen diğer tüm sanıklar için dhkp-c adına faaliyet yürütmek gibi abes bir suçlamanın delili olarak konulmuş. bundan dolayı bir suçlama yöneltecekseniz sorumlusu benim. diğerleri için böyle bir suçlama olamaz.

     o söyleşinin başı şöyle başlıyor: telefonla görüştüm söz konusu kişilerle. gazetemiz adliyeye çok yakın bir yerde. sosyal medyada olayı görür görmez gittim adliyeye. uzun saatler boyunca orada kaldım ve o adliyede görevli hakim ve savcıların bir meslektaşları kafasına silah dayanarak rehin alınmışken nasıl adliyeden kaçtıklarına da tanık oldum. her ne kadar şimdi arkasından şehit edebiyatı yapıyor olsalar da bu utanç da onların olsun. ben oradaydım saatlerce. dönemin başsavcısı açıklamalar yaptı. işin çok uzamasından hareketle bir tatsızlık olmayacağı duygusuna kapıldım ve gazeteye döndüm. telefon numarasını buldum ve aradım. yaklaşık 15 dakikalık bir telefon görüşmesi oldu. benim de başıma ilk geliyor böyle bir şey. sorduğum her soruya yanıt buluyorum. bunları da yazdım, gazetede yayınlandı. öncesinde internet sitesinde yayınlandı. dediler ki 'ahmet şık söz konusu kişilerle telefonla görüştü.' olay bu kadar açık. bir gün cezaevine celp geldi. bu fahrettin kemal yerli denen kişi beni ifadeye çağırıyor. odasına girdik, 'bu konuyla ilgili size soru yönelteceğim. bu konuda daha önce sorularımıza yanıt vermediniz daha önce' dedi. 'evet, vermedim. çünkü o bir gazetecilik faaliyetidir. gazetecilik faaliyetini sorgulamak hiç kimsenin haddi ve hakkı değildir' dedim. sonradan cezaevine getirildim. aylar sonra önümüze delil klasörleri geldi. ben örgüt propagandasından tutuklanmış iken birden bire son dakikada diğer arkadaşlarımın yargılandığı dosyaya dahil edildiğimi gördüm. bu da ahmet'i hapiste tutmanın kararlılığını, bir yargı tacizini ortaya koyuyor. çünkü öteki suçlamanın beni içeride tutamayacağını biliyordu.

     "beni suçlayanlar kendisine baksın"

     dosyayı aldım, bakarken şöyle bir şeyle karşılaştım. avukatım tora pekin bu haberle ilgili takipsizlik kararını dosyaya koydu. bu savcı meslektaşınız ne yapmış biliyor musunuz? hts kaydı almış. söz konusu olayın yaşandığı günün 1 hafta öncesi ve 1 hafta sonrasına ait ev, cep ve daha önce çalıştığım bilgi üniversitesi'nde kullandığım iş telefonumun 15'er günlük arama kayıtlarını dosyaya koymuş bu numaralarla daha önce görüşmüş müyüm diye. hayır, görüşmedim. görüşsem söylerim zaten. çünkü ben bugüne kadar yaptığım her şeyi söyledim, söylediğim her şeyi yapan bir adam oldum. böyle olmaya da devam edeceğim. sahtekarlık benim mizacıma uygun bir şey değil. beni suçlayanlar dönüp kendisine baksınlar.

    "savcı hakkında suç duyurusunda bulunuyorum"

     savcı, takipsizlik kararı veren savcı umut tepe'ye üst yazı yazmış, demiş ki ben yeni delil buldum. ifadesini aldım takipsizliği kaldır. benim hukuk bilgim sizin kadar yoktur. ama şu kadarcık hukuk bilgimle görüyorum ki burada bir hukuk ihlali var. ama eğer benim tespitlerime katılıyorsanız fahrettin kemal yerli hakkında suç duyurusunda bulunuyorum. yerli'nin beni tutuklayacağı gün cuma günüydü. götürdüklerinde beni adliyeye dediler ki savcı bey namaza gitti. ben de 'allah’ım birazdan kul hakkı yiyeceğim. ben affet' diye dua ettiğini düşündüm. ben bir ateistim. ben böyle dindar olduğu iddiasındaki insanları görünce diyorum ki bu kainatta bir cehennem olması şart.

     "size talimat veriyorlar"

     savcı hasan yılmaz bu belgeyi tam da duruşmanın olacağı gün göndermiş. (karlov suikastine ilişkin tweet tutanağını kastederek). sabah'ın internet sitesinde bir haber: ahmet şık'a şok. çok da şok olmuşum. kim yazmış nazif karaman. (haberdeki iddiaları okuyarak) size talimat vermeye çalışıyorlar. bu daha önce de yapıldı. 24 temmuz'daki duruşmadan önce de yeni şafak gazetesinin manşetindeydim. diyor ki “ahmet şık mihraç ural'dan talimat aldı.” böyle bir ahmaklık olabilir mi? çünkü bu devlet gelip bana 'bu adam seni öldürecek. biz sana koruma vermek istiyoruz' dedi. birazcık aklın zekanın zerrece kırıntısı olmaz mı bu haberleri sipariş edenlerde, bu yaptıtran tetikçilerde? dosyaya girmemiş hts kaydının yeni şafak'ta ne işi var? bunun için de suç duyurusunda bulunuyorum. ya sizin heyetinizden biri, ya da kalemde çalışan biri ya da soruşturma savcılarından biri düzenli olarak bu tetikçilere belge sızdırıyor. böyle yargılama yapılmaz. yargılamayı burada mı yapacağız yoksa bu paçavra, bir mafyanın tetikçiliğini üstlenmiş gazete parçalarında mı yapacağız?

    "savcı karlov suikastini çözmüş"

     8 eylül tarihli bir polis yazısı var. ahmet şık'a ait twitter hesabında yapılan incelemede “suç delili olarak değerlendirilebilecek...” bir ihtimalden bahsediyor. tweetimde 'mert altıntaş hakkında daha öncesinde ve sonrasında cemaat soruşturmasında kaydına rastlanmamış' demişim. ben bugüne kadar böyle bir şey görmedim. olsaydı zaten bu tezviratı yaygarayla duyururlardı. savcı, karlov suikastini çözmüş olmalı ki fetö/pdy yaptı diyor. böyle bir tespit yok. hangi bilgiyle yazıyor. ya hukuk bilmiyor ya memleket gündemini takip etmiyor. o soruşturma dosyası hala açık, failin kimin olduğu bilinmemekle birlikte kim adına ve niçin yaptığına dair herhangi bir tespitte de bulunulmuş değil. o kişinin cemaatçi olduğuna dair de bir tespit yok. suikastçi arapça bir takım sözler kullanmıştı. arapça bilen bir gazeteci arkadaşıma sordum bunun ne olduğunu. bunun neşit olduğunu söyledi. 'el kaide ve el nusra olmak üzere bütün cihatçı örgütler kitleyi gaza getirmek için bu tür neşitleri söylerler' dedi. iran medyasından 'karlov'a suikasti fetih ordusu üstlendi' diye bir haber düşmüş, bunu da duyurmuşum. daha sonra bunun asparagas olduğu düşmüş, onu da duyurmuşum. nesnel bir gazetecilik yapıyorum, ama savcının bu suç çıkarma gayreti var.

     '15 temmuz'un nedeni sorulmasın istiyorlar'

    savcı tweetimde sorular sorduğumu söylüyor. ben gazeteciyim, tabii ki soru soracağım. aslında devlet görevlilerinin yapması gerekeni gazeteci olarak ben yapmaya çalışıyorum. bunu yaptığım için kimse benden terörist çıkarma faaliyetine girmesin, herkes haddini bilsin. hala diyorum, o zaman da dedim. suikastçı mert altıntaş kanımca herhangi bir angajmanı olmayan, ama kafasında ve yüreğinde cihatçı olmayı kafasına koymuş ve şehit olmak özlemi içindeki bir şeriatçı, cihatçı polistir. buradan yola çıkarak sorduğum ve herkesin canını acıtan; mert altıntaş fetö'cü olabilir, el nusracı olabilir ama asıl tartışmamız gereken polis olduğu gerçeğidir. cihatçı bir polisin devlet görevlisi olarak istihdam edilmesini sorgulamaya çalışıyorum ki doğru soru budur. bu istihdamların türkiye'yi 15 temmuz'a getirdiğini gördük. savcılığın canını acıtan bu. çünkü akp iktidarı türkiye'nin 15 temmuz'u yaşamasının neden olduğu gerçeğini konuşmayalım istiyor. ben buradaki savcı gibi, iktidar medyasının gazetecileri gibi düşünmek zorunda değilim. ben nesnel olgulara göre hareket ediyorum, şüphelerimi ve kanaatlerimi bildirmeye çalışıyorum. bu ifade özgürlüğüdür.

     'hepsi tespit ve doğru'

     “askeri kendi halkını katleden darbeci, polisi cihat sloganları atan suikastçı, yargısı iktidar sopası, medyası lağım ama yaşasın başkanlık” demişim, buna takmışlar. nesi yanlış bunun? bunların hepsi tespit ve hepsi doğru. türkiye şu an böyle bir karanlığın içinde. ben böyle düşünüyorum ve böyle düşünmeye devam edeceğim.

    'hanedanlık mafyasının hesapları için'

    savcı fahrettin kemal yerli, beni fetö, pkk/kck ve dhkp-c suçlamasıyla tutuklamaya sevk etti. 4-5 ay geçince haklı olarak insanların kendileriyle dalga geçtiğini düşündüler. çünkü ahmet şık'a cemaatçi, fetö'cü dediler. iddianamede bu suçlama düştü. pkk ve dhkp-c olarak geçti. “fetö'nün suçunu perdelemeye çalıştığı” ifadesini ne yapacağız? bu suçlama pkk'ye mi dhkp-c'ye mi giriyor? gelin şunun adını doğru koyalım. bu iktidarın kendi ikballeri için bütün memleketi enkaza çevirmeye çalışan bir hanedanlık mafyasının hesapları için bir takım insanların tutuklanmaktadır.

    (t24)



    !---- spoiler ----!
  5. tahliye oldu!
    "benim bayrağın arkasına gizleyecek bir suçum, dinin arkasına gizleyecek bir günahım yok"
    ahmet çıktı; yine yazacak.
    mesut
  6. Gazetecidir ve tutukludur. 100 gündür tutsaktır.

    Cumhuriyet gazetesi önünde yaptığı son açıklaması: akp mafyadır
  7. artik bir daha savunmasını paylaşmayız umarım. haberlerini paylaşırız. ahmet çıktı, yine yazacak.
  8. 26.07.2017 tarihinde mahkemede yaptığı savunmanın son bölümü:

    !---- spoiler ----!

    buraya kadar anlattıklarımdan anlamışsınızdır. söylediklerim savunma veya ifade değil. aksine ithamdır. çünkü;

    bu siyasi operasyonun kanuni kılıfını hazırlayan metnin başında “iddianame” yazması, çöp muamelesi yapılması gereken bu utanç vesikasını hukuki kılmıyor. tıpkı, öncesi ve sonrasıyla bu siyasi operasyonda görev ve rol üstlenen kimi kişilerin adlarının önünde hâkim – savcı yazmasının kendilerini hukukçu kılmadığı gibi.

    bizlere yönelik bu operasyon; düşünce ve ifade hürriyetini, basın özgürlüğünü hedef alan bir pogromdan başka bir şey değildir. ve kimi yargı mensupları da bu pogromun linççileri olma görevini üstlenmişlerdir.

    gelişmiş demokrasilerde yargı, hukukun evrensel normlarıyla hareket eder. adaleti sağlamakla görevli denetleyici bir güçtür. ancak türkiye’de yargının kimi mensupları, bizatihi adaletin mezar kazıcıları olmuşlardır. demokrasinin denetleyici bağlarından koparılmış bir sistem inşa etme peşindeki diktatörlük heveslilerinin iktidarda olduğu bir ülkede, siyasi ve entellektüel bir sefalet içinde kıvranan yargının bu hali elbette şaşırtıcı değil.

    hukuktan; hak, adalet, vicdan ve liyakati çıkardığınızda geriye kalan ne ise, türkiye yargısı şu an odur. yaşadığımız tecrübelerden yola çıkarak gayet iyi biliyoruz ki hak, adalet, hukuk, insanlık çağrıları size ulaşmıyor. dolayısıyla, hiç bir talebim de olmayacak. ancak, sizi bir zırh gibi kuşatan üzerlerinizdeki cüppelerin, insan hayatından ve özgürlüğünden yapılmış olduğunu söylemekle yetineceğim.

    cumhuriyet gazetesi’nde aradığınız örgüt, siyasi parti kılığında ülkeyi yönetiyor. sahibinin sesi olmuş medyası da bu organize kötülük örgütünün yalanlarını gerçekmiş gibi sunuyor. suçlarını perdeleyip, kötülüğün yaygınlaşıp sıradanlaşması görevini yerine getiriyor. yani örgüt propagandası yapıyor.

    çünkü en bilinen hakikat tüm çarpıklığıyla bir kez daha karşımızda duruyor: suç dünyanın en güçlü zamkıdır.

    siyasi iktidar, bürokrasi, yargı, talancı sermaye ve sahibinin sesi olmuş medyayı birbirine yapıştıran da bu zamktır.

    bu kirli düzen, bu suç hanedanlığı hep sürecek zannedenler yanılıyorlar. tarihin sayfalarını karartan tüm diktatörlüklerde olduğu gibi, kinlerinin ve hırslarının doymak bilmez açlığıyla yol almaya çalışanlar her zaman kendi sonunu hazırlar. taşlarını kendi döşedikleri cehennemlerine vardıklarındaysa o görkemli küstahlıktan, akılları kör eden kibirden eser kalmaz.

    kimsenin kuşkusu olmasın, tüm kişi ve kurumlarıyla organize kötülük örgütünün bu ablukası da dağıtılacak.

    çünkü bu ülkede;

    - demokrasi düşmanlarına inat, kalıcı ve yaygın bir demokrasi için mücadele edenler var.

    - hukuku katledenlere inat, hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edenler var.

    - menfaat düzenlerini sürdürmek için savaşı ve ölümü kutsayanlara inat, barışı ve yaşamı esas kılmaya çalışanlar var.

    - çocukları katledenlere, pedofilleri koruyanlara inat çocukların düşlerini gerçek kılmak için çabalayanlar var.

    - ve hakikati boğmak isteyenlere inat gazetecilik yapmaya devam edenler var.

    gazetecilik faaliyetlerimin suç olarak gösterilmeye çalışıldığı bir operasyona karşı söyleyeceklerim bundan ibarettir. ve hiçbir şekilde savunma değildir. ki bunu gazeteciliğe ve mesleğimin etik değerlerine hakaret sayarım.

    çünkü gazetecilik suç değildir.

    gazetecilik faaliyetlerini suçlama konusu yapmak, totaliter rejimlerin ortak özelliğidir. tecrübemle biliyorum ki mesleki faaliyetlerim nedeniyle her siyasal iktidarın ve her dönemin yargısının “kötüsü – suçlusu” olmayı başardım. kızıma bırakacağım bu mirastan gurur duyuyorum.

    biliyorum, bu iktidarın da, yargısının da benimle ilgili sorunları var. çünkü gazetecilik yapmaya çalışıyorum. bugün, türkiye’de yaygın bir şekilde olduğu gibi siyasal iktidara, çeşitli güç odaklarına değil hakikatin gücüne sırtımı dayayarak gazetecilik yapıyorum.

    çünkü, türkiye gibi demokrasiyle sıkı bağlar kuramamış ve giderek daha da totaliterleşen rejimlerde gazetecilik yapmak demenin çizgiyi aşmak demektir. ve gazetecilik hizaya gelerek yapılmaz. hizaya gelerek yapılanın adına da gazetecilik denmez. eğer icazetle yazıp söylersen, onursuzluğun acizliğiyle ezilirsin.

    bu yüzden söyleyeceğim o ki, dün gazeteciydim. bugün gazeteciyim. yarın da gazetecilik yapmaya devam edeceğim. yani hakikati boğmak isteyenlerle aramızdaki bu uzlaşmaz çelişki hiç bitmeyecek.

    bu karanlık günlerde ihtiyacımız olan daha fazla hakikat kaybı değil. her şeyden çok ve daha fazla gerçeklere ihtiyacımız var. bu yüzden hakikate kendimden daha fazla saygı duymaya da, inkarcı biat kadrolarına dahil olmayı reddetmeye de devam edeceğim.

    bunun için bir bedel ödemek gerektiği ortada. ama sanmayın ki bu bizi korkutuyor. ne ben, ne de dostları olmaktan onur duyduğum “dışarıdaki gazeteciler”, her kim olursanız olun hiç birinizden korkmuyoruz. çünkü zorbaları en çok korkutanın cesaret olduğunu biliyoruz.

    ve zorbalar da şunu bilsin ki, hiçbir zalimlik, tarihin akışını engelleyemez.

    kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet

    !---- spoiler ----!
  9. meclisten iki oturum uzaklastirma cezası almıştır.

    !---- haber ----!

    duvar – hdp milletvekili ahmet şık’ın, tbmm’deki konuşması sırasında gerginlik yaşandı. şık’ın “ahlaksızlığınızı, yeterli gelmediğini biliyor olsanız da, yüzsüzlükle sıvıyorsunuz” sözleri üzerine tbmm başkan vekili mustafa şentop, mikrofonu kapattı.

    ak partili şahin tin, “adam gibi konuş. böyle konuşamazsın” derken; bir diğer ak partili vekil tamer dağlı, “ahlaksız sensin. haysiyetsiz, şerefsiz” ifadelerini kullandı. milletvekillerinden bazıları kürsüye doğru yürüyünce, birleşime ara verildi.



    hdp istanbul milletvekili ahmet şık’ın, tbmm’de görüşülen “bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi” hakkında söz aldı.

    teklifinin hukuki dayanaklarına dair içerik tartışmasına girmeyeceğinin söyleyen şık, “çünkü tartışmamız gereken iktidarınızın meşru ve yapmak istediklerinizin hukuki olup olmadığıdır. sahip oldukları güç ve iktidarı sonsuza kadar ellerinde tutabilecekleri yanılgısıyla; yasaları silah, yargıyı da tetikçi haline getirme çabasına girişmiş ne ilk iktidarsınız, ne de son olacaksınız” dedi.

    ‘toplumsal enkazin üzerine tüy dikme peşindesiniz’

    kanun teklifini “darbecilerin basit bir karikatürü” olarak nitelendiren ahmet şık, “hükmünü sürdüğünüz fiili yönetim biçiminizi daha da şeditleştirmek, kötülüğünüzün iktidarını arşa değdirmek ve zulmünüzü meşrulaştırmak için darbeye karşı tedbir görünümü altında ohal ilan etmeniz hiç şaşırtıcı değildi. 251 insanın canına mal olan bir kanlı kalkışmayı, ‘allah’ın lütfu’ diye görmenizin sırrı da burada saklıydı” diye konuştu.

    ohal dönemindeki uygulamaları eleştiren şık, “şimdi, yarattığınız toplumsal enkazın üzerine, bir de tüy dikmenin peşindesiniz. yurttaşlara karşı, kelimenin gerçek anlamıyla bir canavara dönüştürdüğünüz hukuku, bu yasal düzenleme ile kalıcılaştırmak istiyorsunuz. çünkü artık kirli suç ortaklıklarından menkul rejiminizin derinleşmesi, kökleşmesi ve kurumsallaşabilmesine ihtiyacınız var” ifadelerini kullandı.

    ‘suç ortakliğinizin sir olarak kalmasini istiyorsunuz’

    “darbeci güruhla suç ortaklığınızı ortaya koyacak hakikatin, sonsuza kadar sır olarak kalmasını istiyorsunuz” diyen şık, şunları söyledi:

    “yargıyı elinizde bir sopaya dönüştürüp, iktidarınıza yönelik her tür eleştirinin derdest edilmesi ve siyasi rakiplerinizin tasfiyesi için kullanıyor ve hukuk cinayetlerinin altına pervasızca imzanızı atıyorsunuz. kimi zaman da, siyasi iktidarınızı besleyen cinayetler, yolsuzluklar, hırsızlıklar ve her türlü çirkinliğiniz ortaya çıkmasın diye, yargının iplerini çekip, üç maymunu oynatıyorsunuz.”

    ak parti’yi gerçekleri söyleyenlere saldırmakla suçlayan şık, “en azından ne olduğunuz, bir kez daha yüzünüze karşı söylenmeli: iktidar olmanın yarattığı kibrinizi yalan ve cehaletle yoğuruyorsunuz. hakikati söyleyenlere yönelik saldırganlığınızı ise acizliğinizle besliyorsunuz. ahlaksızlığınızı, yeterli gelmediğini biliyor olsanız da, yüzsüzlükle sıvıyorsunuz” dedi.

    ‘bu kürsü kimseye hakaret etme imkâni vermiyor’

    şık’ın konuşurken ak parti sıralarından yükselen sesler bu sırada arttı ve tbmm başkan vekili mustafa şentop, mikrofonu kapattı. şentop, “bir dakika… sözünü kestim kürsüdeki hatibin. böyle şey olamaz, 67’nci maddeye göre hakaret etme imkânı vermiyor bu kürsü kimseye. hakaret etme imkânı yok. böyle şey olamaz, böyle şey olamaz” dedi.

    tutanaklara göre bu sırada ak parti ve hdp milletvekilleri kürsüye yöneldi.

    ‘ahlaksiz sensin, haysiyetsiz’

    ak parti denizli milletvekili şahin tin, “adam gibi konuş. böyle konuşamazsın. böyle konuşamaz. ‘ahlaksız’ olmaz” derken; ak parti adana milletvekili tamer dağlı, “ahlaksız sensin. haysiyetsiz, şerefsiz” ifadelerini kullandı.

    cumhuriyet gazetesinin haberine göre ak parti izmir milletvekili alpay özalan, kürsüye saldırdı. yaşanan gerginlik üzerine şentop, birleşime 5 dakika ara verdi. twitter hesabından paylaşım yapan ahmet şık, “hakikat canlarını acıtıyor” ifadesini kullandı.

    şik’in savunmasini kurtalan aktardi: hakaret etmedim

    aranın sonrasında konuşan tbmm başkan vekili mustafa şentop, “istanbul milletvekili ahmet şık’ın az önceki oturumda sarf etmiş olduğu sözler iç tüzük’ün 161’inci maddesinin 1’inci fıkrasının 3 numaralı bendi kapsamında olduğundan meclis’ten geçici olarak çıkarma cezası gerektirmektedir” dedi.

    şık hakkında meclis’ten geçici olarak çıkarma cezası teklifi vereceğini söyleyen şentop, “ahmet şık savunma yapabilir yahut başka bir milletvekili onun adına savunma hakkını kullanabilir” diye konuştu.

    söz alan hdp mersin milletvekili fatma kurtalan, ” kendisi ‘bülent turan’ın bana söylediklerini ben size söyleyemiyorum’ diyor. sayın şık şunu söylüyor arkadaşlar, diyor ki: ben siyasi etik değerler açısından bunu ifade etmişim, tek tek, hiçbir akp’li milletvekilinin şahsiyetine, grubuna dönük bir hakaret değildir. siyaseten yaptığım, siyasi bir eleştiridir. ahmet şık’ın savunması böyle arkadaşlar” dedi.

    bülent turan’in konuşma talebi reddedildi

    kurtalan’ın ardından ak parti grup başkanvekili bülent turan söz istedi. şentop, “sayın turan, müzakere yok bu konuda biliyorsunuz. iç tüzük’e göre ben işlemi tamamlayacağım, ondan sonra konuşulabilir” diyerek talebi reddetti.

    turan’ın sataşmadan dolayı söz istediğini söylemesi üzerine şentop, “ama savunmaya cevap da yok yani savunma özel olarak verilmiş bir imkân. ben devam edeyim, işlemi tamamlayayım, lütfen” dedi.

    yapılan oylamada, şık’a geçici olarak iki birleşim meclis’ten çıkarma cezası verilmesi ceza teklifi kabul edildi. (haber merkezi)

    !---- haber ----!