akne - youreads



  1. dr. william davis'in buğday göbeği (wheat belly) isimli kitabından alıntıdır;

    batı kültüründe neredeyse evrensel olan kafa karıştırıcı hormonal değişimlerin yanı sıra, ergenlerin yüzde 80'inden fazlasında
    ve 16 ila 18 yaşındakilerin yüzde 95'inde ortaya çıkan akne kimi zaman ciltte ciddi izler de bırakır. yetişkinler de bundan nasibini
    alır; 25 yaşın üstündekilerin yüzde 50'si ara ara bunu yaşar. akne neredeyse bütün amerikalı ergenlerde yaygınken diğer
    kültürlerde pek fazla görülmez. bazı kültürlerde akne hemen hiç yoktur. çok geniş bir alana yayılan papua yeni gine' deki kitawan
    adalılar, paraguay'daki avcı-toplayıcılar ve brezilya'daki purus vadisi yerlileri, afrikalı bantular ve zulular, japonya'daki okinavalılar
    ve kanada'daki kızılderililer gibi topluluklarda akneden kaynaklanan sıkıntılar kesinlikle söz konusu değildir.

    bu kültürlerin aknenin sebep olduğu düş kırıklıklarını yaşamamalarının nedeni kendilerine özgü genetik bir bağışıklık mıdır?
    elimizdeki kanıtlar bunun genetiğe değil beslenme alışkanlıklarına bağlı olduğunu gösteriyor. kendilerine özgü yerel ve
    iklimsel koşullardan sağladıkları gıdaları incelediğimizde beslenmelerinde yer alan ve almayan gıdaların etkisini gözlemleyebiliyoruz.
    akne sorunu bulunınayan yeni gine'deki kitavanlılar topladıkları sebze ve meyvelerle, yumrularla, hindistanceviziyle
    ve avladıkları balıklarla beslenmektedir. paraguaydakiler de aynı kaynaklardan yararlanmakla heraher yetiştirdikleri hayvanlar, yer
    fıstığı, pirinç ve mısırla beslenirler. dünyada en uzun yaşayan nüfuslardan biri olan japonya'daki okinavalıların besin kaynağı
    1980'lere kadar çeşitli sebzeler, tatlı patates, soya, et ve balıktı ve hiçbirinde akne görülmüyordu. kızılderililerin geleneksel
    beslenme alışkanlıkları ise fok, balık, karibu, yosun, böğürtlen ve köklerden oluşuyordu. afrika' daki bantu ve zuluların beslenmesi
    ise iklim ve arazi koşullarına bağlı olmakla beraber genellikle guava, mango ve domatesin yanı sıra balık ve av hayvanlarına dayanır ve
    onlarda da akneye rastlanmamaktadır. başka bir deyişle, cildinde akne oluşmayan toplumlar hemen hiç buğday, şeker ya da süt ürünleri tüketmemektedirler.

    akne, okinavawarın, kızılderililerin ve zuluların aldıkları gıdaya batı'nın etkisiyle buğday nişastası ve şekeri eklemelerinden sonra ortaya çıktı. başka bir deyişle, bu toplulukları akneden koruyan, genetik özellikleri değil, buna yol açan gıdaları tüketmemeleriydi. buğday, şeker ve süt ürünleri yemeye başladıkları anda ise sivilceleri önleyen ilaçların satışı tavan yaptı. ne gariptir ki, yirminci yüzyılın başlarında krep ve bisküvi gibi nişasta içeren gıdaların tüketiminin akneye yol açtığı "bilinen" bir gerçekti. seksenli yıllarda tümüyle hatalı bir araştırmada çikolata ile plasebo şekerlemenin etkilerinin kıyaslanmaya kalkışılması bu düşüncenin terk edilmesine neden oldu. bu araştırmada altmış beş katılımcının incelenmesiyle varılan sonuç, ne yenirse yensin akne oluşumunda hiçbir fark olmadığıydı; oysa plasebo şekerleme de çikolata ile aynı oranda kalori, şeker ve yağ içeriyordu, sadece içinde kakao yoktu. (kakao düşkünlerine müjde: kakao akneye sebep olmaz. yüzde 85 kakao içeren acı çikolatanızın keyfine varmayı sürdürebilirsiniz). öte yandan bu, dermatoloji uzmanlarının yıllar boyu yukarıdaki tek araştırmaya dayanarak akne ile beslenme arasındaki ilişkiyi yadsımasına engel olamadı.aslında günümüz dermatologları, ergenlerin ve yetişkinlerin bu kronik ve bazen ciltte hayat boyu bozukluklara yol açan durumun kaynağını genellikle göz ardı etmektedir. her ne kadar tüm çalışmalar propionibacterim acnes, yani iltihaplı akneler üzerinde yapılıyorsa da tedaviler bunların nedenini araştırmak yerine akneyi engellemeye odaklanıyor. bu yüzden dermatologlar antibakteriyel kremler ve merhemler, ağızdan alınan antibiyotikler ve iltihabı yok eden ilaçlar veriyorlar.

    son zamanlarda araştırmalar yeniden akne oluşumunu tetikleyen karbonhidratlara yöneldi ve insülin dozları artırılarak bunların akne oluşturan etkileri anlaşılmaya çalışılıyor. insülinin akne oluşumunu nasıl tetiklediği açığa çıkmaya başladı. insülin ciltte insülin benzeri büyüme faktörü, yani 1gf-1 , adı verilen bir hormon oluşturur. igf- 1 cildin hemen altındaki kıl keseciklerinde doku gelişmesine yol açar. insülin ve igf-1 aynı zamanda yağ bezelerinin daha fazla yağ üretmesini tetikler. deri dokularının büyümesi ve yağ oluşumunun artması kırmızı sivilcelerin yukarıya doğru gelişmesine neden olur insülinin akne oluşumuna neden olduğuyla ilgili dolaylı başka kanıtlar da var. polikistik over sendromu (pcos) bulunan, yüksek insülin tepkimeleri ve yüksek kan şekeri değerleri sergileyen kadınların akneye yatkınlık dereceleri olağanüstü fazladır. pcos'li kadınlarda insülin ve glukozun metformin gibi bir ilaçla düşürülmesi akne oluşumunu da azaltır. şeker hastası çocuklara ağızdan alınan diyabet ilaçları verilmezken, kan şekerini ve insülini düşüren bu ilaçları kullanan gençlerde akne oluşumunun azaldığı gözlemlenmektedir. insülin, karbonhidratların tüketilmesiyle en üst düzeye çıkar; tüketilen karbonhidratların glisemik göstergesi ne kadar yüksekse, pankreasta o kadar fazla insülin birikir. son derece yüksek glisemik göstergeye sahip bulunan buğday da, doğal olarak, kan şekerini hemen hemen tüm besinlerden daha fazla yükseltmektedir, böylece hepsinden daha fazla insülin oluşturmaktadır. özellikle tatlı çörek ve kek biçimindeki buğdayın -yüksek glisemik buğdayla birlikte yüksek glisemik göstergeli sakkaroz- akne oluşturmasına şaşmamak gerek. bu aynı zamanda, sağlıklı kisvesi altına zekice gizlenerek sunulan çok tahıllı ekmeğiniz için de geçerli.

    insülinin akne oluşturma yeteneğinde süt ürünlerinin de rolü var. çoğu sağlık yetkililerinin süt ürünlerinin içerdiği yağ oranı yüzünden düşük yağlı ya da kaymaksız olanlarını önermesine karşın. akne oluşumunun nedeni yağ değil. büyükbaş hayvanlardan elde
    edilen ürünlerin içerdiği benzersiz proteinler, insülini inanılmaz oranda şekere dönüştürmektedir (kitapda bu cümlenin yanlış çevirildiğini düşünüyorum insülin şekere dönüşmez, muhtemelen yüksek şekerin aşırı miktarda insülin salgılattığını anlatmak istemiş) ; bu da süt tüketen ergenlerdeki olağanüstü akne oluşumunun yüzde 20 artmasına neden olan bir özelliktir. aşırı kilolu ve obez ergenler çok miktarda ıspanak ya da yeşil biber veya somon ya da tatlı su çipurası tükettikleri için değil. kahvaltıda yulaf ezmesi gibi karbonhidratlı besinler aldıkları için bu duruma geliyorlar. bu nedenle aşırı kilolu ve obez ergenlerde zayıflara oranla daha fazla akne oluşmalı ve bu gerçekten de böyle: bir çocuk ne kadar kilolu ise o kadar daha fazla akne oluşuyor (bu, zayıflarda akne oluşmadığı anlaınına gelmez ama istatistikler aknenin kilolara bağlı olarak arttığını gösteriyor). bu mantıktan hareketle, beslenmede insülin ve kan şekerini azaltmanın akneyi de azaltması beklenir. yakın tarihte yapılan bir araştırmada, on iki hafta boyunca üniversite öğrencileri tarafından tüketilen yüksek ve düşük glisemik göstergesi olan besinlerin kıyaslaması yapıldı. düşük gi tipi beslenmenin akne oluşumunu yüzde 23 .5 azalttığı gözlemlendi, diğer gruptaki azalma ise yüzde 12 idi. karbonhidrat tüketimini azaltan katılımcılarda akneler yaklaşık yüzde 50 azaldı.

    özetle, kan şekerini ve insülini yükselten besinler akne oluşumunu tetiklemektedir. buğday kan şekerini ve dolayısıyla insülini hemen hemen tüm diğer besinlerden daha fazla artırmaktadır. sağlıklı olsun diye ergenlere yedirilen tam tahıllı ekmek, sorunu daha da büyütmektedir. yaşamsal bir tehdit oluşturmamasına karşın, aknenin tedavisinde kullanılan isotretinoin gibi gece körlüğüne yol açabilen zehirli ilaçlar düşünce ve davranışlarda değişimler oluşturabilmekte ve ceninde de gelişim bozukluklarına yol açabilmektedir.
    alternatif olarak, buğdayın dışlanması akneyi azaltır. aynı zamanda süt ürünlerinin ve cips, tako ya da tortilla gibi diğer işlenmiş karbonhidratların dışlanmasıyla, insülin mekanizmasının akne oluşturmasını büyük çapta engelleyebilirsiniz. bu sayede size
    minnet duyan bir ergene sahip olursunuz, tabii bu mümkünse.