aşk - youreads



  1. https://www.youtube.com/watch?v=ZbNH8rMl8N4

    ''leyla sevmek hoştur amma mecnun olmak başkadır başka

    şarap içmek hoştur amma ayıkk olmak başkadır başka

    aşık olmak hoştur amma sadık olmak başkadır başkaa yanık olmak başkadır başka yanık olmaak başkadır başka..
    '' seni çok seviyorum.
  2. yaşamak istediğin şeye ulaşma ihtimalin sıfıra epsilon kadar yakınken gerçekleşen.

    açalım.

    yaşamak istediğin şeye ulaşma ihtimalin sıfırdan önemli bir ölçüde uzaklaştıktan sonra aşk da doğru orantılı olarak azalır. uzun ve sağlıklı ilişkilerde, sen de karşındakiyle birlikte olmak istiyorsun o da seninle. istediğiniz şeye ulaşma ihtimaliniz bire yakınsamış durumda. evlilik aşkı öldürür. neden? bundan işte. ha o aşk sevgiye evrilir, hayranlığa evrilir, şefkate evrilir. bu illa kötü bir şey olmak zorunda değil. ama konumuz aşk. ve aşk biter.

    bu zaten işin bariz tarafıydı. ben bir de nedense sürekli gözden kaçan kısmına değinmek istiyorum.

    biriyle çok birlikte olmak isteyip bunun gerçekleşme ihtimalini milyonda bir görüyorsan, aşıksın. neden? milyonda bir de olsa birlikte olabilme ihtimalinize tutunuyorsun. çözüm? eğer bu ihtimali yükseltemiyorsan, sıfırla. çok basit di mi? brad pitt'le birlikte olmayı çok istesen de ona aşık olmaman bu yüzden. çünkü birlikte olma ihtimalinizi milyonda bir değil, sıfır olarak görüyorsun. seni bu hale getiren aslında o salak ihtimal. söylemek istediklerin mi var? ara, ağla, zırla. içinde hiçbir şey kalmasın. o milyonda bir ihtimali test et. milyonda bir ihtimalle, işler iyi gider ve sen bu kadar zamandır istediğin hayatının "aşk"ına kavuşursun. 999999/1000000 ihtimalle de, bu ihtimali sıfırlamış olursun. bu ihtimali sıfırlamaktan o kadar korkuyoruz ki, tek çözüm olduğunu aslında göremiyoruz. ne zaman ki sen o ihtimali sıfırlayabileceksin, göreceksin ki kafan pırıl pırıl olacak. çünkü o zaman kendine "ben elimden gelen her şeyi yaptım, şu noktadan sonra olay benden çıktı" diyebilecek, ve hayatına devam edebileceksin.

    bu açıdan bakınca aşk üzerine en doğru şeyi ergenliğimizin gözbebeği kurban söylemiş di mi ama?
  3. Aşk hakkında kesin bir tanım yapmak mümkün değildir keza aşkın yansıması kişiden kişiye değişir. Aşk benim en büyük mutluluğum ve en derin hayal kırıklığım. Aşk benim uzanıp tutamadığım, gerçekleştiremediğim rüyam, en saf düşüm. Yıllardır rüyalarımda farklı farklı kadınlara aşık olurum. Rüya boyunca pek çok mutlu anlar yaşarım o kadınlarla. Basit ve mutlu anlar... Her seferinde, mükemmelliği sadeliğinde gizli anlar içerisinde mutluluğu iliklerime kadar hissederken kabus dolu gerçekliğime uyanırım. Yıllardır süren kısır bir döngüdür benim için aşk.

    Bugün yine cennetimde uyurken cehennemime uyandım. Gereksiz neşeli, hiperaktif bir genç kızdı bu sefer rüyamdaki sevgilim. Benimse yine sebepsiz bir gerginlik vardı üzerimde. O ise yanımda bütün neşesi ve enerjisiyle hoplaya zıplaya yürüyordu. Yeşillikler içerisinde bir parka gidiyorduk. Ben yeşil çimlere uzanmanın üstümdeki gerginliği biraz olsun atacağını düşünerek çimlere uzanmaya gittiğimi söylüyordum o da kuşlarla böceklerle oynamaya gidiyordu. Çimlere uzanmak tahmin ettiğim gibi beni biraz olsun rahatlatıyordu ama tam o esnada o gereksiz neşeli ve enerjik, yaramaz kız üzerime su döküyordu. Aklı sıra şaka yapıyordu işte. Öyle bir hali vardı ki sözlük sanki küçükken dopamin kazanına düşmüştü. Önce sinirleniyorum doğal olarak sonra onun kahkahaları bana huzur veriyor. Aslında rüya çok daha uzun ama hepsini anlatmaya gerek yok. Babası subaymış. Bazen gündüzleri onların evine gidiyordum ve babası gelene kadar beraber zaman geçiriyorduk. Babasıyla aram tuhaf bir şekilde iyiydi. Annesi yoktu ortada. Yıkılan bir yuva mı yoksa annesinin ölümü mü söz konusuydu hiç sormadım ve merak etmedim. İlgimi çeken tek şey tüm olumsuzluklara rağmen neşeli ve enerjik olmayı başarabilen o kıza duyduğum hayranlıktı. Öyle ağım şahım bir güzelliği yoktu ama neşesi yeterdi. Sonra uyandım.

    Beni kısa süreliğine de olsa mutlu ettiğin için teşekkür ederim neşeli kız. Bu benim için çok değerli...

    *
  4. bazen dramdır !
    mesut
  5. herseyi bilimsel temele oturtma hastaligimin bir yan etkisi olarak "niye asik oluyoruz", "nasil oluyoruz", "asik oldugumuz kisileri aslinda farkinda olmadan seciyor muyuz yoksa cidden 'gonul bu ota da konar boka da' lafi dogru mu" gibi sorulari arastirdim ve bilimsel calismalara dayandirmaya calistim. olur da bir gun birisi sorarsa verecek cevabiniz iste burada. hazirsaniz basliyoruz.

    simdi oncelikle ask ve karsi cinse ilgi (attraction) garip bir sey. hala anlamadigimiz bircok sey var, tabi bunun yaninda askin kendine/kisiye ozgu bircok ozelliginin olmasi da bir etken (bireysel davranislarin farkliyken ciftlerin davranislarinin farkli olmasi gibi).

    iste tam da bu yuzden hala arastirmalar devam ediyor. mesela temel bir soru, "neden hala es secimi (mating) var". madem evrimsel olarak hayatta kalmaya ve uremeye programlandiysak niye her elimize gecirdigimizle ciftlesmiyoruz, niye "seciyoruz".

    zibil gibi arastiriyoruz, ama hala ortada kesin bir sonuc yok. hala diyemiyoruz ki "su yuzden es seciyoruz, bu yuzden asik oluyoruz, asik olunca bunlar bunlar degisiyor, su sistemler acilip bunlar kapaniyor vs". yok boyle birsey.

    neden boyle peki? psikoloji fizyolojiden daha farkli oldugu icin biraz (bu yuzden neuro calisanlara hep imrenmisimdir), yani turkcesiyle insanin vucudunu, elle tutulur gozle gorulur seylerini bir kaliba sokabilirsiniz, genelleyebilirsiniz, "bu boyledir" diyebilirsiniz ama kafasinin icine bunu yapamazsiniz. beynin isleyisi cok farkli, hala biz insanoglu icin cok gizemli bir organ (en azindan benim icin. sekline falan bakip vay anasini demisligim bile var). ayrica kulturel farkliliklar da bu durumu tetikliyor. ornek icin (bkz: turuncu sac) . uzak bir ornek gibi gorunebilir, yardimci olayim. dogal sinirlar (daglar, okyanuslar vs) veya devletlerarasi sinirlar kulturleri birbirlerinden uzak tutan ayraclar. hal boyle olunca bir topluluk hep ayni genleri tasiyor, hepsi birbirine benziyor, farkli olan istek uyandiriyor ya da korkutuyor.

    tarihte bu konuyla ilgili ornekler yeterince var. ornegin zencilerin sevilmemesi, kolelestirilmesi vs aslinda zenci insanlarin insan-maymun arasi bir tur olduguna inanildigindan dolayiymis. "bunlar evrimini tamamlamamis. bunlar aslinda hayvan gibi bisey. alin bunlari kole yapin, tarla sursunler, cocuk baksinlar, yemek yapsinlar, yuk tasisinlar vs" diye biz beyazlar, sirf onlari farkli gordugumuz icin kolelestirmisiz. ya da japonlarin/cinlilerin/korelilerin vs. animelerinde karakterleri kocaman gozlu cizmelerinin sebepleri butun bir kitanin cekik gozlu olmasiymis.

    konuya donelim. zibil gibi calisma yapilmis bu konuda dedim, ama hicbir calisma tek basina askin kesin sinirlarini cizecek olcude guvenilir degil. daha dogrusu soyle diyeyim, asla tek bir calismaya guvenmeyin, mutlaka birden fazla kaynaginiz olsun. bu yuzden asagidaki maddeleri mumkun oldugunca birden fazla kaynaga dayandirmaya calistim. ayrica soyle birsey de var, olasiliklar sonsuz. mesela genclerin birbirlerine duydugu ask ile bir genc bir yasli bireyin duyduklari ask farkli. escinsellerinki farkli. kadinlarinki erkeklerden, erkeklerinki kadinlardan farkli. cok uzatmadan konuya giriyorum.

    * insanlar genellikle hoslandiklari kisilere asik olurlar. ortak degerler, yasanmis hikayeler, karsinizdakinin cekiciligi ve yas cok buyuk etki yaratabilir secim uzerinde. bu da demek oluyor ki "en buyuk asklar nefretle baslar" sozunu yalanliyor bilim :) [1] [2] [3]

    * eger birinin size asik olmasini istiyorsaniz, karsit cins ebeveyni gibi gorunmek faydali olabilir. yani etkilemek istediginiz kizin babasina, ya da erkegin annesine benzemeniz isinizi kolaylastirabilir. yas, goz ve sac rengi en onemli etkenler. genc ebeveynlerin cocuklari, genc partnerler arama egiliminde oluyorlar. [4]

    * kokunun cazibe uzerinde rol oynadigina dair kanitlar var. hamilelige uygun donemdeki kadinlar (ovulating woman) mesela daha fazla testosteron salgilayan erkeklerin kokularini tercih edebilirler. erkekler de tabi bu konuda bos degil. menstrual dongusundeki kadinlarin kokulari erkeklere daha cazip geliyormus. [5] [6] [7]

    * eger dominant ve "acik" bir profil sergilerseniz bu durum sizi daha az icine kapanik gosterecek (dominance ve openness). daha davetkar ve daha cekici gorunmenizi saglayacaktir. [8]

    * boy da onemli bir rol oynar cekicilik uzerinde -ozellikle erkeklerde-. hatta hem uzun hem kisa sureli iliskilerde boyun onemi var. [9] [10]

    * heyecan verici ya da korkutucu aktiviteleri beraber yapmak sizi aninda cekici yapacak en guzel iki yoldur. belki de kahve icmeye degil de parasutle atlamaya gitmelisiniz. [11]

    * eger siz ve asik oldugunuz kisi (ama hani siradan bi asik oldugunuz kisi degil. crush olmalisiniz) birbirinize yakinsaniz genellikle mutlu sonla biter. yakinsaniz derken bu ayni yerde oturuyor olabilirsiniz, ayni yerde calisiyor olabilirsiniz, surekli gorusuyor olabilirsiniz vs. bunun sebebi de her gecen gun daha fazla birbirinizi tanimaniz, daha guclu bir bag kurmanizmis. tabi bu calismayi yurtta kalan universitelilerle yapmislar, en azindan onlar icin boyle. [12]

    * gulmek (smile olan) cekici gorunmek icin yine cok guzel bir yontem. cogu insan, pozitif gorunen insanlara kaptirmis gonlunu. somurtkanlari kimse sevmez zaten. [13]

    * birine asik olmak/birini asik etmenin en iyi yolu onu tanimak. bir arastirmada ciftler halinde bulunan insanlara 45 dakika verilip 36 soru hakki taninmis birbirlerine sormalari icin. sonuclara gore insanlar neredeyse herkesle yakin arkadaslik kurabilir sekilde cikmis (tabi eger denerlerse) [14]

    bonus. iste o 36 soru https://www.nytimes.com/2015/01/11/fashion/no-37-big-wedding-or-small.html?_r=0

    kaynak
    1. berscheid, ellen, et al. "physical attractiveness and dating choice: a test of the matching hypothesis." journal of experimental social psychology 7.2 (1971): 173-189.
    2. luo, shanhong, and eva c. klohnen. "assortative mating and marital quality in newlyweds: a couple-centered approach." journal of personality and social psychology 88.2 (2005): 304.
    3. gonzaga, gian c., belinda campos, and thomas bradbury. "similarity, convergence, and relationship satisfaction in dating and married couples." journal of personality and social psychology 93.1 (2007): 34.
    4. little, a. c., et al. "investigating an imprinting-like phenomenon in humans: partners and opposite-sex parents have similar hair and eye colour." evolution and human behavior 24.1 (2003): 43-51.
    5. gangestad, steven w., and randy thornhill. "menstrual cycle variation in women's preferences for the scent of symmetrical men." proceedings of the royal society of london b: biological sciences 265.1399 (1998): 927-933.
    6. miller, saul l., and jon k. maner. "scent of a woman menâ??s testosterone responses to olfactory ovulation cues." psychological science (2009).
    7. haselton, martie g., and kelly gildersleeve. "can men detect ovulation?." current directions in psychological science 20.2 (2011): 87-92.
    8. vacharkulksemsuk, tanya, et al. "dominant, open nonverbal displays are attractive at zero-acquaintance." proceedings of the national academy of sciences 113.15 (2016): 4009-4014.
    9. kurzban, robert, and jason weeden. "hurrydate: mate preferences in action." evolution and human behavior 26.3 (2005): 227-244.
    10. dixson, alan f., et al. "masculine somatotype and hirsuteness as determinants of sexual attractiveness to women." archives of sexual behavior 32.1 (2003): 29-39.
    11. dutton, donald g., and arthur p. aron. "some evidence for heightened sexual attraction under conditions of high anxiety." journal of personality and social psychology 30.4 (1974): 510.
    12. newcomb, theodore m. "the prediction of interpersonal attraction." american psychologist 11.11 (1956): 575.
    13. golle, jessika, fred w. mast, and janek s. lobmaier. "something to smile about: the interrelationship between attractiveness and emotional expression." cognition & emotion 28.2 (2014): 298-310.
    14. aron, arthur, et al. "the experimental generation of interpersonal closeness: a procedure and some preliminary findings." personality and social psychology bulletin 23.4 (1997): 363-377.