• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (9.00)
ay ışığı - guy de maupassant
ay işığı, öykü alanında dünya edebiyatına damga vurmuş fransız yazar guy de maupassant’nın on dört öyküsünden oluşan bir derleme.

edebiyat yaşamına flaubert’in himayesinde başlayan maupassant, benzerine az rastlanır gözlem gücü, küçük ayrıntıları değerlendirme ustalığı ve doğrudan söylenenin gerisindeki ince alayla kaleme aldığı eserleriyle öykü türünü adeta yeniden tanımlamıştır. olaylara, nesnelere hep dışarıdan bakan, çok değişik çevrelerde, çok değişik insanlar arasında gezinen bu öykülerin büyük çoğunluğu, okuru derin bir gerçeklik duygusu içinde gülümsetir ya da ürpertir. yazar, sıradan insanların yaşamındaki küçük dramlardan ve onların zihinlerini meşgul eden gündelik sorunlardan ironi yüklü çarpıcı hikâyeler çıkarır.

özlü, güçlü, keskin ve yalın bir anlatımla güçlendirdiği gerçekliği ve kurgudaki ustalığıyla öykü türüne yeni bir anlayış getiren yazarın bu derlemesini türkçenin usta kalemlerinden tahsin yücel’in çevirisiyle okuyacaksınız.
  1. öyküleri okurken ilk göze çarpan yanları, ayrıntıların ve olaylardaki en ufak an'a ait parçaların dahi çok yetkin şekilde betimlenebilmiş olmasıydı.

    her toplumda görebileceğimiz tipler, durumlar ve süreçler mizah ve ironi kullanılarak anlatılmış.
    "ip" öyküsü en beğendiklerimden ve "ay ışığı" öyküsü de çok güzeldi ama "horla" öyküsü beni en çok etkileyen öykü oldu. kitaptaki diğer öykülerden çok daha farklı bir biçemle ve ruh haliyle yazılmış intibası uyandırıyordu. sadık hidayetimsi bir hava hissettim "horla" öyküsünde ve yapacağım alıntıları da kitabın diğer öykülerinden olanlar ve "horla" öyküsünden olanlar şeklinde ikiye ayıracağım.

    !---- spoiler ----!

    & yaşam öyle garip, öyle değişkendir ki! batmamız ya da çıkmamız için o kadar az şey ister ki!

    " horla öyküsünden"

    & mutluluğumuzu cesaret kırıklığına, güvenimizi umutsuzluğa dönüştüren bu gizemli etkiler nereden geliyor? hava görünmez hava, bilinmez güçlerle dolu da onların yakınlığından etkileniyoruz sanki. sevinç içinde gırtlağım şarkı söyleme istekleriyle dolu olarak uyanıyorum. -neden?- su boyunca aşağılara yürüyorum; kısa bir gezintiden sonra, birdenbire, üzüntü içinde dönüyorum, sanki evimde bir mutsuzluk bekliyormuş gibi.
    -neden?- derimi sıyıran bir soğuk titremesi mi sinirlerimi altüst edip ruhumu kararttı? bulutların biçimi mi, yoksa günün, nesnelerin öylesine değişken rengi mi gözlerimden geçip düşüncemi bulandırdı? kim bilebilir ki?

    &bizi çevreleyen her şeyin, bakmadan gördüğümüz, tanımadan sürtündüğümüz, yoklamadan dokunduğumuz, karşılaşıp da ayrımsayamadığımız her şeyin üzerimizde, organlarımızda, onlar aracılığıyla düşüncelerimiz üzerinde, yüreğimiz üzerinde hızlı şaşırtıcı, açıklanmaz etkileri mi var?

    "görünmez"in gizemi ne kadar derin! zavallı duygularımızla, fazla küçüğü de fazla büyüğü de, fazla yakını da fazla uzağı da, bir yıldızda oturanları da, bir damla suda oturanları da göremeyen gözlerimizle... bize havanın titreşimlerini sesler biçiminde ilettiklerine göre, bizi aldatan kulaklarımızla araştıramayız onu. birer peridir bunlar, bu devinimi sese dönüştürme tansığını gerçekleştirirler, bu dönüşümle de müziği doğururlar, o da doğanın sessiz çırpınışını şarkıyla donatır. köpeğinkinden zayıf koklama duyumuzla... şarabın yaşını zor ayırt eden tat alma duyumuzla!...
    ah! bizim için başka tansıklar gerçekleştirebilecek başka organlarımız olsaydı, çevremizde neler, neler bulgulardık!

    & eski karabasanlarım geri dönüyor. bu gece, üzerime çökmüş birinin varlığını duydum, ağzı ağzımda, dudaklarımın arasından yaşamımı içiyordu. evet, bir sülük gibi, gırtlağımdan yaşamımı emiyordu. sonra iyice doyup kalktı; öyle ezilmiş, bitmiştim ki kımıldayamıyordum bile. bu durum birkaç gün daha sürerse, gene buradan gideceğim kesinlikle.

    & hiç kuşkusuz, yalnızlık çalışan anlaklar için tehlikelidir. çevremizde düşünen ve konuşan insanlar bulunması gerekir. uzun zaman yalnız kalınca, boşluğu hayaletlerle doldururuz.

    & halk budala bir sürüdür, kimi zaman alıkça sabırlıdır, kimi zaman vahşice başkaldırır. "eğlen" derler. eğlenir. "git komşunla dövüş" derler. gidip dövüşür. "oyunu imparatora ver" derler. oyunu imparatora verir. sonra "oyunu cumhuriyete kullan" derler. oyunu cumhuriyetten yana kullanır. kendisini yönetenler de budaladır; ama insanların buyruğuna uyacak yerde, ilkelere uyarlar, ilkeler de ancak bönce, kısır ve yanlış olabilir, yalnızca ilke oldukları için, yani her şey yanılsama olduğuna göre, gürültü de bir yanılsama olduğuna göre, hiçbir şey konusunda kesinliğe varamadığımız bu dünyada, kesin ve değişmez diye bilinen düşünceler olduğu için.

    !---- spoiler ----!