ben deliyim - ercan intaş - youreads

  1. ben deliyim...
    yorgun ve yalnızım kaldırımlara misafirim...
    gecenin gözleri üzerimde
    denizin ortasında küçük bir adayım, yüzme bilmem…
    yüreğimi bir yere bırakmışım, bıraktığım yerden çok uzaklardayım.
    kapıları kapatmışım üstüme, sürgüleri beynime çekmişim.
    hey sabreden derviş bana da sabretmeyi öğretsene.
    ben deliyim, ama çok şey bilirim.
    renkler ve zevkler hiçbir şey ifade etmez bana…
    sonların başladığı yerden, başlangıçların son bulduğu yere gidiyorum.
    kara bir tren gibiyim yani, bir istasyondan bir
    istasyona, hep aynı raylar üzerindeyim…

    ben deliyim…
    yağmurun yağması benim için romantik değildir,
    ben kurşun yağmurlarını bilirim.
    benim güneşim batmaz,
    dünyam dönmez,
    ayım hep mehtap halindedir,
    rüzgarlarım doğudan eser…
    kadehime doldurduğum hüzünle sarhoş olurum,
    mezem ise bir dilim umut…
    ezbere bilirim yaşamayı,
    yaşarken savaşmayı…

    ben deliyim…
    benim mevsimim değişmez sadece bahardır,
    kuşlardan sadece güvercini bilirim,
    yüreğim kanatlarıyla beraber çarpar.
    insanlardan yalnız çocukları severim,
    onları da büyüyünceye kadar..

    ben deliyim…
    benim tanrım yoktur..
    bir çift göze bir güler yüze taparım..
    bulmacaya benzerim..
    kimi zaman soldan sağa bir nota,
    kimi zaman yukarıdan aşağıya eski mısırda bir tanrıyım…
    bağıra bağıra şarkılar söylerim,
    sessiz sessiz şiirler yazarım.
    bilmediğim yerlerin,
    tanımadığım kişilerin resimlerini çizerim.

    ben deliyim…
    kendimle sohbet eder,
    kendi kendime gülerim.
    telefon kulübeleriyle kavga ederim.
    asfaltın siyahında kaybolup,
    düşüncelere dalarım.
    çıkmaz sokaklarda kendimi ararım,
    bir de güzel hayaller kurarım.
    sonra hayallerimle beraber suya düşerim.

    ben deliyim…
    çayım sekiz şekerlidir,
    sigara üstüne sigara yakarım.
    parayı sevmem ama para için çalışırım.
    çalışırken annemi düşünürüm ağlarım..
    alnımın teri gözyaşlarıma karışır…
    babamın otobüsüyle geçmişe yolculuk yaparım..
    ninemin masallarıyla,
    annemin radyodan ezberlediği sanat müziği şarkılarını hiç bıkmadan defalarca dinlerim..
    dört yaşında aşık olduğumu,
    ablamla vardiyalı kullandığımız çadır bezinden çantayla okula başladığımı görürüm..
    sonra babamın
    başımı hiç dayamadığım omuzlarında uykuya dalarım
    rüyalar görürüm uyandığımda hiçbirini hatırlayamadığım…

    ben deliyim…
    güzel bir yaşam benim için anlam taşımaz,
    ben köyleri ve yürekleri yakılmış insanlar görürüm.
    kimsenin düşmanı değilim kimseye dost olmadım..
    ben yabancıyım bana..
    söyleyemediğim düşüncelerim vardır..
    her akşam ayrı bir meydanda
    atatürk heykelinin karşısında,
    olmayan aklımı darağacına asar ipini çekerim….

    ben deliyim..
    ben buralara ait değilim.
    dağları sırt sırta vermiş bir ülkem,
    surlarla çevrili bir şehrim,
    on ikiden sonra volta attığım caddelerim
    kızıl sakallı bir dayım bir de sarı saçlı yarim var benim..

    ben deliyim…
    çizilmiş sınırları reddetmişim.
    ben hakkaride düşen çığ,
    şırnakta kömür yatağıyım,
    eskişehirde tabut hücre
    nevşehirde peri bacalarıyım
    maraşta katliam
    marmariste orman yangınıyım.
    tuncelide ozanların sazı
    erzurum yaylasında çoban kavalıyım
    diyarbakırlı yedi kardeş burcu
    derikte zeytin ağacıyım
    almanyada yıkılmış bir duvar
    amerikada bağımsızlık heykeliyim
    fransada yıllanmış bir şarap
    ingilterede özgürlük meydanıyım
    somalide aç bir çocuk
    hollandada bir gram kokainim,
    irakta mülteci kampı
    iran da rejim muhalifi bir demokratım,
    brezilyada görkemli bir festival,
    suriye ile lübnan arasında beka vadisiyim
    kürdistanda teslim ol çağrılarına ateşle karşılık veren bir militanım sırtımdan vurulmuşum bedenim dört parça..
    direniş koltuk değneğim..
    alnımdaki üç renkli bayrağı göğsümün kafesinde özgürlük türküsü öten yaralı kuşla dalgalandırırım..
    ölüm kurşun olup yağar üstüme,
    binlerce kez öldürülmüş ama ölmemişim.
    ben sıratın cambazı,
    doğal bir felaket,
    sosyal bir belayım..
    ben deliyim..

    duygularım hep sansüre uğramış,
    bir fahişenin hayatı gibi yalancıdır gözyaşlarım…
    iplerim inceldiği yerden koptu kopacak
    ve ufacık bir bakış boğazımı düğümlendiririr.
    kimi özlediğimi bilmeden hasretin en yoğun halini yaşarım.
    ah içimden dağıtmak gelir,
    dağıtamam ya,
    kendimi dağıtırım.
    gözlerimin kahverengisi gitgide koyulaşır,
    insanlarınki kan kırmızılaşır.
    bakamam kimsenin yüzüne,
    sevgiye muhtaç bir yavruya dönerim…
    kalbim titrer,
    ben deliyim...
    susturucu takılmış bir silah,
    saati durmuş bir bombayım...
    haykırırım ama duyuramam sesimi…
    yine de sardığım tütünde,
    yaktığım cigarada bulurum
    mutluluğu…
    dumanı şehrimin üstüne iner efkarım ağlamamaya yemin etmiş gözlerim,
    ben deliyim..
    unutulmuş bir hatıra
    sonu dramla biten üç bölümlük bir komedi dizisiyim
    çorbama kinimi doğrar,
    öfkemi kaşıklarım.
    zehir kokan bir gül biter dudaklarımın arasından,
    başımı göğe kaldırırıp bakışlarımı çivileyip gökyüzüne seni seyrederim,
    sonra bir bidon gökkuşağı döküp üstüne yakarım seni
    külünle birlikte zamana savrulurum.
    ben deliyim…
    zülfüm her gece ihanetler rıhtımında ciğerinin üzerinde sevdasını kurşuna dizer..
    geceyi ikiye bölerim bir parçasına gece yarısı derim
    öbür parçasına yürek yarısı..
    şafaktansa bir parça aydınlık koparıp ekmeğime sürer.
    üstüne demli bir kuş cıvıltısı içerim..
    sonra hayatın adını yalan koyarım…

    ben yüreklerde ünlem,
    kafalarda soru işaretiyim.
    ben deliyim…
    bağrı taşlarla dolu bir toprak parçasıyım.
    bir uçtan bir uca kurumuşum.
    karınca yuvaları ve ayak izleriyle süslüdür tenim…
    kar yağar üşür,
    güneş vurur kavrulurum.
    kimisi tükürür, kimisi öper;
    tükürene mezar, öpene lalezâr olurum..

    ben nehirlerin yatağı,
    dağların mekanı,
    şeytanın babasıyım..
    ben deliyim…
    mutluluğu uzaktan seyrederken,
    cebimde küçük umutlar biriktiririm,
    gözlerimin kapının eşiğine duvardaki fotoğraflara takıldığı saatlerde kendimi paramparça olmuşluğun,
    tükenmişliğin koynunda bulurum.
    işte o zaman hayat acı kahve tadı verir,
    hep içime atarım,
    ama,
    kendimi içine atacak yer bulamam.
    anlamayana az gelirim,
    anlayana çok…
    ne yarınlar bir şey bekler benden,
    ne de ben bir şey beklerim yarınlardan...