bizans - youreads



  1. sevgi gönül'ün 2001 tarihli güzel yazısının konusu bizans'tır:

    "ben olsam ayasofya'nın kandillerini noel ve kadir gecelerinde yakardım

    ne olurdu sanki "bizans" kelimesini zenginlik olarak alsaydık da, bizans oyunlarını evlat edinmeseydik.

    "c'est byzance", bu kelime 19. yy'da fransızca'ya giren bir sıfattır. zenginliği ve bolluğu ifade etmektedir. "bizans oyunları" ise türkçe'de bir deyim olup katakulli anlamındadır. türkçe'de menfi olarak ifade edilen "bizans" kelimesi, esasında 4. yy.'da kurulmuş olan doğu roma imparatorluğu'nun 19. yy. bilim dünyasınca kullanılmaya başlayan ismidir.

    niye bu konuya girdiğimi sorarsanız gene tapınaklarından metropolitan müzesiònde yeniden düzenlenmiş bizans eserleri sergisi'nden esinlendim, hayıflanarak ve sinirlenerek, "ne diye istanbul'da bir bizans müzesi yok" diye düşündüm.

    tabii bu bir kompleksti. bizler müslümanız ya, ne diye bir hıristiyanlık müzesi kuracağız. sanki hıristiyanlık müzesi kurunca hıristiyan olacakmışız gibi bir kompleksin içindeyiz. 330 yılında konstantin'in kurduğu doğu roma imparatorluğu'nun istanbul'daki başkentine "konstantinopolis" denmiştir ve bu ismi çok uzun seneler bizim osmanlı padişahları da kullanmışlardır. osmanlıca adı da "konstantaniyye"dir. ama bizdeki örümcek kafalarla bu ismi de reddetmişizdir. hatta bir zamanlar "istanbul was constantinople" diye istanbul'un reklamını yapan çok popüler bir şarkı da çıkmıştı. bu şarkıyı besteleyen ve güfteleyen adamları çağırıp istanbul'da ağırladığımızı hatırlamıyorum.

    doğu roma imparatorluğu 330'da kurulup 1453 senesinde fatih sultan mehmet'in istanbul'u almasıyla sona ermiştir. bu kadar sene hakimiyet kurmuş olan bir medeniyetin sanat eserlerini yansıtan ve dünyaya gösteren bir müze sanki niye istanbul'da yoktur, bir türlü anlayamamaktayım. o bir tarafa, istanbul üniversitesi'nde bir bizans kürsüsü de yoktur. sanat tarihçilerine bizans sanatı alelusul öğretilerek geçiştirilmektedir. buna mukabil bir tarihe ve sanata yunanlılar sahip çıkmaktadırlar. meydanı ne diye onlara bırakıyoruz ki? ne diye yunanlılaròın sahip çıkmasına sebep oluyoruz, bunu da anlayabilmiş değilim. türkiye'de doğru dürüst bir bizans sanat tarihçisi yoktur. vaktiyle olanlar da grekçe bilmeyip doğru dürüst adam yetiştirmemişlerdir ve bu işi de severek yapmış olduklarından şüpheliyim. yakında, 19 ağustos'ta, paris'te bizans kongresi var. acaba kaç tane kuvvetli türk bilgini gidip orada bildiri yayınlayacaktır ve türkiye'yi temsil edecektir, merak ediyorum.

    bir zamanlar sadberk hanım müzesi olarak bir bizans kongresi düzenlemeye kalktım, başta bizans bilim adamları ve zamanın dışişleri bakanı, olmaması için ellerinden geleni yaptılar. bu günkü kafam olsaydı hiç kimseyi dinlemeden yapardım. bizler zaten elimizdeki varlıkları değerlendirmeyi hiç bilmiyoruz. ben olsam, senede iki kere, noel geceleri ayasofya kilisesinin bütün avizelerini yağ kandilleri ile süsler ve bizans müziği çalarak bütün hıristiyan dünyasının dikkatini çekip paraları toplardım. bir de kadir geceleri yine burada kandilleri yakarak ilahiler okutup bu sefer de müslümanlardan para toplardım. ayasofya gibi her an bakım gerektiren bir sanat eserinin, bu dünya şaheserinin bir nebze olsun, parasal yükünü hafifletmiş olurdum. böyle bir işe kalkışılsa bütün dünya akın akın gelip bu olaylara şahit olabilmek için sıraya girer."

    bizans sanatının ve tarihinin başkenti istanbul'da bizans müzesi yok, bizans kürsüsü yok ama allah vermesin türk halkı dahil herkes tarafından bizans oyunları bol miktarda oynanıyor. kimsenin kimseye güveni yok. herkes her lafın ve her hareketin altında bir katakulli, bir mana arıyor. güvensizlik üzerine kurulu bir düzenimiz ve yapımız var. zaten son ekonomik krizler de bu yüzden çıkmadı mı? ekonomimizin bir türlü rayına girememesinin altında tamamen bizans oyunlarına alışık halkımızın güvensizliği yatmıyor mu? ne olurdu sanki "bizans" kelimesini zenginlik olarak alsaydık da, bizans oyunlarını evlat edinmeseydik."
  2. doğu roma imparatorluğunun yıkılmasının ardından yerin kurulan devlettir ve kurucusu 1. constantine dir.birçok badireler atlatıp yüzyıllarca medeniyet kovalamış bu nevi şahsına münasır devlet en büyük kazıklarından birini latin istilası ile birlikte hristiyanlardan yemiştir sayın okuyucular, kutsal topraklara giden haçlı orduları isanbula "tanrı sizi korusun , baba oğul ve kutsal ruh adına ekmek ve şarabınızı paylaşır mısınız, şuracıkta binlerce adam açlıktan gebereceğiz oysa ki kutsal topraklardan müslimleri atmaya geldik" diyerekten bugünkü tarihi yarımadaya girmişler ve deyim yerindeyse oluk oluk kan akıtmışlardır hatta bir rivayete göre sokaklarda dolan kan insanların bileklerine kadar geliyor imiş sayın dehşet severler.evet farklı meshepten de olsa aynı dindenler lan bunlar diye şaşırmayın şimdi bile insanlar üzerinde aşırısı eroin etkisi gösteren din kavramı o zamanlar bunun yaklaşık 1000,498 katı kadar etkiye sahipti. velhasıl kelam onu bunu atlattılar neden sonra zamanla resesyona gittiler ekonomik ve politik nedenlerden dolayı, işçi yerine toprak çıkardılar ellerinden son noktayı ise bugünkü 2. köprünün ismine refere olan sultan mehmet dedemiz koymuştur, ocaklarına incir ağacı dikip almıştır vadedilen toprakları. constaniyenin ismini de cismini de değiştirmiştir fakat şuna eminim ki kendisi bugünkü halini görseydi bizimkiler ilerde buranın hımına koyacak lalacım biz ince ince dönelim diyip bursaya geri yollanırdı.
    lvssr