celal şengör - youreads



  1. karakterinin umrumda olmadığı bilim adamı. 10 şubat teke tek programında yaklaşık 4 saatlik evrenin oluşumu, fosiller, ay oluşumu, türler, evrim, doppler ve daha bir sürü konudan bahsetmişti. o programı izlediyip de hala bu adamın karakterine takılan birisi varsa ona lafım yok.

    stephen hawking için yemek arkadaşım demesi de yorumsuz...
  2. garip şekilde eleştirildiğini gördüğüm değerli bilim adamı.

    eleştirilmesi garip değil, eleştiriliş şekli garip, hem de çok garip.

    bugün, vakti zamanının en büyük dinlerine, destanlarına, efsanelerine adları üstünde "hikaye" diyen bu insanlar, kendi inanışları olduğu için veyahut günümüzde halen inanıldığı için bir dine hikaye denmesine karşı çıkabiliyorlar mesela. ne diyecekti? inanmıyor yahu adam inanmıyor.bu yazılanlar onun için yalnızca hikaye.

    düşünsene, arkadaşınla yolda yürüyorsun, biri gelip sana bir olay anlatmaya başlıyor, anlatıyor anlatıyor, olay sana hiç inandırıcı gelmiyor kendince sebepler dolayısıyla ama yanındaki arkadaşının çok ilgisini çekiyor ve adamı dinleyip anlattıklarına inanıyor. arkadaşın için o anlatılanlar gerçekken senin için tamamıyle yalandır, hikayedir, zırvadır, boşa zaman kaybıdır. bunu dile getirmekten nede çekinirsin? veyahut bunu dile getirmenden neden inanan kişiler bozulur, bunu hakaret sayarlar? aklım mantığım almıyor çünkü bu tarz bir olay akıl, mantık işi değil, öyle olmadığı gibi ahlaki de değil, benim içimden geçen bu anlatılanların tam bir "hikaye" olduğu iken, birileri üzülmesin, birileri kendi gerçeklerine ben hikaye demeyeyim diye içimden geçeni saklayıp yalan söylemem gerekiyormuş, asıl ahlaki olan buymuş. vallahi garip, çok garip.

    hayır, hikaye kelimesi hakaret değil bir şey değil, nesi küçümseme yahu. bir dine hikaye demek, "yemeğin tadını beğendin mi?" sorusuna "hayır" demek gibidir, kimse kalkıp da "küçümsedi, saygısızlık eti" gibi şeyler söyleyemez, ha söyler, ama makul olmaz bu. adam beğenmemiş, napsın? beğendim mi desin?

    bir de yine garip olan şeylerden biri, "...psikolojik baskı kurabileceği anlamını taşımıyor." ibaresi. bu cümleyi inceleyelim hemen. psikolojik baskıyı nasıl kuruyor bu adam? konuşarak. nasıl konuşarak, hakaret etmeden, sadece "görece" irite edici kelimeler ve "görece" üstte bakan bir dil, bir tını ile konuşuyor. birileri de kalkıp diyor ki, böyle bir hakkın yok. yani, kişi, karşısındakinin konuşma stili hoşuna gitmeyince "böyle konuşmaya hakkın yok" diyor, ortada ne hakaret var ne de benzeri bariz bir saldırganlık.

    e ne bu? her uyuz olduğu şeye" faşistlik" diyen solcular gibi hissedeceğim kendimi ama, bu faşistlik değil mi? yahu kim nasıl karışabiliyor adamın konuşurken ne gibi bir tonda konuşacağına ya?

    elitizm hakkındaki eleştirilere hiç girmeyeceğim, tamamen kişisel görüşle ilgili bir şey ki, bunun tartışması burada yapılmaz.

    umarım meramımı düzgünce anlatabilmişimdir. amacım birilerini savunmak değil, birilerini eleştirenlerin eleştirirken yaptıkları tutarsız davranışları görmek, göstermek.