çocukluk anıları - youreads



  1. dayak, sopa, gereksiz olaylar gırla. ama bunu anlatmayacağım şimdi. gereksiz ama şu an kafamı da boşaltmak için tebessüm ile andığım bir olayı ve durumu paylaşacağım.

    Beden eğitimi derslerinde yapılan içtimada, hayt huytlu erkekler boy sırasının sondan üçüncü adamıydım. sondan 2,1 ve sonuncu ise en yakın arkadaşlarım.

    tamamen fiziksel koşullara göre oluşmuş bir gruplaşma olmuş yani. belki kasıtlı belki iç güdüsel, psikolojik. Bunun uzantısı; sınıftaki kızlar "kırmızı kuvvet". kızlarla konuşmak, onlarla vakit geçirmek alçaltıcı bir şey. onlarla görüşen beden eğitimi dersinin ön sıralarında duran erkekler ise işbirlikçi. kızlarla, iğrenç şakalara ve cinselliğe ilişkin yarım yamalak oluşan bilgilere dayalı sağlıksız bir iletişimimiz var yani. ama gerçekte bir etkileme bir beğenilme çabası hasıl bünyelerde.

    ulvi olan ise; açlıktan geberene değin top oynamak, taso/futbolcu kartları ile birikim yapmak, evin içerisinde komşu teyzenin "biri mi öldürülüyor" diyerek bizi kontrol edeceği seviyede hunharca güreşmek.

    dersler iyi, futbol altyapı işleri de var kibrimizden boğuluyor, kendimize laf söylendiğinde örgütlü tepkimizle normal insanları alt ediyoruz. aynı zamanda badaklığa giriş dersininin en gözde öğrencileri olduğumuzun farkında değildik tabi.

    sevimsiz bir müzik öğretmeni vardı. öyleki kadın bir gün derste şunu söyledi "okulumuzda ayna grubu konser verecek, bilet 5.000.000 TL, bileti benden alırsanız sözlü notunuza 5 vereceğim." günlük bütçemizin ayran-gevrek kombinasyonuna 2 günde 1 denk olabildiği bir dönemde hak verirsiniz ki bu bir ciddi meseledir. üstelik ilave giderlerimiz var; okul çıkışı midye, halı saha ücreti, çitos (taso) gibi.

    keyifli bir anlarında anneme ve babama olayı çıtlattım, hiç keyiflerini bozmadan reddettiler.
    derslerimiz iyi ve örgütlü bir çete^:rampola çetesi^ olmamızdan kaynaklı bize yönelik bir çekince var. ama müzik dersinden 5 getirememek bu konuda bizi zor duruma sokabilir. çeteden kimse de bilet alamayacak, zaten iki kişi alamıyorsa diğeri bahsini dahi açmamalı. gerçi kimse alamadı.

    o zaman tek yapılacak iş vardı. yeni - kendi seçtiğin bir türküyü söylemek- bir sınav yöntemiyle gündem yaratan müzik öğretmenine en iyi cevabı sınavda vermek. oysa Helvacıoğlu flütümüzle icra ettiğimiz "süt içtim dilim yandı", "dostluk" gibi eserler ve solfejleriyle gayet iyiydik. bu sınav, değerli youserlar, yeni bir yöntem ve yaklaşım gerektiriyordu.

    evde, grup laçin'in kasedi vardı, 5 adet kafa sallayan, bekar gezen, üniversite öğrencisinden teşkil edilmiş türküler yorumlayan bir grup. ben de eğlenceli hoşuma giden şu türküyü seçtim. evde teybi açıp eşlik etmeler, sınıf önünde yapılacak icraya yönelik provalar. müzisyen peder beye dinletmeler. her şey olacak gibiydi.

    sınav günü, sözleri karıştırmayayım diye sözlerin yazılı olduğu kaset kapağını da alıp gittim okula. sahneye çıktım, gözler üzerimde, şu ana kadar çete üyelerinin performansları gayet iyi. "biz bilet almadık oğlum sizin gibi" tavırları ile mağruruz. kaset kapağını nota sehpası edasıyla elime yerleştirdim. hoca, hangi türküyü söyleyeceğimi sordu, söyledim. söyleyeceğim türküyü bilmediğini söyledi. "hocam ama ben bu türküye çalıştım" dedim. "getir bakayım kapağı" dedi. "hocam" dedim. " bunu biliyorum, bunu söyle" dedi.

    "ben bunu bir kere dinledim sadece, istediğiniz demedin mi ulan!" dedim, içimden.

    "tamam hocam" dedim.

    ve söylemeye başladım. o andan itibaren türkü olduğunu ispat etmek için tek delil kaset kapağı ile arada kendi tuttuğum ritimden kurtulmuş anlaşılabilen bazı sözlerdi. kırmızı kuvvetler, örgütlülüğümüzden korkan bizden uzunlar, herkes umarsızca gülüyordu. çete üyeleri üzülmüş gibiydi ama onlarında yüzünde birbirimize olan sadakatimizi çiğnercesine yılışık bir gülümseme hissettim. kendime dedim ki "hayat böyle oğlum işte, adamı döne döne vurur".

    okul çıkışında rampolaya hesap soracaktım. vakit geldi, tam o esnada biri "beyler, oktay video'da günlük kaset kiraları 1.000.000 TL imiş, yarın korku filmi kiralarız lan" deyince vazgeçtim. oktay videoya gittik.

    sonra bir ara "lan beyler" dedim rampolaya, "en azından ben ayna konserine gitsem mi?", nazikçe sin kaflı şeyler söylediler.

    derdimi seveyim, dönem sonunda karnemdeki tek 3 notu olan ders müzik dersiydi.