devlet - youreads



  1. zaman darlığından çok dağıtmadan yalnızca aşağıdaki iki kaynağa dayanarak konvansiyonel devlet tanımının yanlışlığını açıklamaya çalışacağım.

    toplum sınıflara ayrıldığı anda ortaya devlet çıkar gibi bir argüman öne sürersek günümüz amerika birleşik devletleri ile roma imparatorluğu veya mö 1050 yılında var olan israil krallığı ile yunan siteleri birdir gibi bir anlam çıkar.

    bu yapıların her biri kendine has özellikleri olan organizasyonlardır. hepsi baskı-rıza, yöneten-yönetilen ayrımını içerir. fakat her biri devlet değildir.

    16. ila 18. yüzyıllar arası gelişmeler olmadan, egemenlik ve toplum sözleşmesi kavramları ortaya çıkmadan ve "ulus" inşa edilmeden devletten bahsedemeyiz.

    imparatorluk olur, krallık olur, başka bir şey olur ama devlet olmaz.

    kaynaklar:

    clastres p., devlete karşı toplum (ayrıntı yayınları, 2. baskı, 2006)

    poggi g., the state it’s nature, development and prospects (stanford university press, 1. baskı, 1990)
    pinot
  2. insan toplumsal duzenini kendi ihtiyaclarindan hareketle baskalarina gereksinim duymasiyla olusturur
  3. devlet ana romanında kerim çelebi ve demircanın annesi olup komşuları tarafından bacıbey diye çağrılan kırbaçlı savaşçı kadın.
  4. devlet, yüzyıllardan beri var olan bir sosyal olgudur. birçok düşünür "devlet nedir?" sorusunun üzerine düşünmüş ve neticede farklı farklı görüşler ortaya atılmıştır.

    marxist teze göre devlet, esas itibariyle bir sınıf yapısı'dır. marxistlere göre devlet, bir sınıfın diğer sınıfları egemenliği altında bulundurduğu bir örgütlenmedir.

    buna karşılık farklı bir görüşe göre ise, devlet sınıf kavramının üstünde ve ötesinde bütün toplumu kapsayan ve birleştiren bir kuruluştur.

    değer yargısı açısından devleti düpedüz bir kötülük sayanlar da vardır. ama bu, kimine göre katlanılması gerekli "vazgeçilmez bir kötülüktür"; kimileri de onun belli bir gelişme süreci sonunda günün birinde kendiliğinden yok olup gideceği inancındadırlar (marxistler). daha başkaları ise (anarşistler) o kadar sabırlı değildirler; devletin kendiliğinden yok olmasını ya da eriyip gitmesini beklemeksizin bir an evvel ortadan kalkmasını sağlamak için ne mümkünse yapmak gerektiği görüşünü savunurlar.

    hukuk açısından devlet değerlendirmelerini ele alalım biraz da: klasik fransız kamu hukuku doktrinin genellikle benimsediği şekilde, "devlet, milletin hukuki kişilik kazanmış şeklidir." avusturyalı hukukçu hans kelsen ise "devlet etkili olarak yürürlükte bulunan bir hukuki normlar sistemidir" demiştir.

    yaygın anlamda kabul gören anlayışta ise: devletin, ülke, insan topluluğu ve iktidar olmak üzere üç ana unsuru bulundurduğu hususunda hemen herkesin birleştiği söylenebilir. yani devlet nedir sorusuna: belirli bir toprak parçası üzerinde yaşamlarını sürdüren insan topluluklarına onların ve devlet anlayışının yönetilmesi amacıyla bir zorlayıcı yetkiye sahip üstün iktidar tarafından hükmedilmesini sağlayan siyasal kuruluştur denebilir.

    peki insanlar neden devleti yaratmışlardır? bu konuda birçok görüş olmasına rağmen asıl kabul gören görüşe göre: devlet fikrinin oluşturulması, iktidarın kişisellikten sıyrılıp kurumsallaşmaya geçişinin bir neticesidir.

    son olarak, devlet nasıl ortaya çıkmıştır? bu sorunun kesin bir cevabı yoktur. asıl olan, önemli olan da bu değildir zaten. ancak devletin doğuşuna dair irdelemeleri rousseau, hobbes ve locke iyiden iyiye yapmışlardır. özellikle toplumsal sözleşme adlı eser, devletin nasıl ortaya çıkması gerektiğini açıklamaya çalışmıştır. burada dikkat edilmesi gereken ise, nasıl ortaya çıktığı değil, nasıl ortaya çıkmasının gerektiğidir. yani olanı değil, olması gerekeni açıklamaya çalışmıştır.
  5. "devlet senin en büyük düşmanındır. senden beslenir, seni sömürür. seni korkutur, seni ezer, seni sindirir ve seni kendisine muhtaç olduğuna inandırmaya çalışır. karşı çıkarsan dışlanacağına ikna eder seni. devlet senin en azılı düşmanındır.
    bununla birlikte devletin sana en yakın olduğu seni en çok umursayıp çektiğin acıdan en çok haberdar olduğu ve bu acıyı sonlandırmak için en çok uğraştığı zaman savaş zamanıdır. ortak düşmanınız sizi yakınlaştırır ve "beraber" savaşırsınız. devlet senin için savaşı göze alır ancak sen olduğun için değil. zira sahip kölesini paylaşmak istemez."
    hakkında vaktiyle böyle şeyler karalamış olduğumu düşündüğüm "şey".
  6. insanı yaşat ki devlet yaşasın. şeyh edebâli

    bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakın! albert camus

    iki büyük düşünürün sözü üzerine pek bir ehemmiyeti olmasa da şahsi görüşüm; milletin kaderi ne ise devletin akıbeti de öyle oluyor.