• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.33)
etika - benedictus de spinoza
bu büyük eseri birkaç satırda özetleme iddiasından uzağız. bununla birlikte, belirli noktalarını işaret için göstermemiz gerekir ki, spinoza'nın açıklamasında tuttuğu sıraya rağmen, hakiki başlangıç noktası descartes'tan ya da başka bir yazardan çıkarılmış bir cevher teorisi veya fikri değildir. (…) o kendi duygulanışlarının şuuruna sahiptir; nitekim, bir bedeni olduğunu ve beden hayatının hangi şartlarda sürüp gittiğini gözlem ile bilir. fakat bu bir çeşit bilgi ise de, son derece eksik ve kederli bir bilgidir, kederlidir, çünkü eksiktir; şuur edinmek, gerçi insan için ıstırap çekmek değilse de, hiç değilse edilgin olmak, zor altında bulunmak, güdülmek, çoğu kere yük altında kalmaktır. filozofun elinde, kurtulmak için nasıl bir araç vardır? onun işi, hayatını bir araya getiren arazlardan, asıl kendi varlığını meydana getirmektir. (...)-hilmi ziya ülken-(tanıtım bülteninden) (kitap bilgileri idefix'den alınmıştır.)
  1. ''şayet ruhlara hükmetmek dillere hükmetmek kadar kolay olsaydı, bütün hükümdarlar güvenli bir şekilde hüküm sürerdi ve zalim güç diye bir şey olmazdı. zira o zaman bütün insanlar hükümdarlarının fıtratına göre yaşar, neyin doğru neyin yanlış, neyin iyi neyin kötü, neyin adil olduğunu neyin olmadığını sadece onların buyruklarına göre değerlendirirdi. fakat... bir insanın ruhunun, başka bir insanın hakkına tamamen bağlı olması imkansız bir şeydir. hiç kimse kendi doğal hakkını, yani her konuda özgürce akıl yürütme ve özgürce değerlendirme yetisini bir başkasına devredemez; dahası, hiç kimse bu bapta baskı altına alınamaz. işte bu yüzden diyoruz ki, devlet ruhlara yöneldiğinde şiddet uygular.''
  2. deleuze "spinoza ve etika üzerine" derslerde spinozanin siklikla kullandiği, "affectus" ve "affectio(n)" ifadelerinin bilinçle birbirinden ayri olduklarini söyler. affectus, duygu; affectio ise duygulaniş anlamina gelir. spinoza'ya göre her iki kavramin iki varyasyonu vardir: neşe ve keder.
    sonra devreye beden ve ruh girer, olaylar gelişir, bir ara uzunlamasina yazmak için buraya not ediyorum.
  3. einstein'ın "ben spinoza'nın tanrısına inanıyorum" demesine sebep olan, adım adım doğruladığı aksiyomlarla (bkz: panteizm) fikrini mantıksal olarak ispatlayan okunması zor kitap.
  4. muhyiddin ibn-i arabi'nin vahdet- vücud kuramı üzerine kurulu bir kitap. ibn-i arabi müslümandır; fakat ilah düşüncesinin tüm bir kainatın kendisi olabileceği üzerine tartışılan fikirleri, görüşleri vardır. etika'dan önce ibn-i arabi tavsiyedir bütünlük sağlaması açısından.
  5. spinoza kitabını bir bina gibi inşa etmiş, önermeleri, açıklamaları, çıkarımları, kanıtlamaları tek tek vermiştir. bu sayede kitabın herhangi bir yerinden bütününe doğru yol alabiliyorken, fazladan bir unsur gözünüze de çarpmıyor. başlarda anlamsız ve sıkıcı gelen yöntem ilerleyen aşamalarda sizi de içine alıyor ve artık spinoza gibi düşünme yetisine doğru yol alıyorsunuz. tanrı’dan yola çıkıp, bireye, duygulanışlara ve hür insana ulaşılan muazzam bir eser.

    kitabın konusuna geçmeden önce o meşhur geometrik ispatlama, mimari yapıda felsefe kurma kısmına değinmek isterim. geometrik ispat şöyle bir şey; önce bir önerme ortaya atılır. örneğin; “birbirini bütünleyen iki eş açı dik açıdır” sonra bu iki eş açının dik açı olduğunu ispata girişmek için veriler dökülür. iki eş açıdan biri a diğerine b diyelim. bunlar eş ve bütünler olduğu için a+b=180 olmalıdır. önermede bahsi geçen eşitliği de koyarsak a=b ise ve a+b=180 ise a yerine b yerleştirirsek a+a=180 olur ve 2a=180 ise a=90 olur. dik açı da 90 olduğu için a ve b dik açılardır önermesi kanıtlanmış olur. kitabımızda da tıpkı bu şekilde önermeler veriliyor, açıklamalar yapılıyor ve kanıtlamaya girişiliyor. her konuda akış bu şekilde ilerliyor ve her ispatlama bir diğerine ana temel teşkil ediyor. yani şöyle ki; insan ruhu etkinlik alanını artırdığında sevinç duyar diye bir önerme ortaya atıyorsak ileride sevincimizi artıran bir olaya aynı zamanda ruhumuzun etkinliğini artırır diyoruz ve (önerme 1’e bakınız) diyoruz. kitabın genel akışı bu yönde. neyse konuya döneyim.

    insanın duygulanışlarının ruhun yetkinliği ile doğrudan ilişkisi olduğu, yetkinliğin artışının sevinç uyandırdığı ve temel üç duygulanış olarak ele aldığı sevincin, kederin ya da arzunun diğer birtakım duygulanışlara neden olduğu anlatılıyor. ruhun en yetkin halinin ise tanrı’yı bilmek olduğu ifade ediliyor. demek ki insanın bilgisi tanrı bilgisine ulaşmaya çalıştıkça sevinç yaratıyor, ruhunun yetkinliğini artırıyor ve uzaklaştıkça kedere neden oluyor ve yetkinliğini azaltıyor. dolayısıyla burada görülen şey fikirlerin duygulardan bir adım önce geldiği ve tanrı bilgisinin seviyesindeki değişimlerin duygulanışları yönelttiği açıklanıyor. tabi en nihayetinde tanrı olarak ifade ettiği cevher, varoluş, evren her ne ise onu anlamaya göre yaşamak gerektiğini ifade ediyor. bu kitabı okuduktan sonra (bkz: spinoza üzerine on bir ders - gilles deleuze) okuyup pekiştirmekte fayda var. umarım vakit ayırıp spinoza evrenine de bir adım atarsınız, bundan uzak kalmanızı hiç istemem.
    abi
  6. biraz uzun olacak, şimdiden üzgünüm.
    tanım editi: spinoza denince herkesin ilk aklına gelen eser olan etika, matematiksel metotlarla felsefe nasıl yapılırı (ya da yapılmazı) göstermeye çalışmıştır.

    1. bölüm: tanrı, tanım 2: "bir şey kendisiyle aynı doğadan başka bir şeyle sınırlanabiliyorsa, o şeye kendi cinsinde sonlu denir. örneğin bir cismin sonlu olduğunu söyleriz, çünkü her zaman daha büyüğünü düşünebiliriz..."

    öncelikle, sonsuz, bir sayı, bir sınır, son nokta değildir. sonsuz, tanımlanamayan, ölçülemeyen veya henüz tanımlanmamış, ölçülememiş bir sıfata verdiğimiz isimdir. sonsuz diye bir şey yoktur. hem matematiksel hem de algısal anlamda.

    1. bölüm, 7. önerme: "var olmak tözün doğasına özgüdür. töz, başka bir şey tarafından meydana getirilemez; o halde töz kendinin nedeni olmak zorundadır, yani tözün özü zorunlu olarak var oluşunu gerekli kılar ya da başka deyişle var olmak tözün doğasına özgüdür."

    varlık bir sonuçsa, nedeni olmak zorundadır. töz ise spinoza'nın tanımına göre sadece kendi özü ile kavranabilendir. yani töz bir varlıksa nedeni olamaz. varlık bir nedense, sonucu olmak zorundadır, yine aynı tanım ile tözün varlığı saçma bir hal alıyor. tözün varlığına tavır dersek, tözün varlığını başka şeylerden kavramamız gereklidir. ama bu var olduğuna inandığımız tözün kendisini anlamamızı sağlayamaz.çünkü, töz, kendi özünden anlaşılmalıdır. kendi 11. önermesi'nden: "bir şeyin var oluşunu engelleyen bir gerekçe ya da neden yoksa, o şeyin zorunlu olarak var olduğudur". yani, varlığı, kendisi, nedenli bir sonuç olarak tanımlamaktadır. tözün varlığını tavır olarak tanımlamamız; yani başka şeylerden kavrayabilmemiz, töz hakkında bir fikir vermez. tözün varlığını bir sıfat olarak tanımlamamız saçmadır. çünkü, daha çok varlık veya daha çok yokluk diye bir şey yoktur. kıyaslama imkanı olmadığı için sıfat olamaz.

    şimdi 1. bölüm, 11. önerme: "tanrı, yani her biri ezeli-ebedi ve sınırsız özünü ifade eden sonsuz sıfatlardan ibaret olan töz, zorunlu olarak vardır."

    tüm sıfatların sonsuzunun bir tözde toplanmasını düşünmek düpedüz saçmalıktır. farklı sıfatların sonsuzluğu farklı tözlerde bulunabilir.

    1. bölüm, 5. önerme: " evrende aynı doğaya ya da aynı sıfata sahip iki ya da daha fazla töz olamaz. kanıtlama: farklı iki ya da daha fazla töz olmuş olsaydı, bunlar birbirinden ya sıfatlarındaki farklılıkla ya da hallerindeki farklılıkla ayırt edileceklerdi. sadece sıfatlarındaki farklılığa göre ayırt edileceklerse, o zaman herhangi bir sıfata sadece birinin sahip olduğu da kabul edilecektir. yok eğer hallerindeki farklılığa göre ayırt edileceklerse o zaman da töz hallerinden önce olduğu için, hallerini bir kenara koyup, sırf töze yöneldiğimizde, yani doğru şekilde düşündüğümüzde, ortada bir tözü diğerinden ayrı olarak düşünebileceğimiz bir şey olmayacaktır; o halde tek bir töz söz konusudur, birden fazla tözün olması imkansızdır."

    tözü, zaten kendi özünden anlaşılabilen olarak tanımladıysak, farklı sıfatlı tözler mümkündür. başka bir tözü başka sıfatlarla anlayabiliriz. bir tözün tüm sıfatlara sahip olması demek, tözün tanımına terstir. çünkü sıfat bulunan yerde kıyaslama vardır, aksi takdirde sonlu-sonsuz tanımları da fazlasıyla gereksiz olurdu. kıyaslama varsa, bir töz, diğerinin "daha ..." sı olarak tanımlanabilir. bu da töz tanımına uymaz. eğer sadece bir töz var olduğunu kabul edersek de sıfat varlığı mümkün olamaz. böylece spinoza'nın söylediğini kabul etsek bile, yani tek töz olduğunu ve bütün sıfatlara sadece onun sahip olduğunu kabul edersek, sonsuzluktan, ezeli ve ebedilikten de söz edemeyiz. bu da bu önermeyi saçma kılıyor.

    1. bölüm, 8. önerme: "her töz zorunlu olarak sonsuzdur."

    burada da bir önceki kısımda saçma bulduğumuz şey önerilmiştir. sınırlanmayan bir şeyin bir boyutu yoktur. tanımlanamaz. sonsuzluğu bu yüzden, bir tözün sıfatlarına addedemeyiz. çünkü bu sıfatlarını tanımsız yapar, sıfatlar da tözü anlamamız için gerekli şeyler olduğu için tözün varlığını yadsır.

    not: sıkıntıdan, yazayım dedim. başka bölümlerle ilgili fikir belirtmeyeceğim. sadece kitaptan henüz sıkılmamışken işaretlediğim yerler ile ilgili fikrimdi. işaretlemekten sıkılmadan önce yani.