hollandalı bakire - marente de moor - youreads

    • okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.00)
hollandalı bakire - marente de moor
marente de moor, 2010 yılında hollanda’nın en önemli edebiyat ödüllerinden olan ako edebiyat ödülü’nü alan kitabında, eskrim öğrencisi bir genç kızın öyküsünü anlatıyor. hem ilk dünya savaşının ve nazizm’in bir eleştirisini hem de avrupa’nın kırsalında yaşanan tutkulu bir aşkın öyküsünü okuyacaksınız.
  1. hollanda’nın en prestijli ako edebiyat ödülü’nü alan marente de moor’un “hollandalı bakire’si okumaya başladığımda, tanıdık bir dünya ile karşılaştım. birinci dünya savaşı’nın buhranlı yılları. gerçek ile kurgunun, geçmiş ile bugünün birbiriyle karıştığı düşsel bir roman “hollandalı bakire”.

    savaşın bıraktığı yara izlerini yakından gören marente de moor, uzun süre rusya’da yaşaması, romanındaki tarihi gerilimini açıklar. savaş hakkında, ince ve duygusal söylemleri var yazarın. ve kitabın kapağını açtığınızda ilk şu soru ile sizi karşılar, “savaşa sahne olmuş bir toprağın yalnızca savaş üretebileceği doğru mu yoksa?” ana karakterin gözünden bir savaş portresi çizilirken, alt bilinç okumasında yanıt olarak şunu açıkça dile getirir, “kendini, ülkeni, hatta bütün dünyayı daha çok felakete karşı koru.”

    1936 yılının yaz aylarında, eskrim becerilerini ustalaştırmak için eskrim ustası egon bötticher’in yanına giden janna’nın da hikâyesidir aynı zamanda “hollandalı bakire”. aristokrat eskrim ustası olan egon’un evinde janna, alışkın olmadığı bir dünyaya açılır. karşılaştığı dünya, cazip ve esrarengizdir. aynı zamanda, yasaklanmış mensur geleneğini sürdürmek isteyen bir ustanın da gerçekle yüzleşme anıdır. janna’nın babası ile egon’un arasındaki ilişki ilk başlarda anlaşılmaz. muğlâk kalır. romanın sonlarına doğru ancak her şey netlik kazanır. bu süreç biraz yavaş ilerlese de, tarihin ve çağın değişimindeki atmosferini canlı kılan, dildeki akıcılık ile sürükleyicidir. hayal gücünü sınayan zengin bir dille janna’yı anlatan marente de moor, savaş topraklarının romantizm ruhunu da yansıtır. janna’nın babası jacq ve arkadaşı egon, i. dünya savaşı’nda nazilerin başa geçtiği dönemde tanışırlar. naziler döneminde barbarlık gün geçtikçe artar. ve yaptıkları zulümler, jacq’tı ve egon’u savaşı yeniden sorgulamaya iter. savaşın bıraktığı izlerin yansımasını jacq ve egon’un arkadaşlığında sezinleriz. ingiliz yaralıların mübadelesinde bulunan doktor jacq’tın egon’a yazdığı mektupta savaş ile ilgili ilk izlenimlerini anlatır. “korkunç bir şeye şahit oldum. şimdi hiçbir şeyden emin değilim ve fazla saf olduğumu anlamış bulunuyorum. hekimliğe veda etmeyi düşündüm. gördüklerim dehşet verici fakat büyüleyiciydi. aşırı katılık insanın gözünü boyuyor, kanaatler bir bir yok oluyor. tek bir kanaatim bile kalmadı artık. (…) bu savaşla medeniyet kitabımızı temelli kapatmış olduğumuzu düşünüyorum. (…) insanın kendi vücudu da dahil bütün yaratılıştan nefret ettiği bir çağda yaşıyoruz çünkü artık bir değeri kalmadı.” birbirlerine yazdıkları mektupları, tarihi bir değer taşır. karakterler birer motiftir. almanya ve hollanda’nın hikâyesidir kısaca.

    “maalesef hatıralar dikiş tutmaz. diledikleri an ortaya çıkarlar.” gizli tutulmuş sırrın gün yüzüne çıkmaya başlamasıyla, hikâyenin çizgisi belirginleşmeye başlar. janna’nın çekmecede bulduğu mektuplar ile hatıraların yüzündeki tozlar alınır. gün ışığına çıkar. kapalı bir hayat yaşayan ve yüzündeki yarasından dolayı öfkesini dindiremeyen egon’un gizemliliği çözülemez. yine sembolik olarak karşımıza çıkan karakterimizin yaşantısı, nazileri tasvir eder. kahraman değildir, zengin, sağır bir adamdır egon. aristokrat düşüncelerle deverim gerçekleşeceğine inanır. “yeni bir savaş gelecek, şimdikinden daha iyi bir savaş,” çıkması halkın kahramanlık savaşıdır. halk mücadelesinin temsilidir. zaman ve mekân büyüleyicidir. yaşamanın zor olduğu, soruların biriktiği, hayallerin, çoğaldığı, şüphelerin, sırların ortaya çıktığı bir savaş döngüsündeki gerçeğe ulaşma arayışına tanık oluruz. ayrıntıların yoğunluğu gidişatı yavaşlaşsa da dilinin iyi kullanılması hikâyeyi canlı tutar.

    özel mektuplarla örülmüş, empati algısının yüksek olduğu, “hollandalı bakire”de dikkati çeken diğer bir unsur ise eskrim sporudur. özellikle eskrim ustası egon’un geleneklerini devam ettirmedeki isteği, ve öğrenci mensur geleneklerine göre yetiştirmesindeki çabası gözden kaçırılmamalıdır. aynı zamanda bir sanat olan eskrim, sevgi ile insana karşı sofistikçe bir kavgayı temsil eder. kılıç ustalarının birbirine vurarak çalıştıkları bir alman geleneği olan mensura baktığımızda ise, erkekliğin nihai testi olduğu bir tutumdur. eskrimde bu geleneğin uygulanmasına izin verilmez. ülkede yasaklanmasına rağmen, derslere devam edilir. eskrim doğası ile çatışmaktadır. marente de moor, eski gelenekleri yeni rejim düzeninde buluşturmasıyla yeni bir sorgu masası açar. “ayna karşısında yapılan egzersizlere inanmıyordum. sanki farkında olmadan kendinize yaklaşabilirmişsiniz gibi. aynadaki görüntü göz açıp kapayıncaya dek eski halini alır ama aynayı kaldırdığınızda, hatalar ruhunuz bile duymadan geri gelirler. (…) net görebilmek için maskeyi çıkardığınızda görüntüyü maskeleyen şeyin tel kafes değil, adımlarınızı hızlandıran veya yavaşlatan düşünceleriniz olduğunu anlarsınız. “ janna’nın eskrime karşı izlenimlerinden rahatça anlaşılır. ve eskrim becerilerini geliştirmek için egzersizlere devam ededururken, hitler alman ekonomisini canlandırma gayretindedir. silah üretimi artar. çocuk ve kadın işgücünden yararlanılır. geçmişe dönülmeyen tek yönlü yolculuğun sonlarına yaklaşılmaktadır artık.

    tanıdık bir ortamı, güncel bir dil ile anlatabilmek büyük beceri ister. insanlık koşullarından fışkıran hikâye, yaşadığımızın belirtisidir. insan kalma çabasıdır. dün olduğu gibi bugün de aynı çaba devam eder. bu çaba, geçmişin yaşantılarında bugünün hafızasında yeniden tazelenir. marente de moor’un iyi bir anlatıcı oluşunu, ele aldığını konudan biliyoruz artık. janna’nın hikâyesi denilse de, savaşın çemberinden kurtularak, yaşamı yeniden inşa etmeye çalışanların hikâyesidir. kullandığı motifler ile göndermeler yaparak üzerinde düşündürten, içtenlikle yazılmış bir romandır “hollandalı bakire”. erhan gürer gibi iyi bir çevirmenin elinden çıkması da ayrıca güzellik katmaktadır. çeviri, oldukça güzel ve akıcıdır. “yazılı söz, telaffuz edilen sözden her zaman daha önemli addedilir,” diyen doktor jacq’ta kulak verdiğimizde, marente de moor’un bir kez daha haklı olduğuna inanacaksınız.