insanlardan ne öğrendim - youreads



  1. kimseye iyilik yaramaz. ("cehenneme giden yol iyilik taşlarıyla döşenmiştir" sözü çok doğru. )
    kimseyi değiştiremezsin, zamana ve akışına bırakmalısın.
    kimseden bir şey veya onun için yaptığın güzelliklere karşılık bekleme.
    bir sırrın mı var? bırak sende kalsın.

    "ot" dergisinin haziran sayısında "abdal ile aptal" başlıklı bir bölüm var. ikisinin karşılaştırılması. orada şöyle yazıyor: "aptal çok insana az, abdal az insana çok değer verir. birincisi ne verdiğini bilmez, ikincisi bilir." o nedenle az insan, öz insan, nitelikli insan.

    "insan" sözkonusu olunca oğuz atay'ı anmadan olmaz. tehlikeli oyunlar'ın 45. sayfasında diyor ki: "...aslında hepimiz başkalarına daha iyi yerler açabilmek için katlanmış bir konumda bulunuyoruz." kimse için bunu yapma.
  2. önce her şeyi..

    sonra o 'her şey'in aslında hiçbir şey olduğunu.
  3. iyi niyetin nasıl suistimal edileceğini,
    en yakınım dediğin kişiden kazık yemeyi,
    sevgili yapınca arayıp sormamak gerektiği(!) ,
    yüzüne gülüp arkadan konuştuğunu,
    işine nasıl gelirse o şekilde anladığını.

    sevilmeyi,
    sevmeyi,
    kardeşin yoksa nasıl kardeş olunacağını,
    bir telefon kadar uzakta olmayı,
    beraber gülüp eğlenmeyi,
    yeri gelince karşındakine dert ortağı olmayı.

    bu iki tür özellikleri de öğretti bana insanlar. iyisiyle kötüsüyle yaşadığımız herşey bir tecrübe. o yüzden yaşatanlara sağolun varolun diyorum.
  4. ne öğrendiysem insanlardan öğrendim. haybeden dünyaya gelip, onların dilini konuştum, onların kelimeleriyle düşündüm. onlarla var oldum, onlardan biri oldum. kendime bakıp onların kim olduğunu öğrendim. öğrenemediğim tek şey var o da benim ne olduğum. bir de soğanlı yumurtanın güzel olduğunu öğrenme durumu var.
    abi
  5. "yaşama sanatı, sevdiklerimize onlarla birlikte olmaktan ne büyük bir zevk duyduğumuzu belli etmemekten başka bir şey değildir; bunu başaramadık mı, bırakıp giderler bizi."^:cesare pavese^

    tam olarak budur.
  6. size bir bilgi öğretip, sonra sizi kullanmaya çalışmak istediklerini,
    onlar için yaptığınız iyiliklere rağmen bir teşekkürü çok görmelerini,
    işi düşünce, sanki 10 yıllık arkadaşmış edalarıyla sizinle olan samimi davranışlarının ardındaki samimiyetsizliğini,
    köprüyü geçene kadar çok güzel dayı-yeğen rolünü üstlendiklerini,
    cahilin, alimi bilgisiyle yendiğini,
    sazında sözünde iyi olsa da, işinde iyi olması, kişiliğinin de iyi olacağı anlamına gelmediğini öğrendim.
  7. herkesi zamanla tanımak gerektiğini, kendileriyle ilgili anlattıkları şeylere körü körüne inanmamam gerektiğini, herkesin mutlaka kendi içinde bencil olduğunu ama bazılarının bunu karşısındakine zarar verecek kadar çok dışarıya yansıttıklarını, yalan söylemeyen biri olmadığını ve insanların güvenilmeyecek-hiç güvenilmeyecekler olarak ikiye ayrıldıklarını, herkesi tamamen anlamanın imkansız olduğunu, sevmekle yapılan fedakarlığın doğru orantılı olduğunu öğrendim galiba şu ana kadar. bi de kimsenin değişmediğini, sadece değişen koşullara uyum sağladığını ve o koşullar ortadan kalktığında yine eski haline döneceğini; her insanın içinde çözemediği problemler olduğunu ve hayata bakışının bununla şekillendiğini öğrendim. en azından aklıma gelenler şimdilik bunlar.
  8. insanlardan, insanlar öğrenilir.

    insan ilişkileriyle ortaya çıkan kurallar vardır, bu kuralların hileleri öğrenilir.

    insan insanı öğrenmezse, ölür, öldürülür.
  9. hikayelerimizin çok küçük olduğunu.
    ama yine de yaptıklarımıza ruhumuzu katarak bir şekilde anlamlandırmaya çalıştığımızı.
  10. hiç.
    hiç bir şey olduğum dışında.
    ne kadar debelenirsen debelen, onlar nasıl gorüyorsa, görebiliyorsa, görmek istiyorsa öyle göründüğünü öğrendim.

    ha bir de aralarında değişik bir iletişim var bunların. ben anlayamıyorum. dışarıda kalıyorum. o dili onlar öğrenirken piyasada olmadığımı öğrendim. bu iletişimsizliğin başka bir açıklaması olamaz zira.

    bana da öğretin lan. olmadı kahrından ölmeyi öğretin bari.

    bu yaptığınız hiç hoş değil. kendimi tecritteymişim gibi hissediyorum adeta. bak ağır konuştum. o kadar ağır konuştum ki lafımı geri alıyorum.

    tecrite hayır.