kış uykusu - nuri bilge ceylan - youreads

    • izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.89)
kış uykusu - nuri bilge ceylan
aydın (bilginer) emekli bir oyuncudur; aktörlüğü bıraktıktan sonra orta anadolu'da kendi halinde küçük bir otelde çalışarak günlerini geçirir. hayatında ise iki kadın vardır: kendisine her anlamda uzak ve soğuk olan genç karısı nihal (sözen) ve boşanmış olan kız kardeşi necla (akbağ). kışın bastırması ve kar yağışının artması bu küçük taşrada en çok aydın'ın sinirlerine dokunur ve onu uzaklara gitmeye teşvik eder.


  1. filmdeki en iyi karakterlerden biri de imam hamdi'ydi. teşekkürler serhat kılıç bu karakteri bize aktardığın için. imam hamdi, entellektüel beyefendi imajını veren aydın bey'in ikiyüzlülüğünü göstermek adına var olan bir karakter benim için. kendini geliştirmediği için, sarhoş kardeşinin sorumsuzluğunu üstlendiği için arada kızıyordum ona ama aydın'ın ezici, küçümser bakışlarını görünce de ruhum eziliyordu.
    !---- spoiler ----!
    aydın'la ilgili en tiksindiğim sahne, hamdi'nin aydın'dan özür dilemesi için getirdiği ilyas'la oldukları sahneydi.küçücük bir çocuk özür dilemek için ayağına kadar getirilip, el öpmesi için zorlanmakta. bu durumun entellektüel aydın'ı rahatsız etmesi gerekirken aksine onun egosunu bir güzel okşamakta. eli havada öpülmesini beklerken attığı kibirli kahkahalarla aydın artık itici biriydi benim için. işte böyle aydın karakterinin iç yüzünü gösteren hep hamdi oldu. ondan hamdi filmin olmazsa olmazı benim için.

    !---- spoiler ----!.
    severek izledim kış uykusu'nu hatta filmin bitiminde ayakta alkışlayasım geldi.
  2. filmin bana göre en güzel tarafı gerçekten gerçekleri anlatıyor olmasıdır. entelektüel kesimin anlattığı sahte gerçeklere yapılan göndermelerden anladığım kadarıyla yönetmen gören gözlere duyan kulaklara ve objektif düşünebilen bir beyine sahip olabilmiş.
    abi
  3. kış uykusu, orhan pamuk romanı gibi üzerinde oldukça düşünülmüş, her ayrıntı yerli yerinde kullanılmış bir titiz çalışma ürünü. aydın karakteri büyükşehirden taşraya gelmiş, fildişi kule diye tabir edilen yarım aydınlara özgü dünyasında hem en yakınlarını hem de diğer insanları acımasızca eleştiren, yerel bir gazetede yazdığı köşe yazılarıyla kendini çok önemli gören, köyün birinden gelen bir genç kızın hayranlığını bildiren bir mektup erkeklik gururunu okşayan, mektubu genç ve güzel karısı nihal'in gözüne soka soka oluyarak ne kadar önemli bir köşe yazarı olduğunu göstermeye (biraz da nihal'i kıskandırmaya) çalışan, gerçeklere sırt dönmüş, körler ülkesinde şaşının krallığını yaşayan bir adam.

    filmin insanı oldukça etkileyen iki sahnesi var: ilkinde imam hamdi aydın'dan af dilemek, küçük çocuğun kırdığı camın parasıyla ilgili görüşmek için gelir ve bir odaya alınır. aydın odaya girerken hamdi'nin çamurlu ayakkabılarına bakar, yüzünü buruşturur ve ayağıyla onları iter.
    ikinci sahnede ise imam hamdi bütün iyi niyetiyle yeğeni küçük ilyas'ı aydın'dan özür dilemeye getirir. aydın, insanın kanını donduran ve film boyunca sürekli tekrarkanan iğrenç gülüşüyle çocuğa elini uzatır. karda kışta onca yolu yürüyerek gelen, babası aydın'ın haciz için gönderdiği adamlar tarafından gözünün önünde dövülmüş olan ilyas fenalaşır ve bayılır. ilyas'ın yere düştüğü anda çıkan ses insanı sarsar.

    filmin başlarında dikkati çeken ilk ayrıntı aydın'ın otelinin adının "othello" oluşu. shakespeare'in "othello" adlı trajedisine gönderme yapılmış. bu oyunda othello güzeller güzeli karısını kıskanmaktadır. bu kıskançlık karısını öldürmesine sebep olur. aydın da kendisinden oldukça genç olan karısı nihal'i öğretmenden kıskanmaktadır.

    aydın, karısı nihal ve kızkardeşi necla aynı evde birbirinden habersiz ve birbirine yabancı yaşar. bu üç kişinin film boyunca ikili konuşmaları iki tarafın da birbirinden nefretiyle sonuçlanır. ilk olarak nihal ve necla ikisinin de üzülmesine neden olan bir konuşma yapar.
    aydın ve kızkardeşi necla'nın aydın'ın çalışma odasında birbirini acımasızca eleştirdikleri sahne filmin özeti gibi. bu konuşmada eleştirinin dozu öyle bir kaçar ki her ikisi de kaçtıları gerçeklerle, gerçek hisleriyle yüz yüze gelirler. adeta kelimelerden silahlarla birbirine saldırılar ve ikisi de bu savaştan yara bere içinde çıkar. necla, aydın'ın yerel gazetede yazdığı köşe yazılarını beğenmediğini itiraf eder. "keşke benim de kendimi kandırma eşiğim seninki kadar düşük olsa" der. aydın da onu hiçbir şey yapmamakla, tembellikle suçlar. sahne herkesin kendi gerçeğini sorgulamasını da sağlıyor. sanırım kimse karşılaştığı şeyden hoşnut olmuyor.

    aydın, nihal ve necla. üçünün de birbirleriyle iletişim sorunu var. necla başına gelenlerin suçlusu olarak kendini görüyor. nihal mutsuzluğunun suçunu aydın'a yüklüyor. aydın "benim suçum ne?" diye ortalarda dolanıyor.


    filmin sonuna doğru aydın ve nihal birbirlerine gerçek duygularını açıklıyor. aydın'ın nihal'e "ne bakımdan suçlu olduğumu söyleyebilir misin? ben sana ne yaptım?" diye sorması üzerine nihal: "sen çekilmez bir adamsın. bencilsin, kincisin, alaycısın. işte asıl suçun bu!" der ve uzun uzun aydın hakkındaki düşüncelerini anlatır. onun herkesten nefret ettiğini, herkesi aşağıladığını söyledikten sonra "yalnız bir kez olsun durumunu gerçekten güçleştirebilecek bir davayı savunduğunu, kendine bir fayda sağlamayacak duygular beslediğini görebilmeyi ne çok isterdim!" der.

    nihal'in sözlerinden sonra aydın'ın yavaş yavaş samimi duygular dile getirmeye başladığı görülür. aydın'ın şu sözleri film boyunca sergilediği katı tavrının giderek yumuşadığına işarettir. nihal'e der ki: "sen bilmezsin ama çocukluğunu benim gibi elektriği bile olmayan bir köyde geçirmiş olanlar, öyle küçük, sıcak, rahat bir odada benim kötü bir insan olduğumu yüzüme haykıran karımın aslında onu söyleyen sesiyle bile bana ne büyük bir mutluluk, büyük bir zevk tattırdığını çok iyi anlarlar."

    istanbul'a gideceğini söyleyen aydın evden ayrılır ama gidemez. arkadaşının çiftlik evinde arkadaşının söylediği şu sözler onun değişmesi gerektiğini, yanlış yolda olduğunu anlamasına yardımcı olur: "madem ne yaparsan yap değiştiremeyeceğin bazı şeyler var, biraz esnek olacaksın. insanları yadırgama,bazı şeyleri olduğu gibi kabul et."

    filmin sonunda aydın biraz da olsa hatalarının farkına varır. eve döner. aydın'ın bilgisayar ekranına yazdığı "türk tiyatrosunun tarihi" başlığı artık bildiği konularda yazmaya başladığını, bu da değişmek istemesindeki samimiyetini gösteriyor.

    film biterken aydın'ın dilinden nihal'e hitaben dökülen sözler bir anlamda aydın'ın kendisiyle ilgili aydınlanma sürecine girdiğine ve onun zayıflıklarını kabul ettiğine işaret etmektedir:

    "senden başka yakınım yok. seni her dakika, her şeyinle özlüyorum. ama gururum elvermediği için hiçbir zaman söyleyemiyorum."
  4. inceden inceye sanki canımıza paslı bir demir batırıyormuş gibi hissetiren ama aslında o demirin batması değilde pasının rengi korkuturmuş insanı. bu fikri yıllar yılı bir türlü akıl edemeyen bünyelere bir çırpıda aşı olmuş filmdir.

    hani söylüyor ya şair o hesap. kolaydı gitmek, sevmek kadar sebebin olmasaydı. ben yoruldum, bıraktım, tükenmiştim. sürekli bsmv faizi gibi hiç anlayamadığım duygularla dolu yolumdan.

    izleyin izleyin belki kazanamayabilirsiniz ama kesinlikle kayberdesiniz.
  5. nuri bilge ceylan'ın başyapıtı diyebileceğim filmi. kaç kere izledim, kaç açıp arka planda bırakıp başka işler yaptım hatırlamıyorum. muhteşem bir film. karakterler, yansıttıkları şeyler, manzara cidden müthiş bir film.

    !---- spoiler ----!

    özellikle öğretmen ile haluk bilginer'in atışması, haluk bilginer'in eşi ile tartışması, yine kardeşi ile aynısını yapması. yani karakterlerin ana karakter olan haluk bilginer üzerinden bize anlatılan tarafları,av sahnesi cidden çok kaliteli bir film ve gram sıkılmadım.

    !---- spoiler ----!

    ayrıca youtube'da nuri bilge ceylan'ın hesabından bu filmin ve diğer filmlerinin çekim aşamalarını görebilirsiniz.
    pan
  6. nuri bilge'nin fotoğrafçılık geçmişi olmasının yararını çok çok gördüğü film.
  7. filmin yavaş olması. olayların yavaş yavaş akması filmin benim içimde ayrı bir yer edinmiştir. mükemmel haluk abi ve demet abla birleşimi
    ryu
  8. nbc'yi çok sevmeme rağmen sevemediğim filmi. üç maymun'un başımın üstünde yeri var. iklimler desen, nbc'yi kamera önünde görmenin hazzı bile yeter. bir zamanlar anadoluda yine aynı şahanelikte ama kış uykusu dersek bende en çok nadir sarıbacak kaldı o filmden. kış uykusu sanki nbc'nin filmi değil de haluk bilginer'in mahalle maçında pas atmayıp rakip takımı çalıma dizen abisi rolünü üstlendiği; üç saatlik filmin neredeyse her karesinde olduğu, karakter merkezli bir filmdi. yine de tamamen gömmeden önce bir kez daha izlemek gerekir sanırım.
  9. filmdeki diyaloglardan büyük hayat dersleri çıkarabileceğimiz ve en güzel kısmıda bu diyalogları altyazı takip etmeden ana dilimizde dinleyebiliyor olmamız şahane bir şey .
  10. nefis bir film, filmi özel kılan karakterler hakkında konuşulmasını sağlamaktı, başarıyı bu şekilde yakaladı sanıyorum. bu karakter çözümlemelerinin yanına inanılmaz görsellikler sununca ortaya hoş bir sinema şöleni çıkıyor. kış uykusu da 3 saat 16 dk gibi bir süresine rağmen pürdikkat izletmeyi başardı. bir zamanlar anadolu'da aldığım tadın aynısını aldım. üstelik anadolu bozkırı yerine bu sefer kar manzaraları eşliğinde kapadokya görüntüleri filmi ayrıca seyredilir kıldı. at'ların ne kadar asil olduğunu bir kez daha gösterdi. belgesel tadında bir filmdi.

    oyunculardan hidayet (bkz: ayberk pekcan) ve hamdi hoca (bkz: serhat kılıç) favori karakterlerim oldu. haluk bilginer'in ise ekstra bir çaba sarfetmesine gerek yoktu. aydın bey karakteri bizatihi kendisi olsa gerek, adam kendini oynamış. spoiler olabilir de olmayabilir de devam ediyorum; aydın bey hakkında bir kaç kelam edelim derim, sevgili aydın bey!! muhtemelen burcun kova yükselenin başak, tipik bir ekşi sözlük yazarısın, koyverdiğin sakalınla ve fularınla yerel bir gazetede yazdığına bakmayın, laptopunu açıp bildiğin ekşide entry kasıyor, sağa sola sataşıyor her şeyi bildiğini sanıp kış uykusuna yatmış durumda. kuşkucu, mütevazi görünümlü ancak ukelanın önde gideni, otelinde düzenlenen zirve'ye de davetsiz olmana atarlandın, seni hiç sevmedim aydın, babanı da sevmezdim zaten.. dönelim filme, diyaloglarda ister istemez bir tarafı haklı bulup kendime yakın hissettim ancak bir sonraki diyalogda diğer kişiye hak verdim, kısaca film boyunca herkes bir kez haklı bir kez haksız gibi oldu, sanırım bu bilinçli ve ince görülmüş, şaşırtmaya yönelten ve aynı zamanda hayatın gerçekliği ile örtüşen bir durumdu. otel odasında necla ile aydın'ın arasında geçen diyaloglar ile aydın bey'in arkadaşının evinde geçen içki masası sohbetleri tiyatro olmayan ama bizi bir tiyatro seyrettiriyor etkisi yaratan sahnelerdi.

    filmi iki kelime ile tanımlayacak olsam güç ve yüzleşme derim. bilemiyorum belki de filmin sonundaki tavşan avı sahnesi beni bu düşünceye itmiştir. doğanın kanunu da bu şekilde ayakta kalmak için mücadele edeceksin zayıf karakteri harcayacaksın. o değil de atlar gerçekten asil hayvanlar.