kitap okumak - youreads



  1. "kraliçelerle veya krallarla konuşabilmeniz mümkünken, gidip hizmetçinizle veya seyisinizle mi çene çalacaksınız? ya da her diyardan ve zamandan seçilmiş gelip geçen günler kadar çok, dünya kadar kalabalık bu aziz insan topluluğunu barındıran şu ebedi sarayın kapıları size her zaman açıkken, sırf dikkat çekmek ve saygı duyulmak uğruna sıradan bir topluluğa girebilmek için itişip kakışmanızla böbürlenecek misiniz?" john ruskin - susam ve zambaklar

    "sohbetin tersine okuma, her birimiz için yalnız kalmayı sürdürürken başka bir düşüncenin iletilmesini kabul buyurmaktan ibarettir, yani bu esnada yalnızken sahip olduğumuz, ama sohbetin hemen dağıttığı zihinsel gücü kullanmayı sürdürür, bir yandan da esinlere açık olmaya, zihnin kendi üzerindeki verimli çalışmasını sürdürmeye devam ederiz." marcel proust - okuma üzerine

    "okumada, dostluk aniden ilk saflığına götürülür. kitaplarla nezaket olmaz. akşamı bu dostlarla geçiriyorsak, bunu gerçekten arzu ettiğimiz içindir. en azından onlardan ancak üzüntüyle ayrılırız. ve onları terk ettiğimiz zaman, dostluğu bozan 'bizim hakkımızda ne düşündüler acaba?' , 'düşüncesizlik etmedik ya' , 'bizden hoşlandılar mı?' gibi düşüncelerden hiçbiri yoktur. dostlukla ilgili tüm bu telaşlar okuma denen bu saf ve dingin dostluğun eşiğinde sona erer. hürmet de söz konusu değildir; eğer gülünç buluyorsak molière'in söylediklerine güleriz; bizi sıktıysa, sıkılmış görünmekten çekinmeyiz ve onunla olmak canımıza tak ettiğinde, ne dehası ne de ünü onu birdenbire yerine koymaktan bizi alıkoyar." marcel proust - okuma üzerine
    buzlu
  2. kitap okumak, içinde birden çok değişkeni olan bir aktivitedir. kitabın kendisi, kitabı okuyan, mekan ve zaman önem arz ederler. kitap okumak monolog gibidir; uzun uzun anlatan biri ve dinleyiciler. kapağı kapalı kaldığı sürece dinleyicisi olmayan bir monologtur kitap. açılıp okunduğunda ise monolog artık dinleyicisine kavuşmuştur.

    bu noktada önemli olduğunu düşündüğüm bir iki husus var:

    öncelikle, hangi kitabın okunduğu kimi dinlediğiniz kadar önemlidir. anlatıcının dili, üslubu ve hikayesi sizi kitaba-monologa bağlayacaktır. aksi taktirde kitabı-salonu terk edebilirsiniz.

    kitap okunan mekan önemlidir; otobüste başka, evde masa başında başka, yatakta sıcak sıcak başka kitaplar olmalıdır. mekan, sizin monologu davet ettiğiniz yerdir. otobüste duygusal bir roman kahramanlarını ağırlayamayabilirsiniz. ya da bilimsel bir araştırma kitabı yatağınızda kendini rahatsız hissedebilir. kitap okumak için mekan seçimi o kitaptan aldığınız hazzı mutlaka etkileyecektir.

    sabah kalkar kalkmaz elinize aldığınız bir roman sizi başka dünyalara götürebilir ve uykunuzdan hiç uyanamamış bir vaziyette günü bitiriverirsiniz. bazen bu da gerekir. ya da gecenin bir vakti sürükleyici bir polisiye içinde bulursunuz kendinizi. ve bir bakmışsınız ki gün açıyor. kitabı mekanınıza ne zaman davet edeceğinize de dikkat etmelisiniz.

    tabii, tüm bu ayrıntılar sizi kitap okumaktan alıkoymasın. hele de bir kitap kurduysanız, zaten her mekanda her zaman herkesi ağırlayabilirsiniz.
  3. eğer bir ebeveyn iseniz ve çocuğunuz okul öncesi yaşlardaysa, lütfen ona kitap okuyun. çocuğunuza bir kitap, yaşına uygun bir dergi yada bir çizgi öykü okursanız, bunların zevk alınan birer eşya olduğunu anlayacaklardır. aynı zamanda bu zevk aldıkları şeyin, beyaz kağıt üzerine yazılı olan siyah sembollerin ne olduğunu çözmeleri gerektiği ile ilgili bir ilişki kuracaklardır. bu da onlarda, bu sembolleri yalnızca okumayı sökerek başaracaklarına dair bir farkındalık oluşturur. bu farkındalık da çocuğunuzun okulda okumayı öğrenmesi için bir sıçrama tahtası görevi görür ve kendi seçtiği kitapları okumasını sağlar. çocuğunuz okumayı öğrendikten sonra, mümkün olduğu kadar kendi başlarına okumaya teşvik etmelisiniz.
  4. başka birinin gözünden yıllardır yaşadığın dünyaya farklı bir bakış açısıdır.
  5. insanın küçücük odasını devasa boyutlara ulaştırabilen eylem. hafta sonu öğleden sonra kalkıp, tüm perdeleri kapatıp bütün gün yapıldığında en büyük hobilerden biri haline gelir ve insanı tüy gibi hafifletir. okunan kitaplar da kurgusal kitaplarsa eğer insan okudukça o zeki yazarların dünyalarına, içtenliğine, derinliğine, aynı şekilde zeki olan karakterlerine gömüldükçe gömülür, hayal gücünü geliştirir. daha sonra rasyonel hayata döndüğünde o derinlikli dünyayı, o zeki karakterleri bulamamak insanı birazcık mutsuz eder ve insan rasyonel dünyayı sıkıcı bulup o kitapların hayali dünyasına geri döner. belki tek dezavantajı budur (ki bu bir dezavantaj olmaya da bilir). o hayali kahramanlar hiç yaşamamış olsalar da daha dobralardır sanki.
  6. üniversite yıllarımda kazakistan'lı bir sınıf arkadaşım vardı. türkiye'de eğitim gören gören yabancı uyruklulardandı. bir gün sınav öncesi muhabbette konu kitap okumaya geldi. bizde okuma alışkanlığı sizinkinden daha fazla dedi. sonra anlatmaya başladı.
    sovyet sosyalist cumhuriyetler birliği'ne bağlı oldukları zamanlarda kendi ülkesi kazakistan'da kominst rejim mahallelerde yetkililer vasıtasıyla gezip her haneye okunmak üzere belirli sayıda kitap bırakırmış sonra belirlenen bir günde kitap verilen haneler yine yetkiler tarafından söz konusu kitapları okuyup okumadıklarına dair mülakata tabi tutulurmuş, mülakattan geçemeyenler ekonomik (örneğin haftalık erzak dağıtımında daha az pay alma) bir takım yaptırımlarla cezalandırılırmış.
    hangi kitapların okutulduğunu sormuştum.
    çoğunlukla dünya klasikleri demişti.
    sosyalist rejime dair en büyük kazanımın bu olduğunu çektikleri sefalet ve yoksulluğa rağmen ülkenin büyük bir bölümünün okuma alışkanlığı kazandığını söylemişti.
  7. bir hayat içinde, binlerce farklı hayat yaşayıp, binlerce farklı kişi olabilmektir kitap okumak. bir kitapla bir kral, başka bir kitapla bir maceracı, bambaşka bir tanesinde devrimci bir kahraman. yazarın sizi götürdüğü her yere gidebilir, bilinen evrendeki en kötü şiirlerden üçüncüsü olan vogon şiirini dinleyebilir, kıyameti görebilirsin sayfalarda. sınır hayal gücü.
  8. maddi ve manevi hiçbir şeyiniz kalmamışsa, bir sevgiliniz, derdinizi açabileceğiniz bir dostunuz yoksa veya nasıl derler ''sıfır''sanız, varlığınızdan şüphe edecek hale gelmişseniz; sadece bir kitap, bir roman, bir hikaye bütün bu boşlukları doldurabilecek güce sahiptir.
  9. bir insanı sonsuza kadar değiştirir.
    hayır, burada bahsetmek istediğim "hiç okuyan ile okumayan bir olur mu" değil. bahsetmek istediğim, okuma alışkanlığı kazanmadan önce insanın gerçekten çok dikkat etmesi gerektiği. bir defa okumaya başladıktan sonra, bir defa tavşan deliğinden düştükten, uzay gemisi ile yolculuk yaptıktan, fermiyonlar ile top oynamaya başlayıp camus'la beraber varoluşunu sorguladıktan sonra geriye gidemeyeceğimiz gerçeği. kapıdan çıktıktan sonra topluma geri dönmeyi beklememek gerekli, çünkü ne siz o toplumu kabul edersiniz, ne de o toplum sizi... o saatten sonra tek yapabildiğiniz, kendiniz gibi insanları hayatınız boyunca arayıp bulmaya çalışmak olur ki, tecrübelerimden edindiğim bilgi bana bu çabanın 95%'inin beyhude olduğunu göstermektedir.
    "dünyasını kaybedenler, kendisine yeni bir dünya bulmak zorundadır."
  10. yalnızlığın en büyük dostudur.