kitap okumak - youreads



  1. insanın kendine yaklaşmasına yardımcı olur. başkalarına adanmış hayatlar ancak soyutlanma yoluyla kendine dokunur. okumak, dünyada tek başına kalabilmektir.
    abi
  2. hobi ya da özel eylem değil çok doğal bir eylem. hayatımda düzenleyici bir role sahip. kendimi bildim bileli okunacak kitabım, listelerim, temalarım var. öğretmen annenin tek iyi yanı galiba kitaplarla büyümek. üniversitede okurken kitapçıda çalıştım. kitap okuyabileyim diye mastera başladım. kitap hep hayatımın odağındaydı. kuram kitapları için de heyecanlandığımı gören arkadaşlarım yadırgardı genelde. herkes sevmek zorunda değil. ama bir alanda uzmanlaşmak için yine kitap gerek. güzel bir eylem diyemiyorum çünkü doğal olmalı bu.
    sezgi
  3. "sanırım insanlar en çok isteyip de en az tecrübe ettikleri şeyler hakkında okumak isterler."

    -westworld
  4. maddi ve manevi hiçbir şeyiniz kalmamışsa, bir sevgiliniz, derdinizi açabileceğiniz bir dostunuz yoksa veya nasıl derler ''sıfır''sanız, varlığınızdan şüphe edecek hale gelmişseniz; sadece bir kitap, bir roman, bir hikaye bütün bu boşlukları doldurabilecek güce sahiptir.
  5. kitap okumayı bırakmak eski ve sağlam bir dostluğun sığınağından ayrılmak gibidir.
  6. dünyadan her türlü bağımı kesip tüm dünya duygu ve düşüncelerimin o kitap dahilinde, o kitaba ait olmasına sebep olan eylem.
  7. boş zaman işi değil özel olarak zaman ayrılacak bir eylemdir
  8. "kraliçelerle veya krallarla konuşabilmeniz mümkünken, gidip hizmetçinizle veya seyisinizle mi çene çalacaksınız? ya da her diyardan ve zamandan seçilmiş gelip geçen günler kadar çok, dünya kadar kalabalık bu aziz insan topluluğunu barındıran şu ebedi sarayın kapıları size her zaman açıkken, sırf dikkat çekmek ve saygı duyulmak uğruna sıradan bir topluluğa girebilmek için itişip kakışmanızla böbürlenecek misiniz?" john ruskin - susam ve zambaklar

    "sohbetin tersine okuma, her birimiz için yalnız kalmayı sürdürürken başka bir düşüncenin iletilmesini kabul buyurmaktan ibarettir, yani bu esnada yalnızken sahip olduğumuz, ama sohbetin hemen dağıttığı zihinsel gücü kullanmayı sürdürür, bir yandan da esinlere açık olmaya, zihnin kendi üzerindeki verimli çalışmasını sürdürmeye devam ederiz." marcel proust - okuma üzerine

    "okumada, dostluk aniden ilk saflığına götürülür. kitaplarla nezaket olmaz. akşamı bu dostlarla geçiriyorsak, bunu gerçekten arzu ettiğimiz içindir. en azından onlardan ancak üzüntüyle ayrılırız. ve onları terk ettiğimiz zaman, dostluğu bozan 'bizim hakkımızda ne düşündüler acaba?' , 'düşüncesizlik etmedik ya' , 'bizden hoşlandılar mı?' gibi düşüncelerden hiçbiri yoktur. dostlukla ilgili tüm bu telaşlar okuma denen bu saf ve dingin dostluğun eşiğinde sona erer. hürmet de söz konusu değildir; eğer gülünç buluyorsak molière'in söylediklerine güleriz; bizi sıktıysa, sıkılmış görünmekten çekinmeyiz ve onunla olmak canımıza tak ettiğinde, ne dehası ne de ünü onu birdenbire yerine koymaktan bizi alıkoyar." marcel proust - okuma üzerine
    buzlu
  9. üniversite yıllarımda kazakistan'lı bir sınıf arkadaşım vardı. türkiye'de eğitim gören gören yabancı uyruklulardandı. bir gün sınav öncesi muhabbette konu kitap okumaya geldi. bizde okuma alışkanlığı sizinkinden daha fazla dedi. sonra anlatmaya başladı.
    sovyet sosyalist cumhuriyetler birliği'ne bağlı oldukları zamanlarda kendi ülkesi kazakistan'da kominst rejim mahallelerde yetkililer vasıtasıyla gezip her haneye okunmak üzere belirli sayıda kitap bırakırmış sonra belirlenen bir günde kitap verilen haneler yine yetkiler tarafından söz konusu kitapları okuyup okumadıklarına dair mülakata tabi tutulurmuş, mülakattan geçemeyenler ekonomik (örneğin haftalık erzak dağıtımında daha az pay alma) bir takım yaptırımlarla cezalandırılırmış.
    hangi kitapların okutulduğunu sormuştum.
    çoğunlukla dünya klasikleri demişti.
    sosyalist rejime dair en büyük kazanımın bu olduğunu çektikleri sefalet ve yoksulluğa rağmen ülkenin büyük bir bölümünün okuma alışkanlığı kazandığını söylemişti.
  10. bir insanı sonsuza kadar değiştirir.
    hayır, burada bahsetmek istediğim "hiç okuyan ile okumayan bir olur mu" değil. bahsetmek istediğim, okuma alışkanlığı kazanmadan önce insanın gerçekten çok dikkat etmesi gerektiği. bir defa okumaya başladıktan sonra, bir defa tavşan deliğinden düştükten, uzay gemisi ile yolculuk yaptıktan, fermiyonlar ile top oynamaya başlayıp camus'la beraber varoluşunu sorguladıktan sonra geriye gidemeyeceğimiz gerçeği. kapıdan çıktıktan sonra topluma geri dönmeyi beklememek gerekli, çünkü ne siz o toplumu kabul edersiniz, ne de o toplum sizi... o saatten sonra tek yapabildiğiniz, kendiniz gibi insanları hayatınız boyunca arayıp bulmaya çalışmak olur ki, tecrübelerimden edindiğim bilgi bana bu çabanın 95%'inin beyhude olduğunu göstermektedir.
    "dünyasını kaybedenler, kendisine yeni bir dünya bulmak zorundadır."