kör baykuş - sadık hidayet - youreads

    • okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (9.16)
kör baykuş - sadık hidayet
kör baykuş 1977'de behçet necatigil'in unutulmaz çevirisiyle varlık yayınları'ndan çıkmıştı. philippe soupault'nun "yirminci yüzyılın düşlemsel edebiyatında bir başyapıt", andre breton'un ise "başyapıt diye bir şey varsa o da budur" sözleriyle nitelediği bu kült romanı, yine necatigil'in çevirisinden, necatigil'in "önsöz"ü ("türkçede iran edebiyatı ve doğumunun 75. yılında sadık hidayet") ve bozorg alevi'nin "sonsöz"ü ("sadık hidayet'in biyografisi") ile sunuyoruz.


  1. rıza beraheni, haşim hüsrevşahi ve saba kırer'in yazılarından oluşan "yazarın gölgesi" kitabı ile oğuz demiralp'in "kör okur" kitabından çıkardığım notları, kör baykuş kitabında eksik kalan kısımları bir nebze de olsa aydınlatabileceğini düşündüğümden paylaşıyorum. ama bu notlardan ayrı, kör baykuş'u daha iyi anlamak için bu muhteşem iki kitabı da okumanızı tavsiye ederim.
    * anlatıcı amcasının kendisiyle "uzak ve gülünç bir benzerliği" olduğunu düşünür, "bir dev aynasında benim portremdi sanki" der.
    * kızın yanaklarının kasap etine benzetilmesi olumlu bir yaklaşım değildir. çünkü sadık hidayet vejetaryendir. öyleyse, belki de anlatıcı, kızı ölü yeğlemektedir, kızın ölmesini istemiştir.(ayrıca ağzından zehirli şarabı akıtmıştır. aynı şarabı amcasına da sunmaya kalkmıştı.) söz konusu şarabın o doğduğunda yapılmış olduğunu düşünürsek zehrin asıl hedefinin anlatıcının kendisidir demek olanağı vardır. yazar, okuru da bütün bunları bilmesi, zehri tatması gereken bir tür gölge olarak düşünmektedir.
    * anlatıcının doğumu bir yanlıştır. kahramanımız da kendi tikel yazgısında ilk günahın yinelenmesini yaşamıştır. bu günahın bilincindedir. suçluluk duygusu içindedir. bu duygunun ağırlığını hiçbir zaman üzerinden atamayacaktır. suçluluk duygusu onun için varoluşsal bir niteliktir.
    *sadık hidayet öykülerinde, hep kadın erkeği baştan çıkartır.
    * kahramanımızın yaşamında ortaya çıkan ilk ihtiyar, babasını öldüren amcasıdır. öbür ihtiyarlar bu betinin yinelemesi gibi olacaklardır. böylece okur, kambur yaşlı kötü kişinin nereden çıktığını anlamış durumdadır.
    * kör baykuş'ta, kahramanımızın kardeşine yakınlaşması üzerinden eşcinsellik okuması da yapılabilir. sadık hidayet için de eşcinsel olduğu iddia edilmektedir.
    * kahramanımız eşini öldürdükten sonra kadının gözü çıkarak kahramanımızın avucuna gelmiştir. anlatının başında öneminin altı çizilen, kahramanımızın düşlerinin isteklerinin merkezi gibi o güzelim çekik göz artık avucuna düşmüştür. tam bir hükmetme imgesi. daha ötesi; göz aynı zamanda kadınlık uzvunun simgesidir. hükmetmenin yanı sıra cezalandırma edimi de bu cinayetle gerçekleştirilmiştir. kahramanımız bu canavarca eylemden sonra o eski sünepe kişi değildir artık. dönüştüğünü anlatır. kobralı kavgadan sağ çıkan amcası(?) gibi o da ihtiyar kambur bir kişi oluvermiştir.
    * ikinci bölümün sonunda da eşini öldüren adamın her yerinin kana bulanmış olduğunu anımsarız. aynı cinayettir söz konusu olan.
    * sadık hidayet'in kör baykuş'u yazarken yararlandığı kaynaklar: otto rank( don juan und der doppelganger), nikolay leskov( köydeki lady macbeth)
    * anlatıcının, türkmen kızını gördüğü günle ileride eşi olacak kadını küçük bir kızken çıplak gördüğü gün aynıdır.nevruzun 13. günü. ayrıca gölgesini de nevruzun 13. günü tanımıştır.bu ilk görüşünde gölgesi "şaklaban, zararsız cüceler kılığındadır." gölgesini tanıdıkça gölgesi ihtiyara dönüşecektir.
    * kasap daha çok kösnül kıyıcılığın temsilcisidir. ihtiyar adamın bir özelliği olarak görülebilir. kahramanımız işlediği cinayetin sonunda ihtiyar adama dönüşür. ihtiyar adam en geniş deyimiyle "karşıt ben"dir.
    * kör baykuş'ta cinsel arzu çoğunlukla çirkin bir duygu olarak anlatılır. anlatıcı kendi gövdesiyle barışamamış, cinselliği ve bedensel ilişkiyi aşağılayan bir kişi gibidir. anlatıdaki ölüm ve cinayetlerin temel bir nedeni de kişilerin cinsel tutkuya boyun eğmeleridir. ihtiyar adam bütün çirkinlikler gibi bunu da temsil eden bir betidir. nitekim, kahramanımız cinsel ilişkiyle cinayeti aynı eylemin parçaları gibi gerçekleştirir. sonra da ihtiyar adama dönüşür.öte yandan, ihtiyar adam, daha önce ikinci bölümle ilgili olarak üzerinde durduğumuz gibi güçlüdür. iktidar kaynağıdır. ilk bölümde de ihtiyar mezarcı ölü gövdeyi kahramanımızdan çok daha kolay taşır. gömen odur. toprağın altından testiyi çıkaran da odur. her iki bölümde de testinin sahibidir. anlatının sonunda da testiyi alıp gidecektir. ihtiyar, üst bendir.
    *ihtiyar adamın sesi ve gülüşü üzerinde durmadık henüz. ihtiyar adam baykuşa benzer. sesi ve gülüşü de öyle.(hiciv uyandıran bir gülme:baykuş gülüşü)
    *ihtiyar adama açı değiştirerek bakınca ürkünç bir görüntüyle karşılaşırız. ihtiyar adam aynı zamanda okurdur. bizi tongaya bastırıp aynaya baktırmaya çalışan anlatıcının kendisini de anlatı yazan ihtiyar adam olarak sunduğunu görelim.
    *anlatıcının güçlü gölgesi olarak karşımıza çıkan baykuşun kör olmasının cinsel yan anlamı olup olmadığını düşünmek gerekir. çünkü cinsel edimin kötülendiği, insan iradesinin denetleyip karşı koyamadığı bir zaaf gibi gösterildiği bir anlatıdır bu. ancak, baykuş anlatıcıya eşitse anlatıcının cinsel anlamda kör olmadığı bellidir. bununla birlikte, baykuş benzeri ihtiyarın toplumsal iktidarı temsil ettiği varsayılırsa, kör baykuşun da toplumsal iktidardan yoksunluk anlamına geldiği öne sürülebilir.
    *çıkarılan göz, testiye çizilen göz cinselliği ifade ediyor. çıkarılınca iktidarını alıyor ve ihtiyara dönüşüyor.
    *aynı cinayet binlerce kez işlenecek, aynı testi binlerce kez yapılacak ya da binlerce kez el değiştirecektir. ancak kimse testiye sahip olamayacaktır. bir önceki ihtiyar adam bir sonrakinden o testiyi çalıp kaçacaktır.
    *anlatıcı onu gören gölgesi için yazar. şimdiki zamanda yazar. ben de şimdiki zamanda onu okurum. dolayısıyla anlatıcının yazdığını gören okurdur. gölge okurdur. kör baykuş okurunu arayan metindir.
    *anlatıcının anasıyla babası günah işledikleri için cennetsi yerden kovulmuşlardır. çocuk bu günahla doğar. aslında gerçek metafizik kaza bu çocuğun doğmuş olmasıdır. kısa zamanda da babasız kalır. yaşama hiçbir zaman katlanamaz. ruh çözümlemesi açısından bu öykülerin doğum travmasının metaforu olduğu da söylenebilir.
    *kör baykuş'ta ben-anlatıcının eser kişilerinden olan karısı, karısının annesi, sütannesi, halası, kalemdanı süsleyen bayedar'ın resmi tek kişiye çıkıyor: annesine(rakkaseye). anlatıcı, rakkasenin "odaya" girişi ve rakkasenin eşi- eşinin kardeşi(amca-baba) düalizminde kalması aşamasında kopukluk yaşamıştır. travma da burada başlamaktadır. bu marazi durum ısrarla bizi libidoya götürmektedir: sütanne ve kızı.
    *"küçük bir kızın belirdiğini kaleye doğru gittiğini gördüm... sol elinin tırnaklarını ısırıyordu." küçük kızın da karısı gibi "tırnak yemesi" bizi aynı kişiye götürmektedir. bu da karısının gölge ikizini açığa çıkarmaktadır.bu kaleye giden "küçük kız"dır.
    *kahramanımızın karısının erkek kardeşini öpmesi hadım edilmişliğin yansızlığı ile açıklanabilir. karısında tiksinç gelen bir durumun yine karısını çağrıştıran bir durumda olması ama bu sefer bu durumun onu cezbetmesi ayrıca bir cinsel karmaşaya işaret eder. aslında süt kardeşiyle evlenmesi de ensest ilişkiyi işaret etmektedir. ardından karısının erkek kardeşini sarıp öpmesi yine aile içi ilişkide dikkati toplamaktadır.
    *anlatıcının, ölüyle yatağa girmesi bir cinsel karmaşayı gösteriyor. ayrıca kilitli dişleri arasından ağzına "şarap akıtması" da, bize şarabın "erkeklik sıvısı"nın simgesi olduğunu düşündürmektedir. bu da ben-anlatıcının şarap-sperm yoluyla annesini diriltmeyi amaçladığını göstermektedir.
    *kalemdanlara çizilen servi, dikeyliğiyle bir penisi ifade eder; ihtiyarsa dibine oturmakla penis karşısında erimekte, yok olmaktadır. ihtiyarla genç kız arasındaki dereyse akışıyla, spermin canlılığına işaret etmekte, bunun karşısında ihtiyarın kuruluğu vurgulanmaktadır. böylece hem yatay hem de dikey konumda ihtiyar kuşatılmaktadır. ilerleyen bölümde eser kişisi bu kızın güzelliğinin olağan değil ancak afyon içildikten sonra görülen düşlerden biri olabileceğini açıklamaktadır. burada da "anneye ulaşılmazlığı" göstermesi bakımından bir düş olarak belirtilmesi anlamlıdır.
    *eser kişisi karısının adını "kahpe" koyduğunu açıklar ve ona "karım" demek istemediğini belirtir. bunun nedeni hiç "karı-koca" olamamalarıdır. ardından bu kişi karısı hakkında söylenenlerin iftira olduğunu anladığını belirtir. üstelik "kim bilir, belki de bakireydi henüz" diye açıklamada bulunur. ona yakıştırdığı suçlamalardan ötürü kendinden utandığını açıklar. aslında eser kişisinin kahpe dediği karısı, karı- koca olması asla mümkün olamayacak annesidir. bu eserde anneye ulaşamama karısına iftira ile tezahür etmekte bu da eser kişisinde vicdani bir meseleye dönüşmektedir.
    *servi ağacı daha çok mezarlık ağacı olarak bilinmektedir. yaz, kış yapraklarının olması, kolay kolay çürümeyeşi, yaydığı hoş koku, oluşturduğu gölge, mezarlıklar için uygun bir bitki olmasını sağlamaktadır. nerede bir servi varsa orada bir mezarlık vardır anlayışının halk arasında yaygın olmasının nedeni de bu olsa gerekir. kör baykuş'ta eser kişisinin sıklıkla servi ağaçlarının bulunduğu alanlara gitmesi bir kaçışı göstermektedir. yine kızın elinde kısa ömürlü ve narin bir bitki olan gündüzsefası tutması ölümle ilişkilendirilebilir. ben-anlatıcının kalemdanlara servi ağacı çizmesi, ihtiyarla genç kızın mezarlıkta bulunduğunu açıklamaktadır. üstelik bu motiflerin bir kalemdanda yer alması kalemdanların biçimsel olarak bir sandığa-tabut- benzediği düşünülürse boyadığı kalemdanlarla bu ressamın simgesel olarak "tabut" üretimini süreklileştirdiğini söyleyebiliriz. bu kalemdanda -tabutta- ihtiyar ve genç kız motifleri yer aldığına göre karşımızda, iktidarsız bir ben-anlatıcının olduğunu söylemek hiç de güç değildir.
  2. gerçeğin hayale, duygunun düşünceye, gecenin gündüze, yaşamın ölüme karıştığı; benim ise türlü deryalara, iyi sıhhatte olsunlara, erenlere, kırklara karıştığım roman.

    iran'ın kafka'sı demişler. iran'ın edgar allan poe'su diyen de çıkmış. ben de şöyle diyorum sadık hidayet için:

    "bir gün ömer hayyam, edgar allan poe ve şeyh bedreddin bir meyhaneye girmişler gecenin bir yarısı. saatler geçmiş, meyhaneden çıkan olmamış. sonrasında sabaha karşı sadık hidayet çıkmış kapıdan. kepengi kapatmış, düşünceli düşünceli evin yolunu tutmuş. içeriye girenlerin akıbetini de kimse anlamamış."
  3. okuduğum en iyi kitaplar arasına gözüm kapalı giren eser. bu gibi kısa öykülere eser demek biraz uzak geliyor ama beni benden alan bir eser. ruh halinizi bile değiştirebilecek düzeyde. edebiyat ile ilgilenen herkesin okuması gerek.
  4. hayatı yaşıyor olmaktan kaynaklı buhranı, arzuları, nefreti ölüm bilinmezliğiyle, zamanı ve mekanı eğerek bükerek, yok ederek anlatmış edebi yönü zirvede sadık hidayet eseri.

    felsefi yönü ağır, psikolojik tahlillemeye müsait, şifrelenmiş denecek kadar kapalı bir anlatıma sahip. yoğun metaforları, imgeleri ile sindirmesi güç. görünüşte 72 sayfa, verdiği hisle epey kalın, okunması gereken kitap.

    3 kere belki 5 kere tekrarlanan bölümleri var. iç içe geçen karakterler, gerçeği kapsayan hayaller, hayalleri kapsayan rüyalar... epey karanlık, yorucu ve boğucu. okudum, anladım, sindirdim diyip kenara koymak zor.

    felsefi ve psikolojik derinliğinden ziyade kitabın edebi dili, insanı yazarın zamansız ve mekansız evrenine çeken üst düzey betimlemeleri beni etkiledi.

    "kapıyı bir ölü ağzı gibi açık bırakmıştı."

    "bir salatalık gibi serinletici, hoş, buruk bir tat veren bacaklarını öptüm."

    "suya düşmüş de çamaşırları değiştirilen bir kız vücudunun diri eti gibiydi kum."

    "yalnızlık ve inziva sonsuz, koyu yoğun gecelere benziyordu. koyu, yapışkan, bulaşıcı karanlıkları olan ve boş kentlere çökerek şehvet ve kin uykuları yaymayı bekleyen gecelere benziyordu."

    "bazı kimselerin ölümle savaşı daha yirmisinde başlar, birçokları da yağı bitmiş lambalar gibi, sessiz yavaş, ecelleriyle sönerler."

    ''bir rüya gören, rüya gördüğünü bilen, uyanmak isteyip de uyanamayan biri gibi afallamış, kalakaldım.''

    bozorg alevi tarafından kaleme alınan biyografisinde yazarın intiharı, iran rejim değişikliğiyle; ülkesinin tükenmek bilmeyen siyasi çalkantılarıyla ve eniştesinin katliyle açıklanmış. bu açıklamayı fazlaca zorlama ve gerçek dışı bulduğumu da söylemeden geçemeyeceğim.
  5. butimar^:butimar bir kuştur, deniz kıyısına çöker, denizin bir gün kuruyacağını düşünür, bu tasa yüzünden de su içmez hiç.^'ın hüzünlü, sessiz, derin duyarlılığını, özverisini unutmak ne mümkün! ilk fırsatta yeniden okuyacağım...
    mutlu
  6. " binlerce yıl önce aynı sözler konuşuldu, aynı çiftleşmeler oldu, aynı çocukluk acıları yaşandı. acaba bir baştan bir başa hayat, gülünç bir kıssa, inanılmaz ve ahmakça bir masal değil midir? acaba ben kendi masalımı yazmıyor muyum? fakat masal, her anlatanın, miras aldığı ruh durumunun sınırları içinde, tasarlayıp da eremediği dilekler için bir çözüm, bir kaçış yolu ancak. "
  7. youreads'te bol övgü alınca okumamak olmaz deyip zaman ayırdım. halimden çok da memnunum, teşekkürler. yazarın karanlığı, deliliği çok keyif veriyor edebi açıdan. her şeyden önce kendi ya da yarattığı karakterin ruh halini o kadar güzel yansıtıyor ki korkuya kapılabiliyor insan okurken. gündelik hayata dair hiç duymadığım tasvirler, olay anlatımları ciddi anlamda çok başarılıydı. bazı noktalarda karşıdaki kişinin durumu daha iyi nasıl ifade edilir diye düşündüm. örneğin: "omuzlarını sallaya sallaya gülmek" bu tip bir korkunçluğu tek tük sakalları olan yaşlı, çirkin bir adamın gerçekleştirdiği anı betimlemek okuyucuya zevk veriyor." salatalık gibi serin bir ağız" kitabın her yerinde bu tatta anlatımlar var. felsefi açıdan da tahminime göre hallacı mansur(enel hak), ibni arabi benzeri görüşlerine rastladım. doğu felsefesi de kitaba bazı noktalarda yedirilmiş. okunması gerekir diye düşünüyorum, illa ki zaman ayırın.
    abi
  8. yaralar vardır hayatta, ruhu cüzzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar

    der sadık hidayet içeriye girerken. o buz gibi ve soğuk bedenine dokunduğunda simsiyah saçlarını aralayıp gözlerine bakar. kurtlarla kaplıdır gözleri. ölmüş beden böyle kokar der sadık hidayet. kokmayan kokuşmayı başaramayan bir cesedi ısıtmaya yeltenir. onu okurken ruhunuzun bütün sıcaklığı o cesede geçer. deliler gibi kahkahalar atan yaşlıyı duyuverirsiniz. çıldırmış gibi duvarları yoklar pencere ararken onunla göz göze gelirsiniz. duvardan indirdiğin şarabın tadı daha damağından inmemişken bir rüyaymış gibi anımsarsın.

    sadık hidayet inanılmaz bir insan. bir baykuş hikayesi. bir topal roman. her anından her paragfından haz duyumsardım. o kadar çok okudum ki bu kitabı artık her seferinde başka kokular alıyorum. o ürkütücü kahkahaların tınısı her seferinde biraz daha yakından geliyor.

    alevlerin yaktığı sayfalardan bir roman hayal ederim. işte kör baykuş okunması zor o sayifelerden çıkmıştır benim için. büyülü sözcüklerdir.