macaristan - youreads



  1. hafif istanbul'u andıran budapeşte şehrinde hava kararmaya meyillenirken tuna nehri üzerinde tekne turu yapmak gerekir. şehrin her yerini o kadar güzel aydınlatmışlar ki tam ortalarından geçerken hem kaleye hem de parlamento binasına hayran kalıyorsunuz.
  2. erasmus için tercih edilebilecek ülkelerde ilk 3'tedir. fiyatların uygun olmasıyla diğer alternatifleri geride bırakıp tercihte üst sıralara yükselir.
  3. bati avrupanin standart duzeni, dogu avrupa'nin kohneligi, ve balkanlarin beklenmedik sasirticiligini alman/avusturya kokusuyla harmanlamis ilginc bir ulke macaristan. daha evvel 2008-2012 yillari arasinda yasamistim, 6 ay evvel geri dondum, aklima gelen bazi seyleri tamamen "oznel" bi suzgecten gecirerek paylasiyorum:

    - mulayim insanlarin ulkesi... asiri mulayim hatta, oyle ki vur kafasina al ekmegine misali... zaten o yuzden etrafindaki cakallar her firsatta calip cirpmis bunlarin ulkesini. sirplar guneyden, romenler dogudan, slovaklar kuzeyden asirmislar hep; buralari gordukce insanin ici aciyor ister istemez.

    - ufak bi ulke oldugu icin herhalde, haberleri dinlerken kasabamazin yerel haberleri tadini aliyorsunuz. ölümlü bi trafik kazasi haberi misal herkesin gunlerce dilinde olabilir. su suriyeli siginmacilarin yarattigi devasa travmayi da siz hayal edin artik, sabah aksam, haberlerde, gazetelerde, herkesin dilinde suriyeliler. bu bizim gibi dertleriderya deniz olan ulkelerden gelen insanlar icin can sikici olabiliyor, hay senin derdini deyip duruyorsunuz :).

    - trafik genelde epey sakin, sehir ici de, otoban da, ama arada bi cok tuhaf hareketler gorebilirsiniz. 90-100km ile otobanin sol seridini kapatan soforler epey normal burda, ayrica sebepsiz yere honk diye de durabilirler. ben hayatimin ilk ve tek trafik kazasini bu yuzden macaristan'da yaptim. cogu yerde trafik kamerasi var, ve asiri hiz, emniyet kemeri vs gibi kusurlar icin cezalar agir.

    - hayatin akisi da yavas. postane, tren istasyonu, petrol istasyonu, hatta supermarket gibi yerlerde bile uzun uzun beklemeye hazirlikli olun. bizim gibi sabirsiz insanlari cileden cikartabilecek kadar yavas olabilirler.

    - bu siralarin olusmasinin her isin uzamasinin bi diger nedeni de macarlarin konusurken kisa kesmeyi bilmiyor olusu, bi turlu sadede gelemeyisleri. her soru bi dizi girizgahtan sonra soruluyor, cevap kirk farkli acilarda ele aliniyor filan. ulen yeter amk, ne diyeceksen de kivamina geliyorsunuz bi sure sonra.

    - belki de sadede gelemeyislerinin nedeni konusmayi seviyor oluslaridir. radyo'da misal, insan muzik dinlemek ister degil mi? yani en azindan oyle bi secenegi olsun ister insan. yok arkadasim, 10 tane radyo kanalini ard arda gecip de hic muzige denk gelemedigi olur mu insanin? aha burda oluyor, ha bire konusuyorlar. sinira yakinsaniz romen, sirp, slovak radyolari filan denk geliyor da bi nefes aliyorsunuz.

    - burokrasi genelde cok agir ve hantal ama bankalara ayri bi paragraf acmak lazim. ozel, devlet, yerli farketmez, paranizla rezil olmak neymis gormek istiyorsaniz, ha iste macaristan'da bi hesap actirin. ayrica turkiye'deki bankalar yillik hesap ucretim ucreti alinca delleniyoruz ya, gelin burda gorun musteriyi soymak neymis. kendi hesabimdan kendi subemden nakit cekersem %1.1 komisyon odemek zorundayim, sifre degistirmek icin, hesap actirmak icin, kart almak icin, iptal etmek icin, her turlu essegin ziki icin para odemek zorundayim, ve allah vere kartimi kaybedeyim veya hesabim bi nedenle dondurulmus olsun, hesabi tekrar actirmak gunlerce ugrasmak ve 100-200 euro masrafi kabul etmek zorundayim...

    - yemekleri et agirliklidir, cok baharatli degildir, ama saglam acidir. ben bi adanali olarak aci diyorsam, abartmiyorum, her turk yiyemez. balik corbasi (halaszle), paprikas, pörkölt ve tabi ki gulyas et seven insanlar icin muhtesem yemekler. gyula krudy diye eski bi yazarlari var, onun hikayelerini okuyup ne demek istedigimi anlayabilirsiniz; millet dogayi betimler uzun uzun, karakterlerin ruhunun derinliklerine iner filan, bizim krudy hikayenin %75'inde karakterlerinin yedigi aha bu yemekleri anlatir uzun uzun...

    - tatlilari konusunda olumlu konusamayacagim. cogu bildigin tuhaf (makarna'ya pudra sekeri ekleyip tatli diye yiyorlar misal), digerleri de siradan. basit vs. recelli, marmelatli seyleri seviyorsaniz retes, palacinta filan yenebilir, ama ben sahsen sevmiyorum. ayrica cin usulu diye pisirdikleri normal etli vs yemekler de asiri tatli, amerikalilar sevebilir, biz turkler muhtemelen yiyemeyiz.

    - ekonomik olarak cok basarili gibi gorunmese de ulkedeki yasam kalitesi gorece yuksektir. bunu turkiye, 3.5 yil yasadigim romanya ve etrafindaki diger avrupa birligi uyesi ulkelere kiyaslayarak soyluyorum. romanya'dan, slovakya'dan polonya'dan macaristan'a girince ilk defa almanya gormus turk gibi oluyorsunuz. adamlarin ogretmenleri doktorlari filan 300-500 euro maas aliyor ama evleri guzel, sokaklari temiz, arabalari bakimli, yol su elektrik internet vs hizmetleri ust seviyede... sanirim ana sebebi de avrupa birligi'nden aldiklari destegi carcur etmeyip gerekli yerlere harcamalari.

    - uluslararasi alanda cok basarili bi kac sirketleri mevcut: otp bank, mol (petrol), gedeon richter (ecza), vs vs.

    - bi de bilindigi uzere cok saglam bilim, muzik, sanat, sinema insani cikarabilmis bi ulke, simdi burda yazip durmaya gerek yok.

    - hem tv'de hem sinemada dublajsiz bi sey izlemek nerdeyse imkansiz. bazi sinemalarda sadece bir seans oluyor, yakalayabilirsen, yoksa macarca anlamak zorundasin. bu yuzden bi macarla filmler hakkinda konusurken epey zorlaniyorsunuz, cunku tum filmleri tercume edilmis isimleriyle biliyorlar, orijinali ile degil. biz de shawshank redemption'i herkesin esaretin bedeli olarak bilmesi gibi.

    - milliyetciligin etkin oldugu bi ulke degil. "buyuk macaristan" haritalari gorebilirsiniz etrafta ama bu bir ozlemden daha cok bir unutma/unutturma anlamini tasir. transilvanya'daki macarlar daha milliyetci misal, anavatandakiler pek umursamiyor.

    - daha once baska yerlerde de yazmistim, sakin bi macara yanasip da "siz de aslinda turksunuz eki eki" diye konusmayin. ilk tepkileri "ne diyor la bu degisik!!?" der gibi aval aval bakmak oluyor, cunku cok kucuk bi azinlik disinda boyle bi ihtimalden haberi olan macar yok. aksine turkler adamlarin en buyuk iki dusmanindan biri (digeri ruslar/sovyetler). oyle ki hemen tum kahramanlari turklere karsi savastigi icin oyle aniliyor. ayrica ben de sahsen bu ihtimalden emin degilim; belki bin kusur sene evvel orta asya'da iken bi bagimiz vardi ama gunumuz macarlarinin bizle hic alakasi yok.

    - fenotip ve kultur olarak bi alakalari yok dedik ama dilleri bizimkine yapisal olarak cok benzer. ayrica arpa, elma, kecske/keci, bicska/bicak, kirbac/korbacs, bakrac/bogracs, koc/kos, okuz/okor, bugday/buza, cizme/csizma, papuc/papucs vs vs gibi kokeni muhtemelen binlerce yil oncesine dayanan kelimeler ortak. arastirmis degilim ama bunlar sonradan osmanli ile tasinan kelimeler gibi durmuyor, arpa'ya, okuz'e isim vermek icin taa 15. yy'i beklemis olamazlar, muhtemelen taa orta asya'dan beraber tasidigimiz kelimeler.

    - dilden bahsetmisken, hemen her seyi macarcaya cevirmeye epey gayret ediyorlar o yuzden ilk basta hic bisey tanidik gelmeyebilir. polis, ambulans, eczane, otel, istasyon, vs gibi tum dunyada asagi yukari ayni sekilde yazilan kavramlar macarca'da alakasiz. (sirasiyla rendorseg, mento, gyogyszertar, szalloda, palyaudvar, misal). tabi bu gayret biraz zorlama oluyor ve birbirine cok benzer kelimeler cok alakasiz seyleri ifade etmek icin kullanilabiliyor.

    en bastan dedigim gibi, kisisel gozlemler bunlar, aksini dusunenler gayet cikabilir.
  4. bir macar kadın arkadaşım ve yüksek lisansını orada yapmış bir türk eşliğinde gezdim. bir sürü macarla diyaloğa girdim, kendi gözlemlerimde var içlerinde, beraber gezdiğim insanların anlattıkları da.

    macar kadınları ne kadar kibar, güler yüzlü, cana yakın ve muhabbet etmeyi seven tiplerse, macar erkekleri de o kadar kaba saba, suratsız, dan dun adamlar. kaldığım otelde, alışveriş yaptığımız, yemek yediğimiz, bir şeyler içtiğimiz yerlerde, bindiğimiz taksilerde, toplu taşıma araçlarında vs.. vs. bire bir diyaloğa girdiğim her yerde bunu fark edip, nedir bu macar erkeklerinin sorunu diye özellikle sordum. evet, böyledir dedi her iki arkadaşımda. bu dediğimden kavgacı oldukları sonucunu çıkarmayın lütfen onlar dan dun konuşunca benim de öyle konuştuğum zamanlar oldu, yok hayır kavgacı adamlar değiller, tarzları öyle. sadece diğer erkeklere değil kadınlara karşı da böyleler.

    gençlerin yüzleri gülüyor, şen şakraklar, mutlular, keyifliler ama yaş arttıkça insanların suratlarından bezmişlik, mutsuzluk, yorgunluk akıyor. bunu da özellikle arkadaşlarıma sordum ve aldığım cevap çalışanların durumunun fena olmadığı ama emeklilerin temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlandığı oldu. kendilerini genel olarak kasvetli insanlar olarak tanımlıyorlar.

    insanlar medeniler, kurallara saygılılar ve çokça bulunan ve pek sevmedikleri çingeneleri kural tanımazlıkları nedenli eleştiriyorlar. istisnasız konuştuğum herkes çingenelere giydirdi. çingeneleri ve varlıklarını nasıl biz trafiği, enflasyonu, işsizliği birer problem olarak görüyorsak öyle bir problem olarak görüyorlar.

    türkleri ve tarihsel türk-macar yakınlığını, türkçe ve macarca' da ortak kelimeler olduğunu falan biliyorlar. son dönemlerde güçlenen milliyetçi partilerinin türk milliyetçilerle yakınlaşması ve bunu bir nevi propaganda malzemesi olarak kullanması da bunda rol oynuyormuş. türk olduğunuzu söylediğinizde yakınlık gösteriyorlar, cana yakın davranıyorlar. bu iki arkadaşım dışında konuştuğum bir macar kadın osmanlı' yla bir sorunları olmadığını ama habsburglardan tüm tarihleri boyunca çok çektiklerini, avusturya' nın kendilerine köle ve sömürge muamelesi yaptığını söyledi. ki çok güzel ve çok hoş sohbet bir kadındı. osmanlı' ya giydirseydi onunla beraber osmanlı' ya giydirmeye hazırdım. rus emperyalizminden de çekmişler ve onları da pek sevmiyorlar. belirli bir yaşın üzerindeki insanlar rusça biliyormuş. rusça zorunlu dersmiş. garip bir şekilde son zamanlarda rusya ile yakınlaşıyorlar ama onu çözemedim. bir sürü macara siz hun kökenlisiniz, hunlarda türk muhabbeti yaptım. biliyoruz, eki eki falan diyorlar.

    yemekler fena değil. kahvaltıda bile et yiyorlar.

    sokak hayvanı yok. köpekleri çok seviyorlar ve köpek sahipliği çok yaygın. bazı parkların bir bölümünü köpeklere ayırmışlar. tabi her medeni ülkede olduğu gibi o bölümün dışında tasmasız köpek, hatta köpek yasak ve bu kurala uyuyorlar.