manikür - youreads



  1. el bakımı anlamındaki latince kökenli kelime.

    parmaklarımın ve tırnaklarımın bakımsızlıktan kırıldığı, yaba gibi olduğu bir dönem, sevdiğim birinin telkiniyle feminen yönünün ağır bastığı uniseks bir güzellik merkezine gittim, manikür için. yıllar önce yaşadığım tecrübeyi aktarayım:

    "adımımı attım. içeridekiler; ışıklı ve bakımlı sahnenin arkasındaki, cilası solmuş, lekeleri belirgin ve tozlu ahşap döşemeyle kaplı, düzensizce yayılmış, sıkışıklığa boğulmuş arka salonda, bir hazırlık için çırpınan, mahrem ilkeleri umursamaksızın sağa sola koşuşturan, çarpışan, acele eden oyunculara, mankenlere benziyorlar. fakat daha müreffeh bir yerde oldukları için aslında var olan karmaşa pek hissedilmiyor.

    ortamın kimliğinin ilk belirleyicisi olan, ıslak kirliliğin yapay ekşimişlikle tütsülü kokusu: ağır ve bastırıcı. uyarıcı etkisi belirgin ögelerin yönettiği farklı bir yer olduğunu duyumsatıyor. 

    yabancıların istenmediği algısını oluşturucak haddini bildirme hareketi, bir kaç rahatsız edici bakışlarla sağlanıyor. bu sizi ortama zamanla alıştırmak için uygulanan yazısız bir kural. çünkü rahatlamış, uzuvları ayrık ve yayılmış, kahkaha atabilen, yüksek sesle konuşabilen, dışarının tutuculuğunu kısa süreliğine unutmanın hazzını yaşayan biri için, dış dünyayı hatırlatacak her yeni yüz, konforunu bozacaktır. bu sadece ortama yeni dahil olmuş yabancı görünenlerin maruz kaldığı bir pres. bu baskı, sadece mahrem yerlerin görünmesinden kaynaklı değildir. asıl neden, dış dünyaya sunacağı güzellik sunumunun öncesindeki dönüşüm sürecinin estetik olmamasıdır. dış dünyada estetik görünmenin arz edileceği öznelerden birinin bile bu çarpık görüntüyü görebilecek olması tehdittir. vakit harcanmadan, maruz kalınmadan, döngüsüz bir güzelliğin olmayacağı gerçeği, güzelliğin son halini değerli kılıyor, süreci değil.

    işık görmemiş, yoşunlaşmış ten bölgelerine bir bakımdan toleransla, diğer taraftan ortamın kuralsız rahatlığıyla temasa izin verilmiş. bu bir yanılgı aslında;
    temas -bu enerji ya da bakışla da olabilir- acı vermemeli, nötr hissedilmelidir. tedirginlik, hafif bir elektrik akımı şeklinde, kuru ve soğuk temasa bulaşmalıdır. gözle algılanan çıplaklıkların tecrübeyle edinilmiş dokunulma sınırlarının dışına çıkılmaması gerekir. sıcak ve anlamlı bir temas, dış dünyanın geçici unutuluşunu sonlandırıp, serbestiyeti kaldıracağı için tepki görür. 

    ortalıkta bir oraya bir buraya getir-götür işleri yapan sivilceli ve sıska oğlanın mutsuz ve düşünceli yüzü renksiz ve  öne eğik. gerçeğe dönüşmemiş, dönüşmeyeceğini çaresizlikle benimsediği hülyalarının yansıdığı yüzünde mutsuzluk var. umursamaz görünmeye çalışması, onun hayalperestliğini örtemiyor.

    güzelleşmeye yanlış aşamadan başlayıp, eğreti bir uyumsuzlukla aşırıya kaçmış orta yaş üstü balık etli kadın bana ters ters bakıyor; bir ressamın yarım kalmış, daha doğrusu hatayı hatayla düzeltmeye çalıştığı ve öylece bıraktığı ucuz bir tablosu gibi...

    benimle ilgilenen kısa boylu ve geniş kalçalı kız saçını tepeden topuz yapmış. her eğildiği zaman belini kapatmaya çalışırken yaptığı hareket oldukça rahatsız edici. belirgince çiğnediği sakız onu ciddiyetten uzak kılsa da sevimli bir yüzü var ama umursamaz ve somurtkan. ellerime bakım yaptığı esnada, sebebini bilmediğim bir şekilde, acıya katlanmak, sızlanmamak için çekiniyorum, büzüşüyorum. utana sıkıla, cila istemiyorum dediğim anda, baygın bakışları canıma minnet der gibiydi.

    dışarı çıktığım anda, dış dünyaya keskin geçmişimle birlikte uyanıyorum. parmaklarımdaki değişim, güzelleşme  ıstıraplı bir tecrübenin semeresiydi. "
    483