marx'ın bir çift sözü var - ulus baker - youreads



  1. *uygun kanalı kestiremedim.

    ulus baker'in, birikim dergisinin nisan 96 yılında ki 84. özel sayısında yayınlanan marx'ın üç cümlesi ile çevrelediği (yoksa kuşandığı mı demeliyim?) çok güzel bir yazı. yazının tamamına, daha nicesiyle beraber körotonomedya'dan ulaşabilirsiniz.



    "...

    orada sınıflar, ikinci anlamdaki görünümleriyle ortaya çıkarlar -- anlatılan bir "sınıf öncesi" durum olmaktan çok, kapitalizmin ortaya çıkışının asla bir "tarihsel kaçınılmazlık" olmadığını, en azından üç büyük tesadüfün (*:ücret, kâr ve toprak rantı) bir araya gelişiyle bugünkü "zorunluluğun" içine düşmüş olduğumuzu gösteren tarihsel bir süreçtir. sermaye, bedeninde yalnız meta yığınlarını, para ve krediyi, üretim araçlarını, ödenmemiş artı-emeği biriktirmekle kalmaz, açıkçası, insanları biriktirir. sürecin içinde yer alan şiddet ve iradecilik yanıltıcı değildir. kapitalizme geçiş, "yasalar" aracılığıyla formüle edilemez. bunu belki bugün, chicago üniversitesi'nin kampüsünü çevreleyen muazzam yoksulluğu ve sararıp solmuş insanları uzun adımlarla atlayarak çökmüş doğu avrupalı ülkelere "kapitalizme geçişin yasalarını" öğretmeye koşan neo-liberal iktisatçılarına ancak marx'ın kitabını yeniden-okumaya kalkışmak öğretebilir.

    ...

    formüllerin "yasalar" olmaktan çok "emareler" olduğu kabul edilirse, p-m-p(*:para-meta-para)'nin insan dilinden neyi tercüme ettiği sorusu çıkar karşımıza. öyleyse, biraz da bu iç-düşünsel tartışmanın karşısında okuyucunun göstermiş olduğu sabıra sığınarak, p-m-p'nin metaların dilinden insan diline tercümesinin "paranın gerçekliği satın alışı" olduğunu iddia etmek istiyorum. para üzerine marksist çözümlemelerin belirlediği yön açıktır: paranın ontolojik bir varlığına reddiye, ama aynı zamanda onun göstergebilimsel değerinin, bir "emare" niteliğinin tanınışı... meta'nın ta baştan tartışmanın ana eksenine oturtulması bu yüzdendir. gelgelelim, insan diline yaptığımız tercüme --ey insanlık-- meta fetişizminin antropolojik diyebileceğimiz karakterinin ötesine geçmeye zorluyor bizi. marx'ın eserinde meta kendini anlatmaz, dilini tercümeye, ama asla "tefsiri" olmayan bir yorumlamaya bırakır. paranın her şeyi satın alabileceği türünden, ya da proudhon'un eleştirilmiş formülü "mülkiyet hırsızlıktır!" benzeri olumsuzlamalar, ete dokunup acıtan bir gerçekliğin, diyelim, kapitalist toplumun insan için bir "çevre" olduğunun bilincini asla dışlamazlar. ama derin formül, insan dilinde terennüm edilebilecek, böylece siyasal sloganlar arasında kendine yer bulabilecek olan "paranın gerçekliği satın alışı" olduğunda, herhalde marx'ı 21. yüzyıla yeniden davet edişimizin gerekçelerinden biri daha ortaya çıkar

    ...


    marx'ın bir "ideoloji" kuramına sahip olup olmadığı, sözgelimi alman ideolojisi'nden ya da kapital'de tartışılan "metalar fetişizmi"nden bir "ideoloji kuramı" türetilip türetilemeyeceği, yıllar boyu tartışılırken, burada kullandığımız anlamıyla "perspektif"in bir tür "yanlış bilinçlenme" ile, kısacası bir "üst-yapı kurumu" olarak ideolojiyle özdeşleştirilmesi hatası direncini sürdürebildi. althusser'in bile söz konusu "hata"yı sürdürdüğü söylenebiliyor. "bir kulübede bir saraydakinden farklı düşünülür", açıkçası, bize ideolojiler üzerine değil, "düşünceler" üzerine bir şey söylemiyor mu?

    ama hâlâ, soruna biraz daha derinden bakacak yerimiz var. bir kulübede bir saraydakinden farklı düşünüldüğü o kadar yakıcı ve kaçınılmaz bir gerçektir ki, oradan türetilecek bir "marksist ideoloji kuramı"nın şimdiye kadar türetilenlerden çok farklı olacağı hemen ortaya çıkar. marx, açıkçası, şunu da söylemek istemiyor muydu? bir kulübede ve bir sarayda, ya da dünyanın başka bir yerinde (marksizm'in coğrafya notu, avrupa'dan çin'e ve latin amerika'ya varıncaya dek, iyidir) her zaman farklı düşünülür, evet. ama aynı düşünülseydi, bu "ideoloji"den başkası olmazdı.

    şimdi, bu yolda ilerleyerek, ideoloji teriminden ve davet ettiği terminolojiden uzaklaşma şansını tepmeyelim: marx, gerçekten, yukarıdaki sözde, "ideolojiden" değil, "düşünmekten" söz ediyor. spinoza'yı hatırlarsak, düşünceler ve tanımlamalar, hiçbir zaman "doğru" ile "yanlış"ın kıstaslarına uymazlar: çünkü, veritas, index sui et falsi (doğru, kendinin ve yanlışın işaretidir).


    ..."