nazım hikmet - youreads

nazım hikmet

Kimdir?

nâzım hikmet ran (15 ocak 1902 – 3 haziran 1963). daha çok nâzım hikmet olarak bilinen türk şair, oyun yazarı, romancı. siyasi inançları yüzünden defalarca tutuklanmış ve yetişkin yaşamının büyük bölümünü hapiste ya da sürgünde geçirmiştir. şiirleri elliden fazla dile çevrilmiş ve eserleri birçok ödül almıştır.

şiirleri yasaklanan ve yaşamı boyunca yazdıkları yüzünden 11 ayrı davadan yargılanan nâzım hikmet, istanbul, ankara, çankırı ve bursa cezaevlerinde 12 yılı aşkın süre yattı. 1951 yılında türkiye vatandaşlığından çıkarıldı. 5 ocak 2009 tarihli bakanlar kurulu kararı ile yeniden türkiye vatandaşlığına alındı. mezarı moskova'da bulunmaktadır.

yaşamı

20 kasım 1901'de selanik'te doğdu. nüfus kaydı 15 ocak 1902 olarak geçer. ilk şiiri feryad-ı vatanı 3 temmuz 1913'te yazdı. aynı yıl mekteb-i sultani'nde ortaokula başladı. 1917'de heybeliada bahriye mektebine girdi, fakat sağlık sorunları nedeniyle bahriyeden ayrıldı. bu sırada hamidiye kruvazörü'nde güverte subayıydı.

nâzım hikmet, 1920'de arkadaşı vâlâ nureddin ile milli mücadele'ye katılmak üzere ailesinden habersiz anadolu'ya geçti, bolu'da öğretmenlik yaptı. daha sonra batum üzerinden moskova'ya giderek doğu emekçileri komünist üniversitesi’nde siyasal bilimler ve iktisat okudu. 1921'de gittiği moskova’da devrimin ilk yıllarına tanık oldu vekomünizm ile tanıştı. 1924'te moskova'da yayınlanan ilk şiir kitabı 28 kanunisani sahnelendi. o yıl türkiye'ye dönerek aydınlık dergisinde çalışmaya başladı, ancak dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince tekrar sovyetler birliği'ne gitti. 1928’de af kanunundan yararlandı ve türkiye'ye döndü. bu defa resimli ay dergisinde çalışmaya başladı. 1938'de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle 1950 yılında stalin yönetimindeki sovyetler birliği'ne giden nâzım, 25 temmuz 1951 tarihinde bakanlar kurulunca türkiye vatandaşlığından çıkarılmasının ardından, büyük dedesi mustafa celaleddin paşa (konstantin borzecki)'nın memleketi olan polonya'nın vatandaşlığına geçerek borzecki soyadını aldı. 3 haziran 1963 tarihinde ise, nâzım hikmet geçirdiği bir kalp krizi neticesinde hayata gözlerini yumdu.

ailesi

babası, matbuat umum müdürlüğü ve hamburg konsolosluğu yapmış olan hikmet bey, annesi ayşe celile hanım'dır. celile hanım piyano çalan, resim yapan, fransızca bilen bir kadındır. celile hanım, bir dilci ve eğitimci de olan hasan enver paşa'nın kızıdır. hasan enver paşa, polonya'dan 1848 ayaklanmaları sırasında osmanlı imparatorluğu'na göç eden ve osmanlı vatandaşı olunca mustafa celalettin paşa adını alan konstantin borzecki'dir (lehçe: konstanty borzęcki, d. 1826 - ö. 1876) oğludur. mustafa celaleddin paşa osmanlı ordusu'nda subay olarak görev yapmış ve türk tarihi üzerine önemli bir eser olan "les turcs anciens et modernes" (eski ve yeni türkler) kitabını yazmıştır. celile hanım'ın annesi ise alman kökenli osmanlı generali mehmet ali paşa'nın yani ludwig karl friedrich detroit'in kızı olan leyla hanım'dır. celile hanım'ın kız kardeşi münevver hanım, şair oktay rifat'ın annesidir.

babası hikmet bey, selanik'te, hariciye nezareti'nde (dışişleri bakanlığı) çalışan bir memurdur. diyarbakır, halep, konya ve sivas valilikleri yapmış olan nazım paşa'nın oğludur. mevlevi tarikatından olan nazım paşa aynı zamanda bir özgürlükçüdür. kendisi selanik'in son valisidir. hikmet bey henüz nazım'ın çocukluğunda memuriyetten ayrılır ve ailece halep'e, nazım'ın dedesinin yanına giderler. orada yeni bir iş ve hayat kurmaya çalışırlar. başarısız olunca istanbul'a gelirler. hikmet bey'in istanbul'daki iş kurma denemeleri de iflasla neticelenir ve hiç hoşlanmadığı memuriyet hayatına geri döner. fransızca bildiği için yeniden hariciye'ye atanır.

üslubu ve başarıları

ilk şiirlerini hece ölçüsü ile yazmaya başladı ancak içerik bakımından diğer hececilerden farklıydı. şiirsel gelişimi arttıkça hece ölçüsü ile yetinmemeye ve şiiri için yeni formlar aramaya başladı.sovyetler birliği'nde yaşadığı ilk yıllar olan 1922 ile 1925 arası bu arayış doruğa çıktı. hem içerik hem de biçim bakımından dönemindeki şairlerden farklıydı. hece ölçüsünden ayrılarak türkçenin vokal özellikleri ile ahenk oluşturan serbest ölçüyü benimsedi. mayakovski ve fütürizm taraftarı genç sovyet şairlerinden esinlendi.

şiirlerinden birçoğu fuat saka, volkan konak, grup yorum, ezginin günlüğü, zülfü livaneli gibi sanatçılar tarafından bestelendi. ünol büyükgönenç tarafından özgün bir şekilde yorumlanmış olan küçük bir kısmı ise 1979'da "güzel günler göreceğiz" ismiyle kaset olarak çıktı. birkaç şiiri ise yunan besteci manos loïzos tarafından bestelendi. ayrıca bazı şiirleri yeni türkü'nün eski üyesi selim atakan ve cem karaca(çok yorgunum) tarafından bestelenmiştir. ayrıca fuat saka'nın da biri demir gökgöl ile olmak üzere iki adet nâzım hikmet şiirlerinin bestelendiği şarkıları ıçeren albümü vardır.

unesco nun ilan ettiği 2002 nazım hikmet yılı için besteci suat özönder " şarkilarda nazim hikmet" adlı bir album hazırladı. türkiye cumhuriyeti kültür bakanlığının katkılarıyla, yeni dünya plak şirketi tarafından hayata geçirildi.

davaları ve sürgün

1925 yılından başlamak üzere şiirleri ve yazıları yüzünden birçok kere yargılandı. 1938 yılında orduyu ayaklanmaya kışkırtmaya çalıştığı gerekçesiyle 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. istanbul, ankara, çankırı ve bursa cezaevlerinde 12 yılı aşkın kaldı. bursa cezaevinde kaldığı yılları anlatan mavi gözlü dev adlı film 2007 yılında vizyona girmiştir. 1950 yılında bir af yasasıyla salıverildi. ancak sürekli izlendiği ve çürüğe ayrıldığı halde 48 yaşında yeniden askerlik yapmaya çağrılması ve öldürüleceği yolundaki duyumlar üzerine yurtdışına kaçtı. 17 haziran 1951 tarihinde bakanlar kurulu tarafından türkiye vatandaşlığından çıkarılmasına karar verildi. sovyetler birliği'nde moskova yakınlarındaki yazarlar köyünde ve daha sonra da, eşi vera tulyakova (hikmet)ile moskova'da yaşadı. memleket dışında geçirdiği yıllarda bulgaristan, macaristan, fransa, küba, mısır gibi dünya memleketlerini dolaştı, buralarda konferanslar düzenledi, savaş ve emperyalizm karşıtı eylemlere katıldı, radyo programları yaptı. budapeşte radyosu ve bizim radyo bunlardan bazılarıdır. bu konuşmaların bir kısmı bugüne ulaşmıştır.

davaları


1925 ankara istiklal mahkemesi davası
1927-1928 istanbul ağır ceza mahkemesi davası
1928 rize ağır ceza mahkemesi davası
1928 ankara ağır ceza mahkemesi davası
1931 istanbul ikinci asliye ceza mahkemesi davası
1933 istanbul ağır ceza mahkemesi davası
1933 istanbul üçüncü asliye ceza mahkemesi davası
1933-1934 bursa ağır ceza mahkemesi davası
1936-1937 istanbul ağır ceza mahkemesi davası
1938 harp okulu komutanlığı askeri mahkemesi davası
1938 donanma komutanlığı askeri mahkemesi davası


ölümü ve sonrası

3 haziran 1963 sabahı saat 06:30'da gazetesini almak üzere 2. kattaki dairesinden apartman kapısına yürümüş ve tam gazetesine uzanırken geçirdiği kalp krizi sonucunda ölmüştür. ölümü üzerine sovyet yazarlar birliği salonunda yapılan törene yerli yabancı yüzlerce sanatçı iştirak etmiş ve tören siyah beyaz olarak kaydedilmiştir. ünlü novo-deviçye mezarlığı'nda (новодевичье кладбище) gömülüdür. mezar taşı siyah bir granitten olup meşhur şiirlerinden biri olan rüzgâra karşı yürüyen adam figürü taş üzerinde ebedileştirilmiştir.

şair nâzım hikmet'in 2008 yılının ilk günlerinde, eşi piraye'nin torunu kerem bengü tarafından, piraye'nin evrakları arasında, “dört güvercin” adında bir şiiri ve 3 adet tamamlanmamış roman taslağı bulundu.

yeniden türk vatandaşlığına alınması

2006 yılında bakanlar kurulunun türk vatandaşlığından çıkarılmalar ile ilgili yeni bir düzenleme yapması durumu belirdi. yıllardır tartışılmakta olan nâzım hikmet'in türk vatandaşlığına yeniden kabul edilmesi yolu açılmış gibi gözükmesine rağmen bakanlar kurulu bu maddenin sadece yaşamakta olanlar için düzenlendiğini ve nâzım hikmet'i kapsamadığını öne sürerek bu öneriyi reddetti. dönemin içişleri bakanı abdülkadir aksu, içişleri komisyonu'nda"tasarıda, şahsa bağlı hak olduğu için bizzat müracaat etmesi gerekir. arkadaşlarım da olumlu şeyler belirttiler, komisyonda görüşülür, bir karar verilir"dedi.

2009 yılının 5 ocak günü "nâzım hikmet ran'ın türkiye cumhuriyeti vatandaşlığından çıkartılmasına ilişkin bakanlar kurulu kararının yürürlükte kaldırılmasına ilişkin önerge" bakanlar kurulu'nda imzaya açıldı.

nâzım hikmet ran'a yeniden türkiye cumhuriyeti vatandaşlığının iade edilmesine ilişkin bir kararname hazırladıklarını ve bu teklifin imzaya açıldığını ifade eden hükümet sözcüsü cemil çiçek yaptığı açıklamada, 1951 yılında vatandaşlıktan çıkartılan nâzım hikmet ran'ın yeniden türk vatandaşı olmasına ilişkin önerinin bakanlar kurulu'nca oylanarak kabul edildiğini söyledi.

bakanlar kurulu'nun 05.01.2009 tarihinde aldığı bu karar, 10.01.2009 tarihinde resmi gazete'de yayınlandı ve nâzım hikmet ran, 58 yıl sonra yeniden türk vatandaşı oldu.
  1. akrep gibisin kardeşim,
    korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
    serçe gibisin kardeşim,
    serçenin telaşı içindesin.
    midye gibisin kardeşim,
    midye gibi kapalı, rahat.
    ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
    bir değil,
    beş değil,
    yüz milyonlarlasın maalesef.
    koyun gibisin kardeşim,
    gocuklu celep kaldırınca sopasını
    sürüye katılıverirsin hemen
    ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
    dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
    hani şu derya içre olup
    deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
    ve bu dünyada, bu zulüm
    senin sayende.
    ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
    ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
    kabahat senin,
    "demeğe de dilim varmıyor ama"
    kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!
    abi
  2. "şair sürgün yediği zamanlarda kendisini tanzanyaya götüren uçak anadolunun üzerinden geçmektedir.nazım, sekiz bin metre yükseklikten, bulutlar arasında bir görünüp bir kaybolan memleket toprağına bakmaktadır.şubattır aylardan.
    anadoluda kara kışın hüküm sürdüğünü gördükçe yüreği titrer şairin."
    başını bir an ayırır pencereden.arkadaşları yüzünün göz yaşlarıyla ıslandığını görürler.nazım hikmet dudaklarından şu kelimler döküldükten sonra tekrar başını dayar cama: "şu an, bu uçağın düşmesini istiyorum."

    sunay akın yazmıştı geçenlerde bunu.
    yıllarca vatan haini ilan ettikleri adam kadar sevebilseydik keşke memleketimizi.
  3. Ceviz ağacı şiirinin hikayesi;

    Nazım Hikmet, Gülhane parkındaki bir ceviz ağacının altında sevgilisi ile buluşmak üzere randevulaşır. Buluşacakları gün gülhane parkına gider ve ceviz ağacının altında beklemeye başlar, tam bu sırada polisler de orada devriyeye çıkmıştır. O dönemlerde Nazım Hikmet arananlar listesinde olduğu için polislerden gizlenmek durumunda kalır ve bu ceviz ağacına çıkar. Nazım Hikmet ağacın tepesindeyken biricik sevgilisi Piraye gelip her şeyden habersiz ceviz ağacının altında beklemeye başlar. Polislerden dolayı aşağıya seslenemez ve çaresiz çıkarır kalemi, kağıdı ceviz ağacının tepesinde şu şiiri yazar;

    Nazım Hikmet Ceviz Ağacı Şiiri;

    Başım köpük köpük bulut içim dışım deniz
    Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı"nda

    Budak budak serham serham ihtiyar bir ceviz
    Ne sen bunun farkındasın ne polis farkında

    Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı"nda
    Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında
    Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı"nda
    Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl
    Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril
    Koparıver gözlerinin gülüm yaşını sil

    Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı"nda
    Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında
    Yapraklarım ellerimdir tam yüz bin elim var
    Yüz bin elle dokunurum sana İstanbul"a
    Yapraklarım gözlerimdir şaşarak bakarım
    Yüz bin gözle seyrederim seni İstanbul"u
    Yüz bin yürek gibi çarpar çarpar yapraklarım
    Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı"nda
    Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında

    kaynak

    Aynı zamanda şiir, Cem Karaca tarafından seslendirilmiştir. cem karaca ceviz ağacı
    ozumm
  4. dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne
    allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar
    oynasınlar türküler söyliyerek yıldızların arasında
    dünyayı çocuklara verelim
    kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi
    hiç değilse bir günlüğüne doysunlar
    dünyayı çocuklara verelim
    bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı
    çocuklar dünyayı alacak elimizden
    ölümsüz ağaçlar dikecekler

    21 mayıs 962, moskova
  5. modern türk şiirinin zirvesi.

    aynı zamanda yirminci yüzyıl dünya şiirinin de önde gelen adlarından biridir. şiirleri tüm önemli dünya dillerine çevrilmiş, louis aragon, paul eluard, yevgeny yevtuşenko ve pablo neruda gibi yüzyılın büyük şairleri ile dostluklar kurmuş ve hatta neruda tarafından "üstad" kabul edilmiştir.

    türk şiirinde ise ölçü, uyak ve konu bakımından yenilikler getirmiş ve modern türk şiirinin kurucusu olmuştur. solcu kimliği nedeniyle sabahattin ali, rıfat ılgaz, aziz nesin gibi dehalarda olduğu gibi devlet tarafından sürekli takip edilmiş, yargılanmış, hapis yatmış ve vatan sevdalısı bir şair için en büyük acı olan gurbette yaşamış biridir. devletin baskısından kaçarak sığındığı sovyet rusyada ise törenle karşılanmış ve hak ettiği değeri verilmiştir.

    nazım hikmet, gerek şairliği gerekse oyunlarıyla türk ve dünya edebiyatının en önemli isimlerinden biri olarak anılacaktır.
  6. pablo neruda ile dostuluğu bilinir. arkasından aşağıdaki şiiri yazmıştır.

    nâzım'a bir güz çelengi

    neden öldün nâzım? senin türkülerinden yoksun
    ne yapacağız şimdi?
    senin bizi karşılarkenki gülümseyişin gibi bir pınar
    bulabilecek miyiz bir daha?
    senin gururundan, sert sevecenliğinden yoksun
    ne yapacağız?
    bakışın gibi bir bakışı nereden bulmalı,
    ateşle suyun birleştiği
    gerçeğe çağıran, acıyla ve gözüpek bir sevinçle dolu?
    kardeşim benim, nice yeni duygular, düşünceler
    kazandırdın bana
    denizden esen acı rüzgâr katsaydı önüne onları
    bulutlar gibi, yaprak gibi uçarlar
    düşerlerdi orada, uzakta.
    yaşarken kendine seçtiğin
    ve ölüm sonrasında seni kucaklayan toprağa.

    sana şili'nin kış krizantemlerinden bir demet
    sunuyorum
    ve soğuk ay ışığını güney denizleri üzerinde parıldayan
    halkların kavgasını ve kavgamı benim
    ve boğuk uğultusunu acılı davulların, kendi yurdundan...
    kardeşim benim, adanmış asker, dünyada nasıl da
    yalnızım sensiz.
    senin çiçek açmış bir kiraz ağacına benzeyen
    yüzünden yoksun
    dostluğumuzdan, bana ekmek olan,
    rahmet gibi susuzluğumu gideren ve kanıma güç katan
    zindanlardan kopup geldiğinde karşılaşmıştık seninle
    kuyu gibi kapkara zindanlardan
    canavarlıkların, zorbalıkların, acıların kuyuları
    ellerinde izi vardı eziyetlerin
    hınç oklarını aradım gözlerinde
    oysa sen parıldayan bir yürekle geldin
    yaralar ve ışıklar içinde.

    şimdi ben ne yapayım? nasıl tanımlanır
    senin her yerden derlediğin çiçekler olmaksızın bu dünya
    nasıl dövüşülür senden örnek almaksızın,
    senin halksal bilgeliğinden ve yüce şair onurundan yoksun?
    teşekkürler, böyle olduğun için!
    teşekkürler o ateş için
    türkülerinle tutuşturduğun, sonsuzca.

    (türkçesi: ataol behramoğlu)
    one
  7. otobiyografi şiirinde şöyle anlatır kendini:

    1902'de doğdum
    doğduğum şehre dönmedim bir daha
    geriye dönmeyi sevmem
    üçyaşımda halep'te paşa torunluğu ettim
    on dokuzumda moskova'da komünist üniversite öğrenciliği
    kırk dokuzumda yine moskova'da tseka-parti konukluğu
    ve on dördümden beri şairlik ederim

    kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
    ben ayrılıkların
    kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
    ben hasretlerin

    hapislerde de yattım büyük otellerde de
    açlık çektim açlık gırevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir

    otuzumda asılmamı istediler
    kırk sekizimde barış madalyasının bana verilmesini
    verdiler de

    otuz altımda yarım yılda geçtim dört metre kare betonu
    elli dokuzumda on sekiz saatte uçtum pırağ'dan havana'ya

    lenin'i görmedim nöbet tuttum tabutunun başında 924'te
    961'de ziyaret ettiğim anıtkabri kitaplarıdır

    partimden koparmağa yeltendiler beni
    sökmedi
    yıkılan putların altında da ezilmedim

    951'de bir denizde gençbir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün
    52'de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü

    sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım
    şu kadarcık haset etmedim şarlo'ya bile
    aldattım kadınlarımı
    konuşmadım arkasından dostlarımın

    içtim ama akşamcı olmadım
    hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana

    başkasının hesabına utandım yalan söyledim
    yalan söyledim başkasını üzmemek için
    ama durup dururken de yalan söyledim

    bindim tirene uçağa otomobile
    çoğunluk binemiyor
    operaya gittim
    çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın
    çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21'den beri
    camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye
    ama kahve falıma baktırdığım oldu

    yazılarım otuz kırk dilde basılır
    türkiye'mde türkçemle yasak

    kansere yakalanmadım daha
    yakalanmam da şart değil
    başbakan filan olacağım yok
    meraklısı da değilim bu işin
    bir de harbe girmedim
    sığınaklara da inmedim gece yarıları
    yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında
    ama sevdalandım altmışıma yakın

    sözün kısası yoldaşlar
    bugün berlin'de kederden gebermekte olsam da
    insanca yaşadım diyebilirim

    ve daha ne kadar yaşarım
    başımdan neler geçer daha
    kim bilir.
    mutlu
  8. büyük insan, yetenekli şair. siyasi görüşünü sevmeyen insanlar bile şiirlerini kötülemiyor bu adamın. öyle de güzel. vasiyetini yerine getiremedik ama sen yattığın yerde rahat uyu.

    !---- spoiler ----!

    vasiyet

    yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü,
    ölürsem kurtuluştan önce yani,
    alıp götürün
    anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni.

    hasan beyin vurdurduğu
    ırgat osman yatsın bir yanımda
    ve çavdarın dibinde toprağa çocuklayıp
    kırkı çıkmadan ölen şehit ayşe öbür yanımda.

    traktörlerle türküler geçsin altbaşından mezarlığın,
    seher aydınlığında taze insan, yanık benzin kokusu,
    tarlalar orta malı, kanallarda su,
    ne kuraklık, ne candarma korkusu.

    biz bu türküleri elbette işitecek değiliz,
    toprağın altında yatar upuzun,
    çürür kara dallar gibi ölüler,
    toprağın altında sağır, kör, dilsiz.

    ama bu türküleri söylemişim ben
    daha onlar düzülmeden,
    duymuşum yanık benzin kokusunu
    traktörlerin resmi bile çizilmeden.

    benim sessiz komşulara gelince,
    şehit ayşe'yle ırgat osman
    çektiler büyük hasreti sağlıklarında
    belki de farkında bile olmadan.

    yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
    - öyle gibi de görünüyor -
    anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni
    ve de uyarına gelirse,
    tepemde bir de çınar olursa
    taş maş da istemez hani...

    !---- spoiler ----!
  9. genel geçer ahlak kurallarına(!) göre yaşamadığı doğrudur. ama ne yapsın aşık olduysa, gönül bu ferman dinlemez ki. sevdiyse sevdim, yaptıysa yaptım demiş, inkar etmemiş ki. adam şair, demek ki duygularına gem vuramamış. onun da buymuş belki de zaafı. ama hiç değilse, çok ahlaklı görünüp saman altından su yürüten iki yüzlüler gibi yapmamış, öyle olmamış.

    çok kadın sevmiş, belki çok da kırmış ama güzel sevmiş sonuçta. kolay değil her gün umut ederek, bekleyerek, memleketine hasret yaşamak, ölmek, kolay değil. bir avuç vatan toprağını, bir çınarın gölgesini çok gördüler, hiç değilse "aşık" ölmüş olsun.
  10. kız şiirleri yazan kadın şairi . overrated .