öğrenildiğinde ufku iki katına çıkaran şeyler - youreads



  1. bu da istanbul'da yaşayanlara gelsin.

    gezi
  2. ülke de iç veya dış savaş çıkarsa 1000 dolara isveç e mülteci olarak gidilebileceği
  3. brian greene'in evrenin dokusu kitabını okurken karşılaştığım ve bu kadar basit bir bağlantının aklıma gelmediği için kendimi salak gibi hissettiğim durum:

    newton'un formüle ettiği kütleçekimi kanunu inverse square law yani kütle çekiminin mesafeninin karesiyle ters orantılı olması aslında 3 boyutlu bir dünyada yaşamamızın bir sonucu.

    eğer tek boyutlu bir dünyada yaşasaydık kütle çekimi mesafeyle orantılı, iki boyutlu bir dünyada mesafenin yarısıyla orantılı olacaktı.

    şimdi buradan da "acaba bizim algılayamadığımız başka boyutlar var mı?" sorusuna gidiyoruz. evet olabilir ve sicim teorisi de zaten bunu ileri sürüyor. lakin bu boyutlar varsa mikroskopik boyutlarda olmalı ve kütle çekiminin ters kare kuralında çoook ince sapmalar yaratmalı. bu noktada da teorik fizikçiler bayrağı uygulamalı fiziğe devrediyor.

    http://phys.org/news/2010-10-gravity-extra-dimensions-microscopic.html
  4. aslında hepimiz biliyoruz. bilmekten ziyade seri bir şekilde hareket ederek, bir bir gerçekleştirmiş oluyoruz. nedir peki bu? sinirbilime kafayı taktığımdan beri beyni araştırmak bana müthiş bir keyif veriyor, merakla birlikte.

    eller diyorum efenim. nasıl oluyor da hem çok kaba, ağır işleri yapabiliyor hem de son derece hassas. bir bebeğe minik dokunuşlarla usulca sokulabiliyor,zarar vermeden..

    sebebi kısmen şöyle; Bunun cevabı yine merkezi sinir sisteminde. Kaslarımızın her birine kasın büyüklüğüne ve yaptığı işin inceliğine bağlı olarak sinirler bağlanmıştır. İnce işler yapması gereken (parmak kaslarımız gibi) kaslarda neredeyse her kas hücresine bir sinir hücresi bağlıyken daha kaba işlere adanmış (sırt veya kalça kaslarımız gibi) kaslarda ise bir sinir hücresi yüzlerce kas hücresine aynı anda bağlıdır.

    Dolayısıyla bir sinir hücresi çok sayıda kası uyardığında bir anda büyük bir kasılma gücü ortaya çıkar. Parmaklarda ise durum çok daha hassastır. Parmakları “bekleyen” yük miktarına göre parmaklara giden sinirlerin sadece bir kısmı uyarılır; dolayısıyla parmak kaslarımızın sadece bir kısmı kasılır. Kasılan kas az olduğundan üretilen güç de azdır ve parmaklar nazikçe işlerini sürdürebilirler. kaynak
  5. aşil tendonu kavramının, truva savaşına katılmış meşhur savaşçı Achillesden gelmiş olması.
    hikayeye göre annesi thetis, Achilles'i henüz daha küçük bir bebekken, hiçbir şekilde yaralanmasın, zarar görmesin benim oğluşum diyerek, giren kişinin vücudunu incitilemez yapan, tanrıların üstüne and içtiği, kutsal styx nehrine götürür ve içine daldırır; annesinin kendisini nehre sokarken tuttuğu topuğu hariç her tarafı bu suya girmiştir ve tek zarar görebilen, yaralanabileceği yeri burası olmuştur. olayın şöyle bir de güzel resmi var: işte o resim
    fakat troya savaşında yüce hectoru deviren, troyalıları macar salam gibi doğrayan achilleus, bu tek kusurlu, bu tek zarar görebilen yerinden, bir rivayete göre daha önce "tanrı manrı demem, basarım sana eksiyi" diyerek atar yaptığı yüce tanrı apollon tarafından, diğer bir rivayete göreyse hectorun ergen kardeşi paris tarafından, bir okla vurulmuş ve hakkın rahmetine kavuşmuştur. (bkz: nereden nereye)
    ayrıca çağrıştırdı (bkz: topuğuna sıkmak)
  6. kimseye zarar vermeden bir şehri yerden metrelerce yükseltmek...

    abd'nin chicago şehrinin 1850-1860'lı yıllarda çok ciddi bir "çamur" problemi bulunuyordu. şehir bir göl sahili bataklığına çok yakın olduğu için yollar ve kaldırımlar çamura batmış haldeydi ve bu da, tifo ateşi, dizenteri ve ölümcül koleranın sürekli yayılmasına neden oluyordu.

    birkaç başarısız denemeden sonra nihayet chicago kanalizasyon müdürlüğü komisyonu üyeleri 1855'te "çılgın" bir planla çıkageldiler. boston'dan e. chesbrough isimli mühendisi işe aldılar, çünkü bu mühendis "fırtına kanalizasyonları" denen bir çözüm öneriyordu. ancak bu çözüm, şehrin yerden yüksekliğini arttırmayı gerektiriyordu.

    uzun süren tartışmalardan sonra komisyon şehrin tüm sokaklarının, kaldırımlarının ve binalarının daha yüksek temellere taşınmasına karar verdi. bu taşıma işlemleri sonucunda temeller 1-4 metre arasına ulaşması bekleniyordu. böylece şehir yüzeyinin drenajı arttırılabilecekti.

    bu zorlu işlem 20 yıldan uzun sürdü; ancak öylesine büyük bir hassaslık ve ustalıkla yapıldı ki, işlem sırasında günlük yaşam hiç aksamadı, tek bir kişinin bile yerinin değiştirilmesi gerekmedi ve şehir turistleri çekmeyi sürdürdü. şehrin bazı sokakları bir bütün olarak raylar üzerine alınarak kaldırıldı ve altlarına yükselti eklendi. bazı binalar yine raylı ve hidrolik sistemler kullanılarak şehrin başka bölgelerine taşındı.

    ocak 1858'de chicago'nun yükseltilecek ilk binası olarak belirlenen 4 katlı, 21 metre yüksekliğe sahip, 750 tonluk tuğla bina toplamda 200 adet vidalı kriko kullanılarak 1.88 metre yükseltildi. bu sırada binaya tek bir hasar bile gelmedi. aynı sene, aynı yöntemle 50'den fazla bina yükseltildi. bu 50 küsür binanın yükseltilmesini bostonlı mühendis james brown planladı ve uyguladı. süreç içerisinde "deneme-yanılma" denebilecek yöntemlerle uygulamalarını geliştirdiler ve senenin sonuna geldiğinde 30 metreden uzun binaları da yükseltebilmeyi başardılar. ertesi senenin baharında ise 60 metreye kadar olan binaları kaldırabilmeye başladılar.

    1860 yılının başlarında, geçen senenin başarılarından güven depolayan mühendisler, 6 kişiden oluşan bir ekip kurdular ve lake sokağı'nın bütün bir bloğunun yarısını, clark sokağı ile lasalle sokağı arasındaki tüm binaları tek bir seferde kaldırmayı denediler. kaldırmaya çalıştıkları yarı-blokta bir dizi dükkan, ofisler, baskıcılar bulunuyordu ve toplamda 98 metre uzunlukta bir sokaktı. binaların bazıları taş, bazıları tuğladan yapılmıştı. bazıları 4 katlı, bazıları 5 katlıydı. toplamdaysa 4000 metrekarelik bir alanı kaplıyorlardı ve 35.000 ton ağırlığa sahip olduğu hesaplandı. kaldırma ustalıkla ve sorunsuz bir şekilde başarıldı; bu işlem sırasında sokaktaki tek bir dükkan bile kapatılmadı, günlük işleyişlerini sürdürdüler. 5 gün süren kaldırma işlemi için 6.000 vidalı kriko ve 600 işçi kullanıldı. binalar 1.42 metre kaldırıldıktan sonra altına yeni temel atılarak yükseltildi. çalışma boyunca izlemeye binlerce insan geldi ve son gün, krikoların arasından yükselen yeni yol üzerinde insanların yürümesine izin verildi.

    benzer şekilde 1861 yılında tremont evi isimli 4.000 metrekarelik büyük bir otel, 500 işçi ve 5.000 vidalı kriko kullanılarak 1.8 metre yükseltildi, binada tek bir çizik bile bulunmadan işlem tamamlandı. kaldırma işlemi sırasında bazı senatörler ve değerli insanlar (vıp) otelde konaklamayı sürdürüyordu! bu başarıdan iyice güç alan mühendisler, 46 metre uzunluğunda, 24 metre genişliğinde, 5 katlı ve demirden yapılmış olan robbins binası'nı yükseltme kararı aldılar. 305 milimetrelik taş destekli bina toplamda 27.000 tondu ve göreceli olarak küçük bir alana sıkışmıştı; yani "yoğun" bir binaydı. sadece bu bina değil, binanın yanındaki 70 metrelik taş yol da eş zamanlı olarak 70 santimetre yükseltildi. yine, binada tek bir çatlak veya çizik bile oluşmadı.

    farklı bir uygulama olarak 1853'te fraklin binası hidrolik makinalar kullanılarak kaldırıldı.

    Kaynak: evrim ağacı
  7. ufku ne kadar artiri bilmem, benim sahsen ilginc buldugum, birbirinden alakasiz bi kac not:

    - sovyetlerin 1938-88 arasinda hazirlayip yayimladigi tum haritalarin kasten hatali olmasi. amaci da yabanci ihtihbaratcilari yaniltmak ve hava saldirisi ihtimalini dusurmek imis. peki ise yaramis mi? iddiaya gore epey hem de: 2. dunya sirasinda almanlar sovyetleri isgale kalkistiginda, bi cok alman birligi sacma sapan yerlerde saplanip kalmis (kaynak: http://www.nytimes.com/1988/09/03/world/soviet-aide-admits-maps-were-faked-for-50-years.html)

    - dalgalar yuzunden denizde/okyanusta yuzmek golde yuzmekten daha tehlikeli gibi gelse de, bogulma vakalarinin 90% tatli sularda meydana gelmekteymis... tatli su, akcigerde ozmoz ile cabucak kana gecip, kani asiri sekilde seyrelttiginden 2-3 dakikada olume sebep olmakta iken, ayni surec tuzlu su ile kan arasindaki gecisin yavasligi nedeniyle yaklasik 8-10 dakika almakta, dolayisiyla kurtulma sansini artirmakta imis... dusununce, hakkaten suni teneffusle kurtalilanlar genelde tuzlu suda bogulanlar olur zaten...

    - eroin (heroin), bildigimiz ilac firmasi bayer'in icat edip, 1895'ten itibaren oksuruk yatistirici olarak sattigi di-asetil-morfin'in markasi imis... adini da kullanicilar uzerindeki "kahramanca" etkisinden dolayi, hero'dan esinlerenek heroin koymuslar...
  8. tim urban kişisinin yazdığı wait but why blogunun büyük fanlarındanım. blogda insanın ufkunu üç beş katına çıkaran her daldan bir sürü konunun ele alınması yetmezmiş gibi, bütün bunlar sık sık kahkaha attıran bir dilde anlatılıyor.

    mevzubahis blog sayesinde ufkum bir hayli genişleyince, bir best of yapıp sizlere armağan etmek isedim. (arkadaşlarıma önerip okumadıklarında arama mesafe koyduğum için arkadaşım kalmadı (yazılar biraz uzun) siz zaten hiç benim olmadığınız için okunmazsa çok hüsran yaşamam diye düşündüm^:swh^)

    why generation y yuppies are unhappy
    wait but why ile ilk tanıştığım, "oha lan benim bu" nidaları arasında okuduğum yazı. günümüz y kuşağının neden bu kadar mutsuz olduğunu, en basit haliyle "mutluluk = gerçekleşen - beklenti" formülüyle açıklıyor. bir çok y kuşağı bireyi "gökkuşağı kusan unicorn" olduğuna inandırılarak büyüdüğü için gerçek hayat suratlarına çarpınca neye uğradığını şaşırıyor. mutlu olmak için ne yapmak lazım, bu aldanmadan nasıl çıkarım diye düşünenlerin okuması gereken bir yazı.

    what makes you you?
    "seni sen yapan ne?" sorusunun ışınlanmayla bağlandığı fantastik yazı. saçını kestiğinde sen olmaktan çıkıyor musun? hayır tabi. peki kolun kesilirse? yine hayır. peki tek tek organlarını başka bir insanla değiştirmeye başlasak? hangi noktada sen olmaktan çıkarsın? beynin aktarılınca mı? o zaman beynini bir bilgisayara aktarabilsek o bilgisayar sen olmuş olur musun? peki ışınlanma icat edilebilirse, londra'daki tüm hücrelerin yok edilerek new york'ta tekrar yaratıldığında new york'ta aletten inen gerçekten sen mi oluyorsun? bir hata sonucu londra'daki alet hücrelerini zamanında yok edemeden new york'taki alet sorunsuz çalışarak bir kopyanı yaratırsa, kopyalardan hangisi sen olursun? londradaki sen ölmeyi kabul eder mi? düşündükçe kafaları yemelik.

    the ai revolution: the road to superintelligence our immortality or extinction?
    kafaları yemelik bir başka yazı. yapay zeka teknolojisinin gümbür gümbür geldiğini anlatıyor. bu alanın önde gelen bilim adamlarının önemli bir kısmı 2040 yılına kadar süper zekaya ulaşacağımızı tahmin ediyor. yazının ilk kısmı çok yakın gelecekte süper zekaya ulaşmamızın nasıl bu kadar olası olabileceğini anlatıyor, ikinci kısmıysa süper zekaya ulaştığımızda bu buluşumuzun bizim kurtuluşumuz mu (ölümsüzlük) yoksa sonumuz mu (insan neslinin tükenmesi) olacağıyla ilgili.

    the fermi paradox
    uzayda gerçekten yalnız mıyız? basit bir hesaplamayla, dünya üzerindeki her kum taneciği başına uzayda 100 tane dünya-benzeri gezegen var. dolayısıyla istatistiksel olarak evrende yalnız olmamız çok mümkün gözükmüyor. yazı "peki herkes nerede?" sorusuna dair teorileri anlatıyor. okudukça katiyen yalnız olmadığımıza kanaat getiriyoruz.

    bonus: the bunny manifesto
    tavşanların hepimizi kandıran ve kimlik bunalımındaki garip yaratıklar olmasıyla ilgili ^:swh^

    özetle tanım: wait but why isimli blogun kesinlikle içinde olduğu şeyler. okuyunuz.