ölüm korkusu - youreads

  1. sıklıkla yaşamın anlamı, ne olduğu üzerine düşünüyorum. onun ne olduğunu kavrarsam belki sürdürebilirim umuduyla. yaşam... belki de yanlış kavramın tanımını arıyorum. aslında aradığım şey beni ben yapanın ne olduğu. anılarım, vücudum, beynim, ideolojim, fikirlerim, karakter özelliklerim, çevremdeki insanlar, sahip olduğum nesneler... belki bunların hepsi belki bazıları belki de sadece biri beni açıklamaya yetebilir. ama hayır, benim ne olduğumdan daha önemli olan, benim kendimi ne olarak gördüğüm. yaşamayı seçtiysem ona bir anlam yüklemiş olmalıyım. bu anlamın kaynağı bunlardan hangisi ? fikirlere, insanlardan daha çok önem verilmesi gerektiğine inandım hep. bu tek başına yeterli midir ? fikirlerimi içeren bir kitap beni ben yapar mı ? ben öldükten yıllar sonra birileri benimle kitaplarım aracılığıyla konuşabilir mi ? fikirlerim yaşamaya, başka fikirlerle karşılaştıkça değişmeye -tıpkı benim gibi- devam edebilir mi ? peki anılar, onların önemi yok mu ? eğer ki “ben” fikirlerimsem, onların ortaya çıkmasının temel sebebi olan anılar ne olacak ? fikirler ölmez, ama anılar yitip gidecek, ben olmadan onlar da olmayacak, yenileri ortaya çıkmayacak. beni ölüm konusunda rahatlatacak şey -sanıyorum ki- fikirlerim başkalarının zihninde yaşamaya devam ettikçe, onların anılarına ortak sayılabilecek olmamdır. okuduğum kitaplarda hep yazarla konuşuyormuşum gibi hissederim. bazen söylediği şeye karşı çıkar yüksek sesle eleştiririm. daha sonraki sayfada bu eleştirime karşı cevabını gördüğümde yüzümde bir gülümseme olur. kim diyebilir ki tam o anda o kitabın yazarının yaşamadığını ? en az o da benim kadar hayatta ve benimle o anı paylaşıyor.

    ölüm korkusunu yenmenin yolunun başkalarında yaşamaya devam edeceğime inanmaktan geçtiğini görüyorum. her ne olursa olsun, yine de korku geçmiyor. “ya yanılıyorsam ?” korkusu.
  2. ölüm korkusu kişide hep vardır ama irdelenmez. bu konuda en net örneğim şu; eti pişirip yeriz, bunun nedeni etteki bakterilerin yok edilmesi ve bizi hasta etmesinin ve öldürmesinin engellenmesi. fakat biz et pişiriyorken hiç bunu düşünmeyiz. sanki lezzet katıyor, sanki bir iş yapıyor gibi hissediyoruz. neredeyse bütün yemekler böyle oluyor aslında. fakat hissimiz bambaşka. yaşam böyle bir şey işte birçok şeyi ölmemek için yaparız ama sorsalar iş deriz sanat deriz tutku deriz. halbuki bizim olayımız mikropları öldürmek ve canavarlarla savaşmak. nedeni ise ölüm korkusu.
    abi
  3. bir an için nefessiz kaldığınızı hayal edin. ilk tepkiniz ölüyorumdur ve hissetdiğiniz ölüm korkusudur. korkunun kaynağı belli ve şiddetlidir. yaşadığınız korku kısa sürelidir çünkü buna maruz kaldığınız sürece korkarsınız. rahat nefes alabilen insanların yaşadığı şey ise geleceğe dairdir, engelleyemediği sürekli bir huzursuzluk halidir. dolayısıyla, ölme kaygısıdır. kaynağı belli değildir. her türlü seçenek mevcuttur: nefessiz kalma, dilini yutma, kanser olma, araba çarpması, yıldırım düşmesi, trenin önüne itilmesi vb. kaynağı veya aracı ne olursa olsun, asıl olan şey ölümdür.

    peki insanlar neden ölmekten endişe duyarlar? bunun cevabının, dini inanışa sahip olup olmamakla veya inanışın mertebesiyle pek alakalı olduğunu sanmıyorum. arkaplanda, kim olursa olsun, öldükten sonra hayatın "bensiz" de aynı çoşkusuyla süreceğine karşı, kesif bir kıskançlık ve ifade edilemeyen bir bencillik besler. sensiz bir anlam ifade edemeyeceğini düşündüğün "şey"lerin, sen olmadan da anlam ifade edebilmesini yadırgar. kendisi bilinmezliğe giderken, bildiği bir hayatı geride bırakmanın hüznü ve doyamamışlığı vardır.

    cennet tasviri ile bu yarım kalmışlığı telafi etme fırsatı olduğuna inanan mütedeyyinlerin, sadece bu kaygıyı azaltmaya çalışma yöntemleri var. itikat harici diğerleri ise, sonsuz yokluğa gitme tesellisinin kendilerini kuşatmasına izin verir. nihayetinde, "insanlar ölümden, çocukların karanlıktan korktuğu gibi korkar; ve çocuklardaki bu doğal korku anlatılan masallarla büyür tıpkı diğeri gibi."^:francis bacon^ ve bu masalın kahramanı her daim "biz" oluruz.
  4. les miserables'in baş kahramanı jean valjean;

    "ölmek bir şey değil, yaşamamak korkunç şeydir" der.
  5. ölümden daha kötüsü varsa o da ölüm korkusudur.

    insan hayatı boyunca ölümü aklına getirmez,bunun sebebi ölümden korkmaları değildir.
    ölüm korkusudur.
    toprağa karışıp yok olma korkusu......
    yaşanılan her şeyin boş olması,bir işe yaramaması korkusu......
  6. ölüm korkusundan çok insanların sonrasını bilmemekten korktuğunu düşünüyorum. ahiret inancı olan cennet mi cehennem mi belirsizliğinden korkuyor genelde ahiret inancının ya da tanrının gerçekliğine inansa bile bir belirsizlik var. bugüne kadar mesela ölümden korkan inançsız birisini görmedim hepsi ölünce bitiyo herşey burda yaşamaya bakalım kafasında. bu demek değil ki korkmuyo demekki kafasına sıksın. sadece yaşadığı süreyi en iyi değerlendirmeye çalışıyor.
    wtf
  7. üzerine çok düşünüp sonunda beni hiç ilgilendirmediğine kanaat getirdiğim durum.

    korkulması gereken ölüm değildir. o geldiğinde biz çoktan gitmiş olacağız.

    esas korkulması gereken ölümünün sevdiklerini ne kadar mağdur edeceği.

    ölürken kimseyi mağdur etmeyin, insan gibi ölün.
  8. sadece ölüm için değil, her türlü korku için geçerlidir: korkunun kendisi, korkulan şeyden daha korkunçtur. bu ha ölüm olmuş ha başka bir şey olmuş. sonuçta ölüm dediğin bir an-ı vahidden ibarettir.
  9. dünyanın her tarafından gözlemlediğimiz cenaze törenleri hep aynı noktada yönelir . hiç kuşku yok ki , ölüm korkusu çok genel ve kökleri çok derin olan insansal içgüdülerden biridir . insanın ölüye karşı ilk tepkisi , onun yazgısına bırakıp korkuyla ondan kaçmak olmalıydı . ama böyle bir tepki ancak bazı durumlarda görülüyor. bu korkup kaçma tepkisinin yerine kısa bir süre sonra karşıt bir tutum , ölünün ruhunu alıkoymak veya yeniden çağırmak isteği geçiyor . etnolojik veriler bize bu iki itki arasındaki savaşımı gösteriyor . ama üstün gelen genellikle ikincisi oluyor . kuşkusuz , ölünün ruhunun eve dönmesini engellemek için gösterilen çabalar da var . örneğin mezara taşınırken tabutun arkasından ruhun yolunu yitirmesi için küller saçılması gibi ... ayrıca ölünün gözlerinin kapatılması töresi , cesedin gözünü bağlamak ve mezara hangi yolla taşındığını görmesini engellemek girişimi olarak açıklanmıştır. ama pek çok durumda karşıt eğilim egemen olmuştur . arkada kalanlar tüm güçleriyle ruhu yakınlarında alıkoymak için uğraşırlar .
    çok kez ceset , sürekli yeri olacak olan kendi evine gömülür . ölenlerin düş görüntüleri evin tanrılar'ı olur . ailenin yaşamı ile mutluluğu , onların yardımı ve iyiliğine dayanır . öldüğünde , babaya uzaklara gitmemesi için yalvarılır.
    tylor'ın alıntıladığı bir şarkıda bu durum şöyle dile getiriliyor :''biz seni her zaman sevdik ve saydık . aynı çatı altında çok uzun süre bir arada yaşadık . evini şimdi bırakma . evine gel . senin için süpürüldü ve temizlendi ; seni her zaman sevmiş olan bizler de oradayız ; senin için pirinç ve su hazırladık ; eve gel , eve gel , yine bize gel.''
  10. mataryalist insanın,bana göre, en büyük korkusu. beş duyunun çalışmadığı, düşünme eyleminin sonlandığı, son derece boktan olduğunu düşündüğüm durumla yüzleşme korkusu.