oslo, 31. august - joachim trier - youreads

    • izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (7.81)
oslo, 31. august - joachim trier
joachim trier'in varoluşçu felsefesini gözler önüne seren oslo, 31 ağustos, melankoli ve yalnızlık içerisinde hayatı yitip giden zeki, alımlı ve maddi gücü yerinde bir adam olan anders'in izinde bir film. şehir dışında bir uyuşturucu rehabilitasyonuna katılan anders, yakın zamanda bu sağlık merkezinden ayrılacak ve tekrar şehir hayatına geri dönecektir. şehre daha çabuk uyum sağlayabilmesi için iş görüşmesine gitmek üzere klinikten ayrılan anders, istim üzerinde geçen klinik yaşamından sonra şehrin başıboşluğunda gezmeye başlar ve uzun bir süredir görmediği insanlar ile buluşur. tüm gün ve gece boyunca geçmiş hatalarının hayaletleriyle umudun yardımı ile savaşmaya çalışır.


  1. harika bir kafe sahnesi vardır filmde. iş görüşmesinden çıkıp kafeye giden anders, kafedeki konuşmalara kulak misafiri olur;

    evlenip çocuk yapmak istiyorum.
    dünyayı dolaşmak, bir ev almak...

    romantik tatillere gitmek, gün boyu
    sadece dondurma yemek istiyorum.

    başka ülkelerde yaşamak.
    ideal kiloma inip orada kalmak.

    harika bir roman yazmak.
    eski arkadaşlarla haberleşmek.

    bir ağaç dikmek istiyorum.
    nefis bir akşam yemeği hazırlamak.

    kendimi başarılı hissetmek.

    buz banyosu yapmak, yunuslarla yüzmek.
    gerçek bir doğum günü partisi vermek.

    yüz yaşına kadar yaşamak.
    ölene dek evli kalmak.

    bir şişede coşkulu bir mesaj yollayıp,
    aynı derecede ilginç bir cevap almak.

    tüm korkularımın üstesinden gelmek.
    bütün gün bulutları izleyerek yatmak.

    antikalarla dolu eski bir ev almak.
    bir maratonu sonuna dek koşmak.

    harika bir kitap okuyup, güzel
    cümleleri hayatım boyunca hatırlamak.

    hislerimi yansıtan
    harika resimler yapmak.

    bir duvarı sevdiğim resimlerle
    ve sözcüklerle kaplamak.

    sevdiğim dizilerin
    tüm sezonlarına sahip olmak.

    önemli bir konuya dikkat çekip,
    insanların beni dinlemesini sağlamak.

    paraşütle atlamak, helikopter kullanmak,
    çırılçıplak yüzmek.

    her gün aradığım türden
    iyi işi bulmak.

    romantik ve eşsiz bir evlenme
    teklifi almak. gece açık havada uyumak.

    besseggen dağına tırmanmak, bir filmde
    ya da ulusal tiyatroda rol almak.

    piyangoda milyon kazanmak.
    faydalı işler yapmak.

    ve sevilmek istiyorum...

    oslo'nun yalnız ve susmuş sokaklarında eskiden yaptığı bir çok şeyi ardında bırakıp, uyuşturucu tedavisi gören ve bir günlüğüne çıktığında yine aynı yerler, aynı yüzlere giden....fakat değişen ve gelişen hayatları gören onların gözlerindeki mutluluğu istemsiz tebessümler ile geçiştiren kalabalığın ortasında yalnızlık çeken ve tek çareyi ölümde arayan bir adamın haykırışı..iskandinav sinemasının yeni yüzlerinden en yetenekli yönetmenlerinden biri olan joachim trier ile tanışın..
  2. filmi izledikten sonra bende uyanan tek his: bulantı. bu tamamen uyuşturucunun yol açtığı bir şey de değil ki. uyuşturucu batağından yeni çıkmış, 30'lu yaşlarına gelmiş, ailesiyle arası bozulmuş ve işsiz olan anders'in kendisi diyor hiçbir şey hissetmiyorum diye. peki ya akademisyen olan, iki çocuklu evli eski arkadaşı. onun da tek hissettiği şey bel ağrısı, hayatın akışına kaptırmış sadece kendini (çoğumuz gibi).

    bana kalırsa film başarılıydı, bence uyuşturucu sonuçlarını anlatan bir filmden ziyade, varoluşsal bunalımları anlatan bir filmdi özünde. ve bahsedildiği üzere cafe sahnesi görülmeye değer.
  3. youreads sinema grubu ile izlenilen ve uyuşturucu bağımlısı anders'ın terapisinin son gününü konu alan filmdir. harcanılan onca emeğin eski hayattan arkadaşlarla buluşmayla girdiği tehlike ile akar film.

    yönetmen: joachim trier
    yazar: pierre drieu la rochelle (roman), joachim trier ve eskil vogt (senaryo)
    yapım: 2011
    tür: dram

    !---- spoiler ----!

    güzel bir norveç filmi. anders'ın kendi hayatına bakış açısının bir günde nasıl değişip değişmediğini anlatıyor. erdemli biri sayılmayan anders'ın hatırı sayılır bir ailesi var. eğitimi de iş geçmişi de fena sayılmaz. ancak hiçbiri onun kendine bakış açısını değiştiremez. o kendini işe yaramaz ve boş bir adam olarak görüyor. belki de ona yol gösterebilecek kişiler kız kardeşi veya eski sevgilisidir.

    !---- spoiler ----!
  4. filmin başrolünde ki anders danielsen depresif ve öz güvensiz rolünü çok iyi oynamış. anders'e göre mutlu insan yok, her şey yapay ve sıradan bunu özellikle kafede ki insanları izlediği, dinlediği sahnede gösteriyor.
    filmin oslo'da çekilmiş olması da bu tür depresif, melankolik filmler için iyi bir seçim olmuş.

    izlemenizi tavsiye ederim.
  5. !---- spoiler ----!

    film uyuşturucu bağımlılığı üzerinden yürümüşse de, "bir insan neden var olmak ister?" yada tam tersi "kendisini yok etmeye ne iter?" sorularının cevabını araştırıyor.

    hissizleşmek fitili ateşleyen şey oluyor daha en başta.
    bir sefer deniyor intiharı, ama başaramıyor.

    daha sonra;
    çevresindeki mutlu görünen insanların da kendisi gibi içten içe tükendiğini görüyor tek tek...
    devam edebileceği bir hayat olamayacağına kanaat ediyor, iş başvurusundaki işveren tepkisinden sonra.
    bir zamanlar sevdiği kadının, ondan vazgeçmiş doluğunu düşünüyor.

    var olduğuna inandığı her şeyini kaybetmiş bir adamın, önemsediği insanlarla vedalaşlama halini izliyorsunuz sonra.

    vedalaşlamalar, bie yerden sonra kendince bağışlamalar haline dönüşüyor.
    belki de, kendini bağışlamaya çabalamaktı yaptığı bir yerde.

    tüm bu karamsar tablonun arasında en çok merak ettiğim " ıselle herhangi bir aramaya geri dönecek mi?" sorusunun cevabında ortaya çıkabilecekler oldu. belki bir şeyleri değiştirebilir umudunu taşıdım son ana kadar niye ise.

    yok olmaya meyletmiş bir insanın son saatlerini, tüm iç hesaplaşmalarını, tutunamayışındaki çaresizliği izledik 95 dk içinde.
    ve yok oluştan sonraki gezdiği tüm yerdeki sessizlik ve ıssızlık burun sızlatan cinstendi.

    !---- spoiler ----!

    sonuç olarak beğendiğim bir film oldu.
    youreads sinema grubuna teşekkürler.
  6. filmi ilk tavsiye edildiginde listeme almistim, ama dun izlemeden once hikayesini hatirlayamadim, sadece izlemek istediklerim arasindaydi ve rastgele dun aksam onu sectim. aferin bana iyi ettim! zaten dipte olan ruh halimi daha derine goturecek, icinde bulundugumuz ve bir turlu kendimi ait hissedemedigim sistemden tekrar igrendirecek daha iyi bir ornek olamazdi herhalde. belki de filmi bu kadar iyi hissedebilmek, anlatmak istedigini anlamak icin bu ruh halinde olmak lazimmis zaten.. bilemiyorum.
    tum bu kosullar altinda, ben dun gece izledigim bu filmin hala etkisi altindayim.
    elimi bile kaldiracak halim yok, ne istedigimi, keza ne istemedigimi de bilmiyorum. oyle bir bosluk hali.
    kisaca, filmi izleyeceginizde, ruh halinizin cok kotu olmadigi bir donemi secmeye calisin, nacizane fikrim ve tavsiyem budur.
    not: filmi kesinlikle tavsiye ederim, izleme listenize mutlaka alin, harika bir dram filmi..
  7. (bkz: youreads sinema grubu) yıllık programında, mayıs ayının ikinci haftası olan norveç haftası için seçilen film.

    Geçen seneden beri ismini sık duyar oldum Joachim trier'in. Önce, "lars von ile bir akrabalığı var mı?" sorusu aklımı kurcaladı, daha sonra da filmlerinin niteliğini merak ettim ve nihayet dün gece bu film özelinde joachim'le tanışmış bulundum.

    !---- spoiler ----!

    Kuzeylilerin dram konusunda ne kadar başarılı olduğunu bir kez daha gösteren film. Yıllardır izlediğim dram filmlerinde bir sahnede de olsa dudaklarım, yanaklarım kımıldamış; tebessüm etmişimdir. Ancak bu filmde ilk intihar sahnesinden, son intihar sahnesine dek adeta bir kuzeyli gibi soğuk, ifadesiz izledim filmi. Filmle ilgili tuttuğum birkaç not var:

    - Filmin başındaki gölde intihar sahnesi henüz filmin başında beni hizaya soktu demeliyim. Cekete taşları doldurması, kayayı kavrayıp suya dalması...

    - Daha sonra arkadaşının yanına gitti. Arkadaşı(thomas), karısının dediğine göre öğle saatlerinde içmemesine rağmen, anders'in alkolü uzun uğraşlar sonucunda bırakmış olduğunu bilmesine rağmen neden onun yanında alkol aldı? anders'i mi sınamak istedi yoksa art niyetli bir hareket miydi?

    - Kafedeki o sahne hakkında konuşmaya gerek yok diye düşünüyorum, muhteşemdi. Yine o kafe sahnesinde bir kadının "... istiyorum, ... istiyorum..." içerikli konuşması aklımda yer eden bölümlerden. Filmin ilk entrysinde borgman, bu konuşmayı aktarmış, yenice fark ettim.

    - Kafeden çıkıp yürürken -bisiklet sahnesi dışında tüm film boyunca yürüdü adam, hiç taşıt kullanmadı- ebeveynleri ve kendisi hakkında yaptığı monolog müthişti.

    - Ve son sahne. anders'in altın vuruşu yaptıktan sonra gün boyunca gezindiği, bulunduğu mekanları ıssız halleriyle bir bir gösterip aniden siyah ekran vermek, güzel bir son oldu.

    !---- spoiler ----!

    Tüm hayatımızı sorgulatacak denli güçlü ve çığırtkan bir film beklemeyin çünkü bu film tükenmiş ve tükenmişliliğinin farkında olan bir insanın ekseninde dönüyor çünkü burası kaybedenler kulübü.

    filmin bonusu: the white birch
  8. rehabilitasyon. latince habilis kökünden türeyip yeniden kişilik kazandırma anlamına geliyor. hapishane mahkumlarına^:birdman of alcatraz^, uyuşturucu bağımlılarına^:oslo^, sosyopatlara ve nicelerine yeniden kişilik kazandırma işlevi. devlet bu görevde kendini sorumlu hissetse de bir noktadan sonra bu görevi insanlar üstlenir. anders'in durumu ise farklı. çevresine dünyaya düşmüş yabancı gibi bakınarak insan davranışlarını gözlemleyişi, bu denli yabancılık çekmesi, eskiden kendi yaşamı da öyle olsa geri dönülemez bir yola girdiği göz önünde bulundurulursa anders'e kişilik kazandırmak boş bir uğraş. belki de bazı antik çağ filozoflarınının radikal görüşlerine sığınarak toplum böyle insanları tedavi etmekle uğraşmamalı. tabi böyle insanlardan kastım her depresyona giren insan değil, filmde örneğini gördüğümüz sıfırlanmış insan tipi. çevremizde bu tarz insanlara karşı daima ekstradan bir ikna cümlesi, tecrübe iddiası ya da konuşma ihtiyacı hissetmek gereksizdir^:değer vermeme anlamında değil, pragmatik bir yaklaşımla^ belkide.

    ayrıca eklemek gerekirse filmin başındaki amelie benzeri nostaljik intro anders'in yitirdikleri gibi. hayata bağlayan şeyler: yaşadığın yer, sevgilin, ailen arkadaşların vs. bu intro bana bile bir şeyler hissettirdiyse hala umut var demektir. üzgünüm anders elendin.^:swh^
    sde
  9. o hep filmlerde gördüğümüz uyuşturucu alemlerinden eser olmayan gerçekçi bir film. hatta uyuşturucu kullanımının gerçek hayatta nasıl seyrettiği için güzel bir örnek. sebepleri sonuçları çaresizlikleri hepsi bir arada işlenmiş. söylendiği gibi insanın dünyaya atılması ve ne yapacağını bilememesi halleri kendini var etmekle kendini yok etmek arasında gidiş gelişler uyuşturucu ekseninde güzelce işlenmiş. daha ne olsun ilk fırsatta izlemeli herkes.
    abi