özlemek - youreads



  1. özlemişim; hem de nasıl. dün nasıl olduysa bir anda aklıma düşüverdi mesainin bitmesine yakın. yok dedim o eski zamanlardaki tadı bulamam ben. öyle ya; artık her şey değişmişti; insanlar, kullanılan eşyalar... her şeyin görüntüsü bir bir değişiyordu, eski görüntüler silik. ama yok kokusu geldi aklıma. nasıl bir şey bilmiyorum ama, ilk kokusu geldi aklıma.. böyle buram buram burnumun direğini sızlatırcasına..

    tüm bu düşünceler eşliğinde ben eve doğru yol almıştım çoktan ama aklımdan çıkmıyordu. biraz kafamı dağıtırım diye taktım kulaklıklarımı ve müziğin sert ritmine kendimi bıraktım. hem kendimi hem de düşüncelerimi. bıraktım bırakmasına ama eve yaklaştıkça daha belirgin olmaya başladı. eve giden yolu uzattım biraz daha, markete uğradım, uzun uzun raflara baktım. hem bir şeyler arıyordum hem de ne aradığımı bilmiyordum. sütümü alıp çıktım her zamanki gibi...

    evin olduğu sokağın yolunu tuttum. çocuk sesleri gelmeye başlamıştı bile. yine şenlik var anlaşılan dedim kendi kendime. tam da öyle olmuştu; selamlar verildi, hal hatır soruldu. "gel bir çay koyalım sana da". diye ısrarlı bir ses.. kaçmak ne mümkün tabi.. yaaa sonraaa.. gözlerime inanamadığım o şey.. akşamdan beri hayalini kurduğum o anne keki..

    bilen bilir, alüminyum tavalar-tencereler-tepsiler vardı eskiden. gerçi hala vardır ve ben sahanda yumurtamı hala onda yaparım. işte o alüminyum tepside pişen kekin tadı her zaman bir başka gelmiştir bana... nasıl da özlemişim yaa..nasıl olur da aklımdan geçen olur diye uzun zaman kendime gelemedim doğrusu. özlem ve vuslat bir aradaydı dün akşam...
  2. ikimizle ilgili bölük pörçük hatıralar var aklımda. odadan odaya geziyorsun zihnimde.


    leblebi tozu yerken çıkıyorsun birden, odaların birinden.

    sen yeşillik topluyorsun bahçede, ben verandanın demirlerine oturmuşum afiyetle elimdekini bitirmeye çalışıyorum.
    endişeyle yanıma geliyorsun düşeceğim diye. hayatta hiç bir şey zarar veremez gibi geliyor o an. sen hep yanımdasın ya..


    sonra karda yürürken çıkıveriyorsun bir diğer odadan.

    kocaman bir kardan kadın yapmışsın. kar topundan saçları, inci gerdanlığı var bir de.
    ben kendimi kömür ararken buluyorum, prensesin gözleri için..
    kucağına alıp sımsıkı sarılıyorsun. sanki gideceğini biliyordun bu kadar erken..


    her elektrik kesilişinde giriveriyorsun bir diğer odadan içeriye.

    bir elinde gaz lambası, diğerinde kitaplar. hayal dünyasının kapılarını ilk aralayan kahramanım. masal tadında, senin kokunla, gaz lambası ışığında bir anı daha canlanıyor aklımda.

    bu arada "kadifeden kesesi"ni hala sana söylüyorum. duyuyor musun?

    sonra bir yaz sabahı gidiveriyorsun habersiz.
    okuyacak onca kitabımızı, birlikte söyleyecek şarkılarımızı, yaşanacak onca anımızı da alıp gidiyorsun yanına.

    karda yürürken,
    bahçede yeşilliklerle uğraşırken,
    yağmur kokusunu duydukça
    şarkımızı söylerken,
    gaz lambasının ışığında otururken,
    her yeni kitap alışımda yanıbaşımda duruyor gibisin.

    bu anlardaki gülümsememin sebebi hala sensin.

    uzun, ince, naif kahramanıma selam olsun.
    masalların emin ellerde
    ve başka minik yüreklere anlatıyorum bende..
  3. söylemişti zaten yıllar evvel cemal süreya:
    "özlemek,ölmekten iki harf fazla be çocuk.."
  4. bir insanı özlemek yoktur esasında. o yanındayken oturduğun koltuk, onunla girilen ev, onunla gezilen sokaktır; yani onunla değerlenen şeylerdir özlediklerin. kişiyi özlemezsin, kişiyle değerlendirdiğin geçmişteki kendini özlersin aslında.
  5. özlediğin, gidip göremediğindir;
    ama, gidip görmek istediğin

    özlem, gidip görememendir; ama
    gidip görmek istemen

    özlediğin, gidip görmek istediğin-
    ama gidip göremediğin

    özlem, gidip görmek istemen-
    ama, gidememen, görememen;
    gene de, istemen

    der oruç arouba.
  6. az önce bir insana karşı hissettiğim en yüksek özlemi hissettim.

    abimi aşırı derecede severim. seslerimiz de birbirine o kadar benzer ki, bazen ben gitar çalarım o söyler bir yandan da back vokal yaparım. kaydederiz öyle. ses yüksekliklerimiz farklı olmasa çok zor ayırt edilir yani hangisinin hangimizin sesi olduğu. az önce bir şarkıyı dinlerken eşlik etmeye başladım istemsizce. sonra kendi sesimi, sanki ben söylemiyormuşum gibi dinlemeye başladım. öyle yapınca sanki abimin sesini gibi dinliyor gibi hissetim. mutlu oldum resmen o birkaç saniyede. lanet olsun ki insan kendi beynini sadece birkaç saniye kandırabiliyor. kısa süre içinde tekrar kavuşacağız ama yine de özleyince insan böyle olabiliyor.
    jimi
  7. "bir insana olan özlem iç organlardan daha fazla yer kaplar" demiş proust. daha iyi bir tanımı olabilir mi bilmiyorum.
  8. beli büküldü gecenin
    ağır aksak yanaştı sabah
    kokusunda mavilik vardı gecenin
    sabahın teni pamuk gibiydi
    ışığı özledi yalnız köpek
    gece lambasını sevemedi
    beli kırıldı gecenin
    ışığı söndü, fer kalmadı
    abi
  9. erkekseniz ve karşınızdaki kişi nazım hikmet in tabiriyle
    'hoşgeldin kadınım benim, hoşgeldin
    ayağını bastın odama,
    kırk yıllık beton çayır çimen şimdi'
    dedirten türden ise tarifi imkansız bir boyutta olabilir. erkekler odundur ve de en iyi yandıkları durum budur herhalde alev alev. ve gözlerinizde tüter. cahit zarifoğlu da demiştir ya zaten
    'öyle tütüyorsunuz ki gözümde hamdolsun hasret çekiyorum.'
    özleyebilme şerefine nail olabilmek bile aşırı büyük mutluluk verici bir şeydir artık. aşırı sıcağın vücut tarafından soğuk olarak algılanması gibi bir şey olsa gerek.
  10. elinden kayıp gideni özledim demek ne çare. yanındayken özleyeceksin ki onun adı pişmanlık değil özlemek olsun
    mavi