sapir-whorf hipotezi ve dairesel zaman algısı - youreads

  1. 1950’lerde başta dilbilim dünyasına adını duyuran Sapir-Whorf Hipotezi, insan düşüncesinin yerel dillerden etkilendiğini savunmuştur. Düşünce ve davranışların dile bağlı olduğu söyleyen hipotez, kendi dilimiz ya da kendi sözcüklerimiz kadar dünyayı anlayabildiğimizi savunmaktadır. Dilbilimci olan Edward Sapir ve Benjamin Lee Whorf”tan adını alan hipoteze göre insan kendi dilinden başka hiçbir dili tam olarak anlayamaz.

    Bu hipotez üç farklı aşamada sunulmuştur;
    1- Dil düşünceyi kesin olarak belirler.
    2- Dilin yaptığı keskin biçimde düşünceyi belirlemekten çok, algıları etkilemesidir.
    3- Dilin ancak dil kodlu işlerde belirleyici olduğudur (Bu oldukça tartışmalıdır çünkü dilin yeniden tanımlanması gereğini ortaya koyar).

    Dilsel izafiyet (göreceli) kuramı olan Sapir-Whorf Hipotezi kaba tabirle “bildiğimiz/algıladığımız kadarız, kelimelerimiz kadar özgürüz” gibi tanımlanabilir. İki dilbilimci bu hipotezi Hint ve Eskimo görgül bilgileriyle –yalnızca deney ve gözlemle elde edilen bilgi– de belgelemişlerdir. Mesela eskimo dilinde deve veya benzeri bir sözcük yokken, kar sözcüğünü karşılayan birçok sözcük vardır. Örneğin; Aborjinlerin dilinde sağ, sol, ön, arka gibi yön kavramları yok. Kuzey, Güney, Doğu, Batı diye yönler var. Bu durumda Aborjinler’in daimi olarak hangi yönün neresi olduğunu bilmesi gerekiyor. Yapılan çalışmalarla bireylerin bir süre sonra içsel pusula geliştirdiklerini fark ediyorlar. Aslında dilin düşünceyi belirlemesi bağlamında öne sürülen ilk kanıtlar antropolojik kanıtlardır. Whorf, Amerikan yerli dillerini incelediğinde bu dillerin bazılarında zamanı belirten bir kelime ya da bir gramatik yapının mevcut olmadığını fark eder. Whorf, bundan destek alarak bu dilleri konuşan bir insanın zaman algısının, zamanı gramatik yapıda ifade eden bir dili konuşan insanın zamanı algısından farklı olduğunu düşünür. Özetlersek; Sapir-Whorf Hipotezi’ne göre insanların ve hatta belirli bir kültürün davranışlarını ve düşünce sistemlerini belirleyen yegane unsur dildir. Bu durum enstrümanın yapılan müziği ya da kalem türünün el yazısının tarzını belirlemesi gibi mantıklarla benzerlik gösterir.
  2. arrival filminde de bu hipotez işlenmiştir.