takım elbise - youreads



  1. köle üniforması.
    abi
  2. üstteki nedir ya... tasarım falan iyidir de, ergen ergen mmo oyunlarındaki kostümlere benzemiş. özel para verip alınan kostümler.^:ahahahaha^
    buzlu
  3. x bakanlığın mülakatı için ilk defa satın aldığım ve ilk defa giydigim hatemoglu markalı giysi.
    giyen e özgüven verdiğini söylüyorlardı doğruymuş insan bir değişik olmuyor değil.
    cuk oturmadı tabi.tadilata gönderdim. geldiğinde terzi nin marifeti ortaya dökülmüştü. iş hayatında sürekli giymek zorundayız artık ve alışmaya mecburuz. zaten bir saatden sonra deri gibi hissetmiyorsun.
    az bir tecrübem olmasına rağmen bir kaç kritik detay vermek istiyorum tavsiye niteliğinde.
    markaların kendi terzilerine güvenmeyin kendi terziniz olsun eline makas yakışan ve ona götürün az biraz daha verirsiniz en fazla ne olacak zaten o kadar para saymış sınız biraz daha verin ki bir şeye benzesin.
    polyester almayın sakın mutlaka kumaş ina dikkat edin hatta önce ona bakın. omuza oturmasi en önemli diğer nokta. yanınızda titiz birini götürün almaya giderken.anneniz olur kız arkadaşınız olur. ceket yirtmacina ve boyuna da özen gösterin lütfen. parayı heba etmiş olursunuz. ve ayakkabı kemer saat uyumu da çok önemli. koyu renkten pek şaşmamalı insan bence. ayrıca kol düğmesi mendil gibi süslemeye de özen göstermek sizi şık yapabilir.
    her şeye rağmen temiz bir takım elbise en dikkat cekenidir .
  4. eğer bunun yakıştığı erkeklerdenseniz giymek rutin haline gelene kadar aynaya baktığınızda dünyayı fethedecek gücünüz olduğunuzu düşünüyormuşsunuz ama bana yakışmıyor malesef.
    bozuk
  5. sabah uyandım. temizlik rituelllerinin ve odama çekidüzen vermemim ardından, sıra giyinmeye gelmişti. kendime özel, mini giyinme odamın kapısını kapattım. Kapının arkasındaki, milyoncudan aldığım mor askının bomboş olduğunu görünce dünyam başıma yıkıldı. aslında boş değildi, kemerlerim asılıydı. fakat, modern kriminolojinin babası edmond locard'ın dediği gibi, her temas bir iz bırakmış ve 'katil' kot pantolonlarımı alırken, geride kimliğini belirleyen bir detay, bir signatür, bir nişane bırakmıştı: erkek kemerlerinin iki köprüsünden biri kemer tokasına bitişikken diğeri, kişinin beline göre ayarladığı kemerin fazlalığını tutması için boştadır. ancak bunun handikapı, kemeri rulo yapmayıp astığınız zaman, boşta kalan köprü, aquapark kaydırağından kayar gibi süzülür ve yere düşer. bu durumdan kurtulmak için ya kemeri rulo yaparsınız ya da köprüden askıya tutturursunuz. ben olsam, ilk yöntemi tercih eder, çekmedeki yerine burakırdım. ancak, daha önceki pek çok 'hot case'de denk geldiğim 'katil' tanıdık bir isimdi ve tecrübelerime göre bu şekilde asmayı akıl edebilecek tek bir kişi vardı. ancak, her dedektif gibi, benim de bulgulara değil, delillere ihtiyacım olduğunu biliyordum.

    olayı çözüme kavuşturmak için banyoya koştum. görevini tamamlamış ve 'end' ışığı yanıp sönmekte olan çamaşır makinesinin camına yapışmış, ters çevrilmiş pantolonun paçası ve kendini belli eden rengi her şeyi açıklıyordu.

    'katil'; ben uyuduktan sonra, çamaşır makinesini tamamen doldurma takıntısının, kotlardan birini bir sonraki gün giyinmem için bırakmaya baskın gelen itkisiyle, kapının arkasında asılı olan tüm kotlarımı kemerlerinden ayırıp makineye atmış ve beni bu kış gününde yetim bırakmıştı. fazla uzakta değildi, yatağında mışıl mışıl uyuyordu. anemdi. suçluluk duygusu duyar gibi durmuyordu.

    mecburen, askıdaki gamboçtan çıkardığım, yıllanmış, naftalin kokulu, çizgili takım elbisemi giydim. bu böyle olmaz deyip, kravat ta taktım. kareli gömleğin üzerine güllü kravatıyla insanların bakışlarını cezbeden, gözlerini kanatan, emekliliğini doldurmuş öğretmenimi hatırladım o an. daima dağınık ve kendi haline bıraktığım isyankar saçlarımı, bayram şekeri toplayan çocuk gibi yana yatırdım. sabahın erken saatlerinde ayakabı dolabından çıkardığım kunduraları giyince, converse rahatlığını arayan memnuniyetsiz ayaklarım yeniçeriler gibi isyana hazırlanıyordu.

    durakta, sokakta, aslında kimsenin umurunda olmadığımı düşünmek istemeyecek kadar herkesin bana baktığı yanılgısı içindeydim. Beni tanıyan insanların bulunduğu işyerine geldiğimde, bu yanılgı tersine döndü ve herkesin odağındaydım artık. trollemeden duramayan ben, kimisine akşam kız istemeye gideceğimi, kimisine gerçeği, kimisine imaj değişikliği yaptığımı, kimisine de yeni iş görüşmesine gideceğimi söyleyerek çalkantılı bir durum oluşturdum. bombacı mülayim filmindeki gibi, silik ve mülayim bir karakterken, bomba gibi giyinince, o âna dek benden yüz çeviren bekar kadınların gözdesi olmuştum.  Müşteriler, şikayet ve önerilerini, yetkili bir abiye benzediğim gerekçesiyle bana iletiyordu. İçimden fışkırmak isteyen emretme dürtüsüne karşı koymak zorundaydım. İşyerindekilerden yiyeceğim okkalı bir dayakta, kafama alacağım bir darbeyle akacak kan, takım elbisemi kirletebilirdi. ütüsü bozulmasın diye oturmuyordum. tabiri caizse ben onun için vardım artık, o benim için değil. beyefendiler, saygılar, reveranslar havada uçuşuyordu. tosun paşa üniforması gibi bir şeydi. tellioğulları ve seferoğulları peşimde dolanıyordu. daver bey gibi kuyruğum olmuş dalkavuklara prim verecek değildim. ağır görünmeliydim.

    patron, yerinde gözüm olup olmadığıyla ilgili gevşek bir şaka yapınca, sanki bu esprimsi şey ilk kez yapılmış gibi canını dişine takıp canla başla gülen yalaka ve -bu ayrıntı çokomelli- kot pantolonlu ciddiyetsizlerin geçmişte, the mubareq adnan hocanın teklik-çiftlik esprisine burun kıvırdıklarına emindim. ben gülmedim ve patronla göz göze gelince bakışlarımdaki sert ifadeyle ona ayağını denk alması mesajını vermiştim. çünkü iki takım elbiseli buraya fazlaydı. kaldı ki collezioni di milano değildi, bizdendi, üç düğmeli çetinkayaydı. bunu bir iddiadan kazanmıştım. tıpkı şu karikatürdeki gibi, iddiaya konu olan şey takım elbiseyse, marka çatinkaya olmalıdır. https://64.media.tumblr.com/d46176f9d57beb594a22489411392179/d84bcadde4b01c0b-2b/s1280x1920/eec12d9e5c97f93735be581eb4252e2eda9ba6d7.jpg

    akşam eve döndüğümde, üç çizgili adidas aşörtmenimi giymemle özüme dönmem bir oldu. öğlen, kızlarla ejder meyveli smoothie muhabbeti yaparken, akşam mandalina soyup, serçe parmağıma geçirerek sevimli bir nasrettin hoca kavuğu yapıyor, ardından dayanamayıp yiyordum. anneme rüya gibi geçirdiğim gün için teşekkür borçluydum ama kendisi yengemlere gitmişti. eşyalarımı da ütüleyip dolabıma asmıştı. hakkı ödenmezdi.

    takım elbiseyi bir süre giyinemezdim artık. çünkü patronla papaz olmak, kızların ilgisi yüzünden diğer erkeklerin hasedinden entrikalarına kurban gitmek istemiyordum. Bir sonraki ohal'e kadar gamboça koyup, yerine astım.

    çetinkaya takım elbise, bir gerçeği daha öğretmişti; "güzellik ondu, dokuzu dondu."
    483