tanrı - youreads



  1. Mike Hockney tarafından kaleme alınmış 10 kitaplık God Series'de derin derin ele alınmış kavramdır. Arayan bulur, bulan da bir gün mutlaka varır, tüm seri de aslında buna vurgu yapmaktadır.

    Seriden rastgele bazı alıntılara aşağıdaki bağlantıdan ulaşılabilir.

    https://archive.org/details/pdfy-OECXqougwT8i19GH

    Seriden ve diğer Mike Hockney eserlerinden mürekkep 17 kitaplık seri 2014 yılında Compendium ismiyle dikkatli internet kullanıcılarının erişimine sunulmuştur.

    Aynı kaynakça oluşturulmuş bir blog da armageddon conspiracy ismiyle ulaşılabilir haldedir. İçerdiği makaleler arasında Tanrı başlıklı olanı, site isminin ilk verdiği yüzeysel izlenimden çok daha derinlerde saptamalar içermektedir.
  2. Düşündüğümüz gibi andropomorfik olması gerekmeyen, var olup olmadığı belli olmayan, evrenin tarihini açıklamak için kendisine ihtiyaç duymadığımız, ancak yokluğu konusunda kesin kanıtımızın da olmadığı varlık.
    Var ya da yok demeden önce, farklı tanrı görüşleri için Spinoza'nın panteizmi ya da Einstein'in tanrısına bakılabilir.
    Ancak benim favorim Isaac Asimov'un son soru adlı kısa öyküsünde anlattığı ve aslında tanrının uzay/zaman'ın herhangi bir noktasında evrimleşmiş olan sıradan bir ırkın bireyleri olup olmayacağını düşündüren görüştür.
    Bu öyküden sonra fark ettim ki, tanrının varlığı ya da yokluğunu tartışmadan önce insan, tanrının tanımını yapmalı. Bir canlı yaratmak imkansız mı? hayır, günümüz teknolojisi bile koşar adım bu noktaya yaklaşıyor. Bir gezegen yaratmak? Zor belki, ama bir gün yerçekimini kontrol edebilirsek neden olmasın? Bir yıldız yaratmak? Yeterince hidrojeni bir yere toplayıp sıkıştırın ve voila... yıldızınız hazır. Evren yaratmak? Faiziği yeterince anlayan bir ırk için neden olmasın?
    Kısacası, uzay/zamanın herhangi bir noktasında evrimleşip yeterli bilimsel ve teknolojik gelişmeyi gösteren bir ırkın "tanrı" olamayacağını söylemek benim için mümkün gözükmüyor. Tabi bu, illa bir "tanrı"nın olduğu ya da böyle bir türün "tanrı" olarak adlandırılması gerektiğini göstermez.

    (not: aynı öykünün ingilizcesini leonard nimoy'un (mr. spock) sesinden dinlemek isteyenler buradan buyurabilir.)
  3. iki gruba ikişer test uygulanıyor. ilk test yapboz, ikincisiyse dört farklı parazitli resimdeki gizli ögeyi bulma testi.

    ilk gruptaki bireyler yapbozu yaparken herhangi bir süreyle sınırlandırılmıyorlar. rahatça yapbozu tamamlayıp, parazitli resim testine geçiyorlar. dört adet parazitli resmin üçü dolu, biri boş. yani birinin içinde gizli bir detay yok. ilk gruptakiler resimlerin tümünü doğru yorumluyorlar.

    ikinci gruptakilerse yapbozu yaparken çok kısıtlı bir süreyle başbaşa bırakılıyor. haliyle hiçbiri yapbozu bitiremiyor; ve bu süre içinde stres, baskı ve yetersizlik hisleriyle boğuşuyorlar. diğer teste geçtiklerinde ise sadece üç resmi doğru yorumluyorlar. içinde gizli bir detay olmayan resme de bir yorum getirme ihtiyacı duyup, baskı altında kalan zihinlerinin onlara gösterdiği şeyleri söyleyiveriyorlar. çünkü ilk oyunda, baskı altındayken kontrolü kaybediyorlar ve bu yüzden beyinleri ipleri eline alıyor.

    kıssadan hisse, hayatının kontrolünü sağlayamamış, akıntıdaki bir dal gibi, fırtınadaki bir yaprak gibi savrulup duran bireylerin beyinleri tanrı fikrine inanmaya daha yatkın olabilir. selam.
  4. Joan Osborne'un da dediği gibi :

    Whatif god was one of us
    just a slob like one of us
    just a stranger on the bus
    try to make his way home.