• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (7.00)
the finest hours - craig gillespie
1952'de amerika'nın doğu kıyısındaki fırtınada ortadan ikiye ayrılan petrol tankerinde mahsur kalanların kurtarılmasına ilişkin sahil güvenlik operasyonunu anlatıyor. (gerçek olay)
  1. bu film sinemalarda 3d gösterilirken haberim olmamış ben de öncesinde personeliyle kavga etmiş olmanın verdiği sinir bozukluğuyla kıytırık pamukkale otobüsünün küçücük ekranında izledim.izleyecek bir sürü aksiyon, süper kahraman filmleri varken tabi ki içinde deniz ve kurtarma olan filmi seçecektim.ama noldu filmin son 20 dakikasını izleyemeden izmir'e vardım. iki gündür filmin son sahnelerini izlemek için yanıp tutuştum ama kötü bir sonla karşılaştım. spoilerlı anlatıcam istemeyen okumasın!


    film gerçek bir hikayeye dayanıyor. gerçekten de 1952'de yaşanan fırtınada bir de değil ss pendleton ve ss fort mercer isimli iki 150 metrelik petrol tankeri ikiye ayrılmış. mürettebatlarını kurtarmak için sahil güvenlik devreye girmiş. biz de, bernie webber (chris pine) isimli sahil güvenlik görevlisinin 3 kişiyle birlikte 11 metrelik bir botla pendleton gemisi kurtarma operasyonunu izliyoruz.burada aslında önemli olan bernie'nin o fırtınada o küçük botla çok şiddetli dalgalara rağmen kimsenin yardıma gitmeyeceği bir durumda (nitekim diğer görevli kıyıda dolaşıp ilerleyemiyorum deyip gitmiyor) yardım etmeye kararlı olması ve pusulasını da fırtınada kaybetmesine rağmen vazgeçmemesi ve gerçekten de şans eseri denilebilecek bir şekilde geminin kıç tarafını bulabilmesi. nihayetinde 32 adamı kurtarıyorlar ve madalya veriliyor kendilerine.

    filmin yine aynı derecede ve hatta daha fazla önemli olan yarısında ise ikiye ayrılan geminin kıç tarafını su üstünde tutmaya çalışan makinist raymond sybert (casey affleck)' in zekasını görüyoruz. zira, dümeni olmayan gemiye dümen yapması bir yana, gemi batarken bunu düşünüp uygulayıp gemi iyice su aldığında da gemiyi karaya oturtmayı planlayıp başarması, o donuk, sakin ve ne yapacağını bilen halleri müthiş etkileyiciydi. şahsen ben bu durumu, casey afflecek'ten hoşlanmadığım halde film boyunca hayran kaldığım adamın "ben bunu bi yerlerden hatırlıyorum kimdi bu" derken casey affleck olduğunu hatırladığım anda gram üzülmeyerek tespit etmiş bulunuyorum.

    film mürettebat bulunana kadar heyecanlıydı. sonra sandım ki bu sefer dönüş yolunda da aksiyon devam edecek ama tin tin döndüler. o kısımları beğenmedim şahsen biraz daha aksiyon olmasını tercih ederdim.

    tabi film gerçek hikayeye dayalı oluşturulan kitaptan uyarlama artık nereleri gerçek nereleri uydurma bilemiyorum ama sonunu ve özellikle kıyıya yaklaştıklarında sybert karakterinin kendisini kurtaran bernie'ye "aferin" diyerek karaya çıkmasını yakıştıramadım. neydi bu şimdi?!

    neyse aşk hikayesine ilişkin kısımlar, chris pine'ın deniz haricindeki, eric bana' nın etkisiz eleman halleri ve diğer klişeler yeterli değilse de o güzelim dalga sahnelerine ve filmin sonunda gösterilen gerçek kişilere istinaden filmi benimsedim.