yeraltından notlar - fyodor mihailoviç dostoyevski - youreads

    • okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (9.12)
yeraltından notlar - fyodor mihailoviç dostoyevski
"insan olmak, gerçek insan, etiyle kemiğiyle insan olmak bile ağır gelir bize. utanırız bundan, insan olmayı yüzkarası sayarız, benzeri olmayan toplumsal birtakım insanlar olmak için çabalarız. ölü doğmuş insanlarız biz ve uzun zamandır canlı babaların çocukları değiliz, giderek daha çok hoşlanıyoruz böyle doğmuş olmaktan. zevk duyuyoruz bundan. çok yakın bir gelecekte bir şekilde düşüncelerden doğmanın yolunu bulacağız."dostoyevski'nin gogol etkisinden kurtularak kendi sesiyle verdiği ilk büyük yapıt olan yeraltından notlar, avrupa'daki büyük varoluşçu edebiyatı müjdeleyen bir roman. kitap, okuruna "yeraltı" diye adlandırdığı bir ruh halinden seslenen kahramanın uzun, çılgınca söyleviyle başlıyor. ardından, bu ahlakçı, uyumsuz, dürüst kişinin yaşadığı bir aşağılanma olayı anlatılıyor. yüz elli yıldır okunan gerçek bir başyapıt.


  1. schopenhauer ve nietzsche bu kitapları kim için yazıyorlar diye düşünüp duruyordum son zamanlarda. özellikle halk için felsefe yapılır mı sorusu başı çekiyordu. velhasıl bu kitapta anladım ki hedef kitle dostoyevski imiş. yüksek farkındalık, hayatın anlamsızlığı, acizlik ve sonrasında gelsin mutluluk tasarımları, acıya övgüler, güç istemleri, amorfatiler.

    kitabın dili çok net, bize kötü olmanın övgüsünü yapıyor dostoyevski ve bunu ahlak öğretisine yerleştirebiliyor. hiçliğini, yabancılaşmasını, uzamsızlığını hissettiriyor.

    bütün ahlak öğretileri sömürü düzeninin bir koruyucu ise nasıl erdemli olabiliriz? peki böyle bir yazgının içinde aşağılık olabilmek nasıl bir şereftir?
    abi
  2. okurken kendimi en kötü hissettiğim romanlardandı.gerçeklerin böyle yüzüme vurulması çok garip. kitabın başında ne kadar aşağılık bir adam, böyle insanlar var mı diye düşünürken, sonunda istemeyerek kabul ettim içimdeki yeraltını.
  3. günümüz gerçeklerini bile görebileceğiniz mükemmel bir yapıt.

    ara vermeden okuyup bitirdiğim ilk kitabımdır. ''katil mutalaka olay mahaline geri döner'' bu eser ile ortaya çıkmıştır.
  4. "bunların dışında insanlar, dünyada her şeyden önce doğa yasalarının var olduğunu, bireylerin ve toplumların her davranışının kişisel isteklerine göre değil doğa yasalarına göre belirlendiğini öğreneceklerdir. öyleyse tüm sorun bu doğa yasalarını keşfetmektedir. bundan sonra hiçbir insan davranışlarının sorumluluğuna katılmayacak, insanlar için yaşam kolaylaşacaktır. insanların tüm davranışları, bu yasalara göre logaritma çizelgesi biçiminde matematiksel hesaplara göre 100.000'e kadar hesaplanıp düzenlenecektir. hatta çağımızın ansiklopedik sözlüklerine benzeyen yararlı yayınlar bile çıkacaktır. içinde her şey öylesine bir kesinlik ve düzenle hesaplanıp söylenecektir ki, dünyada suç da, boş serüvenler de kalmayacaktır." (30. sayfa)

    ne yazık ki 1860'ların kurgusundaki bu kitapta bahsedildiği gibi doğa yasalarını veya insanın yaşam içerisindeki olguları çözüp, düzene oturtması bu şekilde gerçekleşmemiştir. yaşadığımız zaman dilimine kadar insan bencilliği, kitaptaki karakter gibi, çoğunluğun takdir ettiği şekilde kendi yaşamı boyunca istediklerini elde etme uğruna savaşmıştır. yine kara bir durumdur ki; zamanı sadece kendi yaşam süresine vuran insan, matematiğin, fiziğin veya diğer bilim dallarının gelişimini ne kadar yüksek düzeye(dünya gelişimi açısından) getirse bile bunun karını dünyanın birkaç kenti dışında diğer kentlerine pay edememiştir. insanın rahat bir yaşam ve istediğini kolayca elde etme arzusunu gerçekleştirirken etrafındakilere düzeltilemeyecek bir şekilde zarar verdiği için de bu düşünce 1864'te yayınlandığı zamandan beri yaşayacak bir ortam bulamamıştır, böyle giderse de bulamayacaktır.
  5. mutlaka ama mutlaka biryerlerinde insanın kendisini gördüğü kitaptır.
    sevgili arkadaşımız dostoyevski'nin yazdığı en güzel kitap oalbilir demek istiyorum fakat diğerlerine kıyamıyorum.

    ayrıca; zeki demirkubuz'un 2012'de çok güzel beyaz perdeye aktardığı kitaptır. tabii ki zeki ağbi inceden kendisini de senaryoya eklemiştir. küçük tatlı meşazlar vermiştir nuri ağbiye.

    önce okuyup sonra mutlaka izleyin e mi.

    öperim çok.
  6. genelde beğendiğim satırların altını çizerim okurken ama bu kitap öyle ki hangi satırı çizsen öbürüne adeta saygısızlık oluyor. bittiğinde insanın bir yanı alıp bu keyifli tespitleri içercesine tekrar okumak isterken bir yanı tamamen inkar etmek istiyor. dostoyevski insan ruhu hakkındaki en acımasız gerçekleri söyleyeblen adam sanırım. insanı tanıma iddiasındaki her bilimin önünde saygıyla eğilmesi gereken. cesareti olması gereken yazdıklarını okumaya . ben de her cesaret toplayışımda tekrar okuyacağım bu muhteşem kitabı
  7. sinemaya uyarlaması en zor edebi eserlerden birisidir. zira bir olayın ya da durumun değil doğrudan bir düşüncenin anlatısıdır. düşünce o kadar evrensel bir ''hastalık'' tahlilidir ki, karakterin adı bile yoktur. zeki demirkubuz büyük bir cesaretle sinemaya uyarladı ve fakat ortaya iyi bir film çıkarmış olmasına rağmen, dostoyevski'nin eserindeki özü yok ettiğini söylemek gerek. çünkü oradaki öz nihilizm iken, demirkubuz'un yaratımındaki karakter nihilist bir durumdan daha çok zihinsel bir sıkıntının içerisinde gibiydi. romanda karakterin yaşadığı yabancılaşmanın nedeni içerisine düştüğü hiçlik'ten kaynaklanmakta. filme baktığımızda bunun ardındaki felsefik arka plan ne yazık ki yok. sadece çevresindeki insanları sevmeyen, yalnızlığa mahkum olmuş, zihinsel anlamda bazı sıkıntıları olan bir karakter görüyoruz.
  8. en çok okuduğum ve en çok hediye ettiğim kitap. dostoyevski günlük hayatta çok görünmeyen ya da fark edilmeyen bir tür olan yeraltı insanını tanımlamış ve yaşamıdan kesitler sunmuştur. zeki demirkubuzun uyarlaması da devlet tiyatrolarının uyarlaması da ne kadar tadını değiştirse de kitaptaki duyguyu yakalamıştır. özellikle yeraltı - zeki demirkubuz.

    zihninde sırça köşkü olan bir adam, bu dünyanın koca karı kadar bilmiş iki kere iki dört eder matematiğini neylesin ki...
    durak
  9. ilk bölüm olay örgüsü olmadığı ve çelişkiler içinde sizi yüzdürdüğü için ikinci bölüme göre çok ağır kalıyor. bu yüzden ilk bölümü bitirmem haftalar aldı ama ikinci bölümü iki günde okudum.

    !---- spoiler ----!
    karakterin kendi kendine yarattığı ezikliği ve saçmalamaları beni çok rahatsız etti...
    !---- spoiler ----!
  10. payidar tüfekçioğlu enfes oynamıştı, bir daha izlemek kısmet olur mu acaba?
    mutlu