dil


  1. yaşarken, konuşurken, yazarken farketmiyoruz ama çok canlı ve değişken bir şey. bu ara kitaplığı derleyip toplayıp hafifletmeye kalkıştım. bunu tekrar okumam dediğim romanları kolilere istifliyorum. büyük ihtimal sahafa gidecekler bir süre sonra. neyse işte hepsini raftan indirip, birazını koliye atıyorum. şimdilik kıyamadıklarım tekrar rafa yerleşiyor. gönülçelen geçti elime, rafa koymak istemedim ama koliye de yallah edemedim hemen. dün akşam uykudan önce biraz göz gezdirdim ve çok garipsedim.
    kitaba dair biraz bilgi vereyim. orijinal ismi catcher in the rye, ilerleyen yıllarda çavdar tarlasında çoçuklar adıyla yeni çevirileri yapılmış. can yayınları adnan benk’in 1967 yılında yaptığı çevirinin telifini alarak 1990 yılında basmış kitabı.
    çeviri neredeyse elli yıllık, kitap basılalı da otuz yıl geçmiş. ben okurken sıkıntı çekmedim ama çeviri diline egemen olan istanbul argosu çoktan unutulup gitmiş. bazı sözcüklerden resmen naftalin buğusu yükseldi. otuz yaş altı okura okuma keyfi verecek bir metin olma vasfını kaybetmiş.
    sonra üşenmedim, çevirmenin biyografisine baktım. adnan benk pariste doğmuş, istanbulda st. joseph lisesinden sonra fransız dili ve edebiyatı tahsil etmiş. kitap ingilizce orijinalinden değil fransızca çevirisinden türkçeye aktarılmış da olabilir. olmadık bir iş değildir. edebiyatımızdaki rus klasiklerinin erken çevirileri de fransızca suretlerinden yapılmıştır. neyse, bu durum da çeviride kayıplara yol açıp metni tatsızlaştırmış olabilir. vakti zamanında okurken beni rahatsız etmemiş olan bir yığın ayrıntıyı farketmiş olmak tuhaftı. kitap zamanın bir noktasında sabitlenmişken dil yürümüş gitmiş, biz de uyum sağlamışız. bu değişimleri yaşarken farketmemişiz hiç, hep aynı dili konuştuğumuzu sanıyoruz. zamanın berisinden gelen bir kitap bunu farketmemize sebep oluyor. hayat çok tuhaf vapurlar falan (*:swh) netice itibariyle okumaya devam etmeden sessizce koliye bıraktım.

mesaj gönder