• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (7.00)
cafe society - woody allen
film 1930'lu yıllarda geçiyor. sinema sektöründe kendine bir yer edinmeye hevesli bobby (jesse eisenberg), evini ve babasının kuyumcusunu terkederek hollywood'a gelir. burada dayısının sekreteri vonnie'ye (kristen stewart) aşık olur, bir yandan da o devri tanımlayan hızlı hayata kendini kaptırır.
  1. önce teknik bir bilgi, cafe society woody allen'ın dijital kamera ile çalıştığı ilk filmi imiş. meraklısı için kıymetlidir herhalde.

    bildik woody allen filmi. espriler güzel (bkz: erkek ne zaman çiçek alır?) falan filan...onun dışında ben ne yansıtılmaya çalışılan romantizme kapılabildim ne de 30'lar havasına. şu elbisenin kumaşı bildiğin koton 2015 kreasyonu yahu.*
    mesut
  2. her ne kadar kızının taciz iddiaları sonrasında kendisinden biraz soğumuş olsam da ben woody allen filmlerini ve onun ilişkileri anlatımını çok seviyorum. aslında çok da özel bir şey yapmıyor, sadece fazla dürüst bir tavırla anlatıyor ilişkileri.

    filmin afişini görüp son dönemlerde çok sevdiğim the rum diary' i anımsayınca lan neymiş bu film diye yakından baktım ve woody allen ismini gördüğüm an izlemeye karar verdim. tabii sağ olsunlar salonlar absürd komedilerle ve korku filmleriyle dolu olduğundan bursa gibi bir şehirde sadece tek bir sinema salonunda bulabildim bu filmi; korupak' ta ki kendileri evime baya uzaklar. ama güzel oldu. her şeye çok kolay ulaşılabilen şu devirde bir film için 45 dakika yolculuk yapmak o filmi daha değerli bir hale getirdi benim için.

    --- `spoiler` ---

    bu film için aşk-ı memnu' nun amerikan versiyonu yazanı gördüm ekşi sözlükte. muhtemelen espridir yoksa sadece aynı akdına aşık oland ayı ve yeğen' den başka tek bir ortak nokta yok senaryonun gidişatında. filmi o oluyor, bu oluyor diye anlatmayacağım elbette size ama kısa bir özetlemek gerekirse; bir iş sahibi olmak için zengin dayısının yanına gelen bir yeğen var, dayısının sekreterine aşık oluyor ancak aynı sekreter dayı ile de gizli bir aşk yaşıyor fakat dayı da evli. konu bu, arka fonda ise müthiş bir amerikan rüyası eleştirisi var. filmin araya kadar olan bölümü, sekreterimizin iki adam arasndaki git gellerinden ibaret. ama bu bir dram değil bir komedi elbette ve çok eğlenceli izlemesi. aradan sonra ise hem sekreterin hem de genç adamımızın hayattaki tercihlerinin sonuçlarını görüyoruz.

    öncelikle filmin daha 10. dakikasında bu bir woody allen filmi diyebileceğiniz kadar woody allen izi barındırıyor film. hele gencimizin otel odasında bir fahişe ile birlikte olma sahnesi var ki kesip bu hangi yönetmenin filminden diye sorulsa woody allen cevabını vermek çok zor olmaz. diyalog konusunda hayran olduğum bir adam allen. oteldeki bu sahnede de dahil olmak üzere müthiş komik diyaloglar ve ince espriler var filmde. örneğin bir sahnede şöyle bir gönderme var;

    ''iki oscarım var ama muhtemelen adımı hiç duymamışsındır. ben senaristim''

    filmin bir kusuru özellikle başlarının çok karışık ilerlemesi, çok karışık geçişler olması. her ne kadar filmin sonunda pek çok şey kafanıza oturuyor olsa da bu hızlı geçişler oldukça yoruyor sizi ve filmi anlamadığınız, bir şey kaçırdığınız hissine kapılıyorsunuz.

    filmin sonu bazılarını tatmin etmemiş olabilir, sinemada da gördüm bunu, ''ee yani'' tepkisi verenler oldu ama beni kesti. güzeldi, bu filme yakıştı, anlatmak sitediğini anlatabildi.

    bu film için en iyi woody allen filmi diyemem ama ''yok bu sefer olmamış'' diyenleri de asla anlayamam. ben sevdim.

    --- `spoiler` ---
  3. kıyafetler, mekanlar, diyaloglar, renkler, ilişkiler, hollywood atmosferi, new york, samimi anlatımı ve yalın finali ile bence sıcacık bir film. mantık ve aşk arasında hangi karar verilirse verilsin vazgeçilen cazibesini hep korumuştur. bunu allen kadrajından gayet şık bir şekilde izledik. tavsiye edebileceğim bir 96 dk.