• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.00)
canım aliye ruhum filiz - sabahattin ali
büyük sıkıntıların yaşandığı çalkantılı dönemlerde bile ailesinin sorumluluğunu taşıyan bir yazarın eş ve baba olarak portresini çizen bu mektuplar, sabahattin ali'yi yakından tanımamızı sağlıyor.

"bundan sonra hiç kimse sana benim kadar yakın olmayacak. beraber almanca öğreneceğiz, ben ingilizce öğrenmek istiyorum, beraber ingilizce dersi alacağız, ben kitaplar tercüme edeceğim, bunları beraber okuyacağız, neşeli ve kederli olacağız, ne olursa olsun, bütün bunlar hep beraber, hep ikimizin iştirakiyle olacak ve başka hiç kimse karışmayacak."

tarihsiz bir mektuptan...
"sen nasılsın? keyfin yolunda mı? sevgilim, filiz'im nasıl? onun bir fotoğrafçıda, hiç olmazsa vesikalık bir resmini çıkartıp gönder. kendinin de bir resmini yolla. ikinizi de fevkalade göreceğim geldi."

alıntı idefix.com
  1. sabahattin ali özellikle burada o çok bilindik yazar kimliğinden sıyrılarak,

    bir aile babası, bir eş , bir kız çocuğu babası, hayatını ailesine adamış , hayatla ailesi için mücadele adam bir adam portresi çizmekle.

    işin içine bu kez, gerçek belgeleri yani yazdığı mektuplarını devreye sokmuş.
    mektuplarda, yaşadığı olaylar,düşünceleri oldukça samimi bir havada anlatılmış.
    sabahattin ali'ye has arka plandaki hüzün, sevgi, özlem, yalnızlık duygusu birden coşan duygular v.s tüm mektuplarında hakim öge.

    adam burada , eşi ve kızı yani ailesi için yırtınmakta kısacası ,ailesinden uzakta ( hapishane v.s ) bir aile babasının yaşadığı tüm duyguları o da yaşıyor. kaygı duyuyor, endişeleniyor,ailesi ile ilgili en ufak haberden mutluluk duyuyor yeri geldiğinde.

    iyi bir insan / iyi bir aile babası olma dürtüsü, tek amacı.
  2. sabahattin ali, aşk dehası bir adamdır yazarlığından önce. bunları hayatının hiçbir ucunda hissedememiş biri böyle içten hissettirecek sözcükleri yerli yerince kullanamaz.

    aliye'ye olan aşkı ve bunun ötesindeki hayranlığı yadsınamaz büyüklükte. taktığı naif sıfatlar, yakıştırmalar 'aliye gibi sevilmek' deyimini bile doğurabilir. bu işin mübalağa tarafı.

    bir de bir kıyaslamaya girecek olursam milena'ya mektuplar bunun yanından dahi geçemez. tek rakibi ahmed arif'tir.
  3. en çok da kızına bir kaç satır da olsa ayrı mektuplar yazmış olmasına dayanamadım okurken. ne büyük naifliktir ufacık bir çocuğu birey olarak görüp ona da ayrıca yazmak, anneden görece bağımsız bir ilişkinin temellerini atmak...yaşayabilseydi de upuzun yılları olabilseydi keşke kızıyla, kızının da babasıyla...izin vermediler.
    mesut