1. temeli 16. yüzyılın başlarına dayanan ve çeşitli aşamalardan geçerek 19. yynin ortalarından sonra fotoğraf makinesinin ileri seviyede icadı ile birlikte insanların günlük hayatına intikal eden, anlık olarak insanların hareketlerini bir kağıda döküp görmesini sağlayan modern zamanlarda sanat olarak lanse edilen şey (cümleyi bağlayamamak).
  2. fotoğraf, niepce'nin ilk fotoğraf makinesini icat etmesinden de önceye dayanır. atası resim olarak kabul edilebilecek bu sanatın temelleri ilk insanın ölümsüzlük arayışına kadar gider. ancak gerçeğin olduğu gibi gözler önüne serilmesi 1826 senesindeki joseph niepce'ye, apaçık bir gerçeğe yalan söyletilmesi ise 1858 senesindeki henry peach robinson'a kadar mümkün olmadı.

    fotoğraf makinesinin icadı ise 8. yüzyılda cabir ibni hayyamın nitrat tuzlarının şığa hassas olmasını keşfetmesi ve zeki bir sanatçı olan leonardo dav vinci'nin "camera obscura" adı verilen karanlık kutuyu bulmasına kadar gider. bundan yaklaşık 400 yıl sonra, yani 1826 yılında, bu iki icadın bir araya getirilmesiyle ilk fotoğraf makinası icat edilmiş oldu. çok yüksek pozlama sürelerine sahip olan bu kamera, daguerre tarafından geliştilmiş ve pozlama sürelerinde ciddi azalmalar görülmüştür. 1839 yılından sonra 20. yüzyılın sonuna kadar fotoğrafçılık ilerlemiş ve birçok teknik gelişme yaşanmıştır.

    ancak bu yaşanan gelişmeler, ciddi anlamda yüksek olan maliyeti düşürmemiş, tam aksine yükseltmiştir. bir ailenin uzunca bir süre ihtiyacını karşılayabilecek miktardaki paralar karşılığında fotoğraflar çekilmiş, çekilen fotoğraflar altın gümüş çerçeveler içinde saklanmıştır. uzunca bir süre fransa'da aristokratların yerlerine geçen burjuvaların dışındaki toplum için fotoğraf çektirmek mümkün olmamıştır.

    fotoğraftan çok ayrı gibi duran başka bir konuya da değinmeden yazımın devamını getirmem sanırım pek de faydalı olmayacak. zaten bildiğiniz şeyleri hatırlatmak, aradaki bağı kurmanızı kolaylaştıracaktır.

    demokrasi...

    "halkın, halk tarafından, halk için idaresidir."

    eski yunanda başlayan demokratik düzen ilk olarak eski yunan devletlerinde görülmüş, eski yunan devletlerinin yıkılmasıyla, 18. yüzyılda yaşanan fransız ihtilaline kadar görülmemiştir. fransız insan hakları bildirisi ve amerikan bağımsızlık bildirisinin yayınlanmasında sonra toplum tarafından destek görmüş, ivmeli bir biçimde değer kazanmıştır.

    demokrasinin temelinde çoğunluğun gücü vardır. gerçek anlamda bir demokrasi için eşitlik şarttır. zengin, fakir, erkek, kadın farketmeksizin herkesin söz hakkı vardır, belli bir kişiye, aileye, zümreye ayrıcalık tanınmaz .

    fotoğrafa bakacak olursak uzun yıllar burjuvaların etkisi altında kalmış, sıradan insanlar fotoğraflarda boy gösterememiştir. bu konuda gerçek, sıradan halkı çeken ilk fotoğraf sanatçımız august sander'dir.

    bir sosyolog nidasıyla, almanyanın geniş çaplı bir portresini çekmiştir. çektiği fotoğrafları insanları yüceltmeden, aşağılamadan, ön plana çıkarmadan veya arka plana atmadan çekmiştir. çektiği fotoğraflara bakacak olursak, insanlarla aynı yükseklikten çekmiş, yüceltici veya aşağılıyıcı bir bakış açısı kullanmamıştır.

    fotoğraf çekerken insanları ayırmamıştır. duvar işçilerini, köyde bir yerlere gitmeye çalışan iyi giyimli insanları, askerleri, komutanları, fabrikatörleri, fabrika işçilerini, tezgâhtarları, oyuncuları ve bunun gibi birçok sınıfa ait insanı çalışma ortamlarında çekmiştir. daha sonra ise başa gelen nazi hükümetinin mükemmel alman profiline ve tek tip alman hedefiyle çatışması sebebiyle de çektiği fotoğrafları içinde bulunduran binlerce kitap ve negatif naziler tarafından yakılmış ancak yine de tamamen ortadan kaldırılamamıştır.

    bugün sander demokratik bir fotoğrafın fikir babası olarak kabul edilebilir.

    ancak ne yazık ki bu fikre karşı çıkmayı kendi adıma bir borç bilirim. fotoğraf makinesinin önünde halkın kendisinin olması fotoğrafı demokratik yapmaz. fotoğrafta demokrasi bir işçinin, duvar ustasnın, tezgâhtarın veya komutanın fotoğraf makinesinin deklanşörüne basabilmesiyle başlar. bunun olabilmesi ise fotoğraf makinesinden ancak yarım asır sonra mümkün oldu.

    fotoğraf makinelerinin icadından itibaren amatör olarak fotoğrafla ilgilenen insanlar oluştur. ancak gerçek amatörler, fotoğraf makinesinin icadından bir buçuk asır sonra, 1888 yılında george eastman'ın ilk kodak makinesini "you press the button, we do the rest" sloganıyla beraber piyasaya sürmesiyle ortaya çıkmıştır. gerçekten ağır, kullanımı zor ve pahalı olan eski fotoğraf makinelerinin yerine bir el çantasında rahatlıkla taşınabilecek ve 100 pozu sadece 10 dolar gibi minik bir ücretle basılabilecek kadar düşük maliyetli fotoğraf makineleri aldı.

    insanlar bu tarihren sonra düğünlerde, tatillerde, gezilerde yanlarından hiç ayırmadıkları basit ama çok etkili fotoğraf makineleriyle çekimler yapmış, görmeyi bırakmış, fotoğraf makinelerinin görmesini yeterli görmüştür.

    dünyayı gezen turistler farklı ülkelerden, farklı turlarla gelmiş, farklı dilleri konuşuyor olmalarına rağmen gittikleri yerde hepsinin bir ortak noktası haline gelmiştir eastman'ın ortaya çıkardığı kodak makineler. gittikleri yerlerde birçok fotoğraf çekmiş, gezdikleri yerleri akıllarında tutmak gibi bir yükten kurtuldu gerçek amatörler. zaten fotoğraf her şeyi tıpkı o günki gibi hafızasında tutarken ne diye uğraşsınlar. bu şekilde fotoğraf ve turizm iyice tüketim malzemesi haline gelmiştir. 20 günde 20 ülke gibi turlar başlatılmış, turistler gittikleri yerlerde anıtların, kalıntıların, büyük gösterişli binaların en iyi fotoğraflayabilecekleri yerlerde sadece bir iki dakika fotoğraf molası vererek dünyayı dolaşmıştır.

    kodak, insanlara son ürettiği modeller yeterli gelmemeye başlayınca yeni modeller üreterek insanlara daha kaliteli ve daha kullanışlı makineler sundu. 1900 yılında "brownie", 1949 yılında "brownie haykeys", 1963 "instamatic", 1972 instamatic'in cebe sığacak versiyonu ile büyük bir başarı kazandı. instamatic'in cep versiyonunun piyasaya sürülmesinden 10 yıl sonra ise "disc" olarak anılan bir dizi makine daha üretilmeye başlandı.

    bu makineker 1937 yılına kadar sadece siyah-beyaz fotoğraflar çekebilirken, 1937 yılından sonra kodak ve agfa firmaları ilk renkli filmleri piyasaya sürerek gerçek amatörlere daha gerçek bir fotoğraf deneyimi yaşatmaya başladı.

    gücünü araştırma ve geliştirmeye harcadığı yüksek meblağlardan alan kodak firması, kimyayı optiği, elektroniği ve reklamcılığı bir arya getirerek bir dev oluşturmuştur. ve bu dev, insanlara august sander'in demokrasisinin aksine fotoğraf makinesinin arkasında, deklanşöre basan insan olma şansı tanımıştır.

    iflas bayrağını çekmiş olan kodak firmasın tarihi, "george estman museum" olarak adlandırılan, kodak'ın kurucusu olan george eastman'ın evinin müze haline getirilmesiyle oluşturulmuş rochester / newyork'taki müzede görülebilir. müze olmasının yanında devasa bir fotoğraf arşivini de bünyesinde bulundurur.

    not: ******1105
  3. fotoğraf ışık demetlerinin belli teknik koşullarda kaydedilmesi olayıdır. bu basit mantıkla nizami ölçülerde içi siyah bir kutuyu fotoğraf makinesi yapmamız mümkündür. isteyenler evde deneyebilirler. isteyen iğne deliği kamera nasıl yapılır bu linkten öğrenebilir mantık basittir. belirli mesafeler ayarlandıktan sonra film üzerine düşen ışık miktarı ve uzaklığı bize bir fotoğraf sağlar.

    bu mantıkla fotoğraf makineleri üretilmektedir. dolayısıyla kameraların temel olarak böyle çalıştığını bildikten sonra fotoğraf çekmeyi kolaylıkla öğrenebiliriz. yazımın ilerideki paragraflarında fotoğrafçılığa merak salan, bir hevesle kamera almış ancak kullanamayan, kamera alacak olan nereye yönleneceğini bilemeyen okuyuculara bir rehber olmasını amaçlıyorum. umarım düzgün bir biçimde yazabilirim. bakalım

    öncelikle fotoğraf makinelerindeki sistemlerden bahsedelim. böylece hem fotoğraf makinesinin çalışma prensibini daha iyi anlarız, buradan yola çıkarak hangi mekanizmanın bize ne gibi sonuçlar üreteceğine ulaşırız.
    öncelikle öğrenmemiz gereken ilk kavram aperture dediğimiz diyaframdır. bu makalede diyafram yerine aperture diyeceğim. aperture aslında gözümüzdeki iristen farksızdır. göz yapısındaki iris içerisindeki göz bebeğini ortamdaki ışık miktarına göre büyütüp küçülttüğünü küçüklüğümüzden beri biliriz. karanlık ortamlarda göz bebeğimizin büyüdüğünü aydınlık ortamlarda ise göz bebeğinin küçüldüğünü bu sayede gözümüzdeki algılayıcılara uygun miktarda ışık girmesi sağlanmaktadır. işte görüp görebileceğiniz en iyi fotoğraf makinesi gözünüzdür. buradan yola çıkarak aperture'un tıpkı gözümüzde olduğu gibi algılayıcılara giden ışık miktarını ayarladığını söyleyebiliriz. mekanik yapısı bu büyüklüğü büyütüp küçültmektedir. aperture mekanizması bu mekanizmada gördüğünüz gibi perdeler vardır. bu perdeler muazzam bir mühendislik ile deliği küçültüp büyütmektedir. böylece fotoğrafımızı oluşturacak ilk koşulu ışık miktarını ayarlayabileceğimiz bir mekanizmayı öğrenmiş oluyoruz. bu mekanizma ileride bahsedeceğim bazı konularda bize fotoğrafçılığın temelini oluşturduğunu ispatlamıştır. zira heves edip yaparsanız göreceğiniz üzere iğne deliği kameranızda (yukarda tarifi var, kartondan yapmak isteyenler için) olduğu gibi büyüklüğünü sabit ayarladığınız bir ışık köprüsü görevi görmektedir.

    ancak bir fotoğrafın oluşması öyle kolay bir iş değildir. aperture mekanizmasının bir görevi daha vardır. aperture perdesinin ışık miktarını ayarlamasının yanı sıra ışığın giriş süresini de ayarlamak görevidir. bir köprü memuru olarak düşünebiliriz bunu. gişede bekleyip ne kadar araç geçeceğini ve bu araçların kaç saniye geçeceğini belirler. araçların burada ışık olduğunu, gişe memurunun da aperture mekanizması olduğunu düşününüz. iğne deliği kameranızda hatırlayınız belirli bir süre deliği açık bırakıp sonra kapattığınızı. bunun sebebi filmin üzerine düşecek ışık miktarının süresini belirlemektir. eğer bu süreyi ayarlamasaydık yanık filmlerimiz ya da karanlık fotoğraflarımız olacaktı. aperture mekanizması günümüzde saniyenin 8000'de 1'i kadar hızlı açılıp kapanabilmektedir. bu açılıp kapanma hızına fotorafçılıkta shutter speed adı veriliyor. düşünebiliyor musunuz bir saniyeyi 8000'e bölüyorsunuz ve bu sürede aperture perdesi açılıp kapanabiliyor. gerçekten muazzam.

    şimdi bir fotoğrafın oluşması için gerekli her şeyi öğrenmiş olduk. ışık miktarını ayarlayan aperture(diyafram), ışığın süresini ayarlayan shutter speed. hepsini tek bir mekanizma yapmakta. bu noktada fotoğraflarımızın oluşması için bize gerekli olan bir bilgi de ışık bilgisidir. ışığın durumuna göre aperture ve shutter speed'i ayarlamamız gereklidir. shutter speed'in diğer adı enstantanedir. aperture ve ensantane arasında gizli bir anlaşma vardır ve bir fotoğrafın düzgün ışıkla oluşması için bu ikisinin birbiriyle uyumlu ve yardımsever olması gerekir. buradan yola çıkarak aperture ve shutter speed(enstantane)'in nasıl davranması gerektiğinden bahsetmemiz gerekir. öncelikle hatırlamamız gereken konu aperture'un ışığın miktarını ayarladığını hatırlamamızdan gerek. eminim ki unutmadınız ışık az iken aperture'ın açık, ışık çok iken aperture'ın kısık olması gerektiğini. peki bu ışık miktarını ayarladıktan sonra fotoğrafın oluşmasındaki diğer unsurumuz shutter nasıl davranır? ışık az ise shutter speed'in uzun olması gerektiğini düşünmemiz gerekir. nedenini hemen söyleyeyim, ışık miktarı az siz aperture'u sonuna kadar açtınız ancak ışık az olduğu için algılayıcıya gidene kadar bir sürü süre geçecektir. öyleyse bu süreyi uzun tutmaktan başka çaremiz yoktur. eğer uzun tutmaz isek fotoğraf karanlık olacaktır. yani sevgili okuyucu ışık ortamda çok ise aperture'u kısıp shutter'ı kısa tutmamız gerekecektir. çünkü ortamda ışık fazladır ve diyaframdan geçen ışıklar hızlı bir şekilde sensöre ulaşabilmektedir. eğer bu süreyi kısa tutmazsak ışık sensöre çok fazla gireceğinden bembeyaz bir fotoğraf oluşacaktır. ortamdaki ışığın sensöre ne kadar gitmesi gerektiğini ayarladığınızda siz fotoğraf çekmeyi öğrendiniz demektir.

    aperture konusunun iyi anlaşıldığını düşünüyorum ancak shutter speed konusunda yeni başlayanların anlamakta zorlandığı bir konudan söz etmek gerekir. aslında biraz matematikle arası iyi olanların hatasız atlattığı bir durumdur. kamerada shutter speed'in 1/100 1/50 1/2 1/4000 1/2000 gibi sayılarla ifade edildiğini görmüşsünüzdür. öncelikle bunun bir süre hesabı olduğunu unutmamanız gerekir. bahsettiğimiz ışığın kaç saniye içeri gireceğini gösteren sayılardır. mesela bir ışığın içeri çok girmesini istiyorsak süreyi uzun tutmamız gerekir yani bu sayının 1'e en yakın olanı seçmemiz gerekir. 1/20 saniye 1/400 den daha uzundur. yani birinde bir saniyeyi 20 ye bölerken birinde 400'e bölmektedir. (daha önce düzenlediğim atölyelerde bazı dostlarımın hala bunu anlamadığını görmek beni şaşırtmıştı. elbette genelleme yapamayız ama insanlarımızın matematik konusunda bilgisi biraz zayıf. en sonunda bir metrelik boruyu 20 bölersen, bir başka bir metrelik boruyu da 400 e bölersen hangi birim parça daha uzun olur diye sormuştum. matematik)

    hazır bu ayarlamaların kamera üzerindeki gösterimlerinden bahsederken aperture'un kamera üzerindeki sayısal bilgisinden bahsetmeliyiz. aperuture açıklığı arttıkça aperture 1'e yakın bir sayı, aperture kısıldıkça sayı 20 ye doğru artacaktır. diyaframın sayısal olarak gösterimi

    şimdi kesin olarak aperture ve shutter speed'in ne işe yaradığını öğrendik. gelelim bunların beraber yaşayacakları beraberlikle ortaya çıkacak sonuçlara. gelelim çocuklarımıza;

    fotoğrafın oluşması için gerekli bu ayarların bize bazı pozlama bilgileri eşliğinde anlatılması biraz sıkıntılı bir durumdur. yani evrensel bir ışık söz konusu olmadıkça kesin olarak ne yapılması gerektiği söylenemez. ışığın durumuna, çekmek istediğiniz objenin hareket durumuna göre ayarlamalar yapmanız gerekir. öncelikle hareketli nesnelerle ilgili bir bilgi vermemiz gerekir. nesneler hareket ederken bi süre içerisinde hareketi gerçekleştirirler. birinin el salladığını düşünelim. ve o kişinin el sallarken çekeceğimiz fotoğrafını nasıl ayarlayacağımıza bakalım. uygun ışık koşullarında öncelikle el sallama hareketi hızlı gerçekleşen bir olay olduğu için shutter speed'i ayarlayarak yakalayacağımız anlık görüntünün hızına erişmemiz gerekir. el sallayan objenin hareketinden daha yavaş(daha uzun sürede, mesela 1/15) shutter yaparsak elde ettiğimiz fotoğraf flu olacaktır. eğer shutter süresini hızlı(daha kısa sürede, mesela 1/200) yaparsak obje hareketine yakın bir sürede görüntü yakalayacağından flu olmayan donmuş bir görüntü elde ederiz. yalnız bu durumda hiç aperture'dan bahsetmediğimi fark ettiniz ve kafanız bulandı! hiç bulandırmayın o güzel aklınızı çünkü zaten bildiğiniz üzere aperture'u ışığın durumuna göre ayarladınız. shutter'ı 1/15 yaptığınızda sensöre giren ışık uzun süre açık kalan diyaframdan çok geçeceği için diyaframı çok açarsak bembeyaz fotoğraflar elde ederiz. uzun süre açık kalacağından diyaframı kısmalıyız ki ideal fotoğrafa varalım. shutter speed'i 1/200 yapıp flu olmayan fotoğraflar elde edeceksek diyaframa giren ışık kısa sürede girmek zorunda olduğu için diyaframı(aperture) olabildiğince açık(1'e yakın) tutmamız gerekir ki bu kısa sürede olabildiğince ışık sensöre ulaşsın.

    e bu bilgileri biliyorsanız gece uzun pozlama yapabilirsiniz. uzun pozlama-varşova gezim
    uzun pozlama-cadde
    uzun pozlama yapmak için aperture'ı olabildiğince açıp shutter speed'i çok uzun tutmamız lazım ki gece karanlığındaki bütün ışıklar sensöre ulaşabilsin. bu konuda en önemli ayrıntı kameranın sabit olması gerektiğidir. bir tripod yardımıyla ya da benim yaptığım gibi çöp tenekesi, pencere, duvar, ağaç vs sabit ne varsa üzerine tüneyip kamerayı sabitlememiz gerek. çünkü sabitlemezsek en ufak sarsıntıda fotoğraf bozulacaktır. bir öneri de uzun pozlama yaparken kameranızın timer özelliğini kullanmanız. timer kullanırsanız deklanşöre basarken yaşanacak bir titremeden kurtulmuş oluruz. çünkü timer kurarsanız siz deklanşöre bastıktan 2 ya da 10 sn sonra çekeceği için o pamuk elleriniz kameradan uzak duracağından titreme gibi bir problem olmayacaktır.

    şimdi bu ayarları nasıl yapacağız diye dövündüğünüzü duyar gibiyim. korkacak bir olay yok efendim. teknoloji bize nimetlerini bütün güzellikleriyle sunmaktadır. bu konuda kameralarda bize sunulan otomatik ayarları kullanabilirsiniz. ancak bu öğrenme sürecinde çok acele etmeden denemeler yaparak kendinizi geliştireceğinizi unutmayın. bu konuda kameraların sizlere yardımcı olduğunu hatırlatmak isterim.

    gelelim kameralardaki mod ve ayarlamalara. kameranızda p a s m modları bulunur. bunların yanı sıra sahne modları dediğimiz bazı özellikle vardır. bunları tek tek anlatacağım ve kesinlikle bu modlar hayat kurtarıcı.

    p modu programme modudur. kameranızın işlemcisi programme modunda aperture ve shuttter speed ayarını ortamdaki ışık doğrultusunda otomatik olarak yapacaktır. kullanıcının yalnızca focus yapıp deklanşöre basması yeterlidir. uygun ışığınız varsa kullanmanız çok pratiktir. programme modunda kullanıcı ayrıca istediği takdirde bu otomatik ayarlamada pozlama süresini isteğine göre uzatıp kısaltabilir. otomatik olarak aperture ve shutter olması gereken ayarda olacaktır.

    a modu aperture modudur. aperture modunda anladığınız üzere aperture öncelikli bir ayar yaparsınız. siz yalnızca aperture'ı ayarlarsınız kamera otomatik olarak uygun shutter speed'i ayarlayacaktır. aperture ayarlayarak fotoğraf çekmek çok fazla kullanılan bir yöntemdir. yukarıda aperture'un bütün özelliklerini anlattık. ancak en önemli noktayı daha sonraya sakladım. böylece hem kafa karışıklığını önlemiş olacaktım hem de aperture'un fotoğraf sanatındaki önemini de daha iyi anlatmış olacaktım. bakalım.
    aperture sensöre giren ışık miktarını ayarlarken lensten gelen ışığın doğrultusunda alan derinliği oluşturmamızı sağlar. evet o çok sevdiğiniz bokeh fotoğrafları artık bu bilgiyle çekebilirsiniz. nesne net iken nesne dışındakiler bokeh
    aperture 1 e yakınken uygun mesafedeki nesnenizle bu fotoğrafları çekebilirsiniz. aperture'u 20'ye yakın bir konuma getirirseniz hem nesne hem arka plan net olacaktır.

    s modu shutter speed modudur. artık siz de biliyorsunuz shutter speed yani enstantane öncelikli fotoğraflar çekmenizi sağlar. hatırladınız mı f1 fotoğraflarını, aracın kendisi net iken çevresinin flu olduğu fotoğrafları. pan çekimlerini. evet hepsi enstantane öncelikli çekilen fotoğraflar.siz enstantane ayarını yaparsınız ve kamera buna uygun diyafram açıklığını ayarlar.

    m modu diyafram ve shutter speed ayarlarınızı kendini yaptığınız ayarlamadır.

    şimdi gelelim iso meselesine. iso 80 ila 128000 e kadar geniş range aralığına sahip bir duyarlılık ayarıdır. son dönemde gelişen teknoloji ile muazzam sonuçlar elde edilmiştir. iso kameranın sensörünün ışık töleransıdır. düşük ışıklarda iso değerini arttırarak uygun olmayan ışık durumunu kurtarabilirsiniz. böylece istediğiniz enstantane ve diyafram ayarlarında fotoğraflar üretebilirsiniz. iso değeri sayısal bir işleme olduğu için fotoğraf üzerinde noise dediğimiz karlanmalar meydana getirebilmektedir. ( yeni kameralarda pek sıkıntı olmuyor) iso ne kadar düşükse o kadar kaliteli fotoğraflar oluşacaktır. gündüz ve uygun ışıklarda iso değerini küçük tutmakta fayda vardır. ancak ışık yeterli değilse iso değerini arttırıp karanlıkta dahi uygun fotoğraflar elde edebiliriz.

    gelelim dslr ne demek. digital single reflex camera olarak adlandırılır. anladığınız üzere tek yansımalı kamera olduğunu görürüz. eskiden dijital mi vardı derseniz evet yoktu ama slr vardı. yine ayna ile çalışan kameralar vardı. çalışma sistemi burada ayna sistemi

    peki bu sistem kullanıcıya nasıl bir artı sağlıyor?
    bunu anlayabilmek için rangefinder sistemleri anlamamız gerek. rangefinder kameralarda vizöre baktığınızda lensteki görüntüyü görmeyiz. mesafe ayarı üzerinden bir yöntem izlenir bu sayede kamera çok seri bir şekilde focus yapar. ancak anladığınız üzere lensteki görüntüyü görememek bize kadraj konusunda kısıtlar. bu yüzden bir ayna sistemi geliştirilmiştir. yukarıdaki şemada gördüğünüz gibi sensörden önce bir ayna konmuştur böylece gelen görüntü vizöre yansıtılır. deklanşöre basıldığında ayna yukarı doğru hareket eder ve görüntü sensöre ulaşır. böylece vizörden gördüğümüz canlı görüntüyü kaydetmiş oluruz. ancak dslr kameraların avantajlarının yanında dezavantajları da vardır. mesela dslr kameralarda ayna hareketli bir sistem olduğu için ayna sesi, hareketin yarattığı titreşim, mekanizma dolayısıyla kameranın boyutlarının büyük olması gibi dezavantajları vardır. yine de avantajları yanında bunlar kimi kullanıcı için sorun olmamaktadır.

    bunun yanında mirorless kameralar günümüzde revaçtadır. aynasız olan bu kameraların dslr'nin dezavantajlarından sıyrılmıştır. bir ayna olmadığı için measurement viewfinder ya da, elektronik viewfinder kullanılır.
    kameralar küçük olduğu için insanları ürkütmeden fotoğraf çekmek mümkündür. gezginlerin genel olarak tercih ettiği kameralardır.

    hiç bilmeyen, ilk defa başlayacak okurlar için de bir makale oldu. her şeyi en anlaşılır şekilde yazmaya çalıştım. fotoğraf çekmenin teknik bilgisini artık öğrendiğinize göre durmadan bıkmadan fotoğraf çekmenizi öneririm. çünkü bunu deneyimlemeden öğrenmeniz çok zor. senelerce kimsenin yüzüne bakmayacağı fotoğraflar çekip her seferinde daha iyisi için çalıştım. hala çalışmaya devam ediyorum. çünkü fotoğrafçılığın ufku yok. sonsuz bir yol bu. çektiğiniz fotoğrafları anlamlandırmaya çalışmanızı öneririm. her fırsatta fotoğraf seyretmek yeteneklerinizi geliştirmenizde yeni perspektifler bulmanızda yardımcı olacaktır. işin teknik kısmını öğrendikten sonra(ki teknik kısmı hiçbir şeydir, önemli olan kadraj ve anlamdır) kadraj bilginizi geliştirebilirsiniz. bununla ilgili yapacağınız şeyler film izlemek, filmi izlerken kadrajı tasarlamak, okuduğunuz kitapların sahnelendiğini düşünüp fotoğraflar hayal etmek vs gibi egzersizler yapabilirsiniz. deklanşör sesinin büyüsüne kapılın, o sizi sürükleyecektir.

    kamera alacaklara tavsiyede bulunup yazımı bitirmeyi düşünüyorum. öncelikle ne amaçla bir kamera edineceğinizi düşünün zaten varsa bu aşamayı geçin ve kamerada istediğiniz özellikleri değerlendirin. mesela gezginseniz ve taşıma sıkıntınız varsa ona göre hareket etmelisiniz. kuş ve doğa fotoğrafları çekecekseniz ona göre, manzara ve portre bambaşka. fotoğraf pahalı olabiliyor. bu konuda acele etmeyin. paranızı çarçur etmeyin. unutmayın fotoğrafı nitelikli kılan kamera değil sizsiniz. (üzülerek söylüyorum fotoğraf yarışmalarında kamera performansı oylanıyor, çok sinir bozucu evet) kameranızla aranızda bir duygusal bağ kuracağınızu düşünüyorum. bundan önceki her kameramda öyle oldu.

    bunun dışında tavsiye edeceğiniz bir konu varsa ya da sorunuz olursa mesaj kısmına yazmaktan çekinmeyiniz. kamera tavsiyesi isterseniz de yardımcı olmaya çalışırım. fotoğrafla kalın.
  4. birkaç gün önce sahip olduğum ikinci el nikon ile öğrenmek istediğim sanat. henüz yolun başındayım ve bunun heyecanı hiçbir şeye benzemiyor. iyi ki varlar fotoğraflar. anıların, hatıraların ve duyguların kaydedildiği birer eser onlar.
  5. analog olanının paylaşımları için facebookta şöyle güzel bir grubu vardır.

    dijitalin analog kalitesini yakalamasına hatta geçmesine rağmen evet hala analog tutkusu devam etmekte. hiçbir filtre ile verilemeyen duygu yoğunluğu hissettirmekte. dijital bana hala çok plastik geliyor.
  6. "fotoğraf birinin veya bir şeyin, bir yerin, bir ilişkinin, sevilen kişinin hatırasıdır. hafıza koruyucumuz ve geçmişimizdir, kurtaracağımız son şey ve aramak için geri döneceğiniz ilk şeydir."

    becci manson: fotoğraflarla hayata yeniden dokunmak
  7. twitter'da fotoğrafla ilgili şöyle bir twet okumuştum.

    "bir daha asla yarım saniye bile yanyana olamayacağımız insanlarla milyonlarca yıl aynı karede yanyana kalmak" tarzında bir twetti.

    fotoğraf ve ölüm arasındaki hüzünlü çizgiyi anımsattığı için unutmamışım.
  8. anlık görüntülerden ziyade 'anı'lık görüntüler ortaya çıktığında sonsuz bir değere sahip olan terim.
  9. fotoğraf'a "resim" diyenler cezalandırılsın, tek ayak üzerinde beklesinler.