• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (4.00)
kara köpekler havlarken - mehmet bahadır er
istanbul’un banliyölerinde geçen kara köpekler havlarken, selim ve çaça isminde iki mahalle delikanlısının, varoş içerisinde mevzi ve prestij kazanma, sınıf atlama çabalarını aktarıyor. dönüşen kent hayatı içerisinde vermek zorunda kaldıkları sert mücadeleleri anlatan bu filmin konusu gerçek olaylardan oluşturulmuş.yönetmen mehmet bahadır er, filmin öyküsünü on beş yıl boyunca kendi mahallesinde yaşadıklarından esinlenerek senaryolaştırmıştır.
  1. konusunu okuduğumda yine bize ders verecekler dedim ama izleyince fikrimi tamamen değişti.doğal bir anlatımı var en önemlisi. eksikliklerde,hatalarda tartışılır tabiki ama insanın içini cız ettiren bir film kesinlikle. (bkz: mehmet bahadır er) in de mahalle ortamına hakim oluşunun da mutlaka bir katkısı vardır tabiki.
    mavi
  2. bir sistemi, bir grubun tutunma mücadelesini, oyunu kurup oynatanları susanları, bağıranları ve en önemlisi tutunamayanları harika bir gerçeklikte anlatan yönetmenin filmidir.
  3. kötü oyunculuk, kötü senaryo ile beraber muhtemelen "modifiye araba ve bir iş tutmaya çalışan, küfrede -meye-n serseriler koyduk mu varoş filmimiz tamamdır" düşüncesiyle çekilmiş, film olarak olamamışlığına ek olarak, üstüne bir de gerçeklikten tümüyle uzak bir görüntüler kombinasyonu.

    film izlerken not alınmış genel eleştiri noktaları:
    ilk 6 dakikada ucuz diyaloglarla her şeyin anlatılması (iş problemi var kredisi var evet, bi de güvercin tamam)
    selim'in avm'ye iş görüşmesi için gittiği kısımda yarım saat boyunca izleyiciye yine anlamsız cümlelerle "bu iş çok önemli anlayın artık" denmesi
    paçayı kurtarma derdinde olan çocukların önce güvenini kazanıp sonra onları kullanacak olan bir adamın ortaya çıkması -klişe- ve sonra bu adamın birden yok olması, havada kalan bir durum
    kahvedeki kavga sahnesinin yapmacıklığı
    kahvedeki masada, hücrede, "buralarda da biraz konuşsunlar, diyaloglu sahne çekeyim" diye özenilmesi ve bu sahnelerin, ne diyeceğini unutup birbirini bekleyen okul çocuklarının müsamerelerinden farksız olması
    hücrede şikayet eden doğulu adamın klişeliliği, yüzeysel ifadeleri, yönetmenin "başka bir türkiye gerçeğine de dokundurayım" gayretinin sırıtması
    sahne geçişlerinin "burdan vazgeçtim tamam yeter şimdi başka bir şey anlatacağım" dercesine yapılması
    ne anlatmak istediğine bir türlü karar verememişlik
    iki çulsuz elemanın ihale öncesi tehdit edilecek kadar ciddiye alınması aşırı derecede anlamsız
    selim karakterinin muhtemelen diyaloglarının ve oyunculuğunun kötülüğünden dolayı oturmamış olması (öyle ki erkan can bile oynayamamış karşısında)
    yer yer yanlış türkçe kullanımı (karakterlerin cehaleti nedeniyle bilerek yapılmış kısımları hariç tutuyorum)
    asker yollama sahnesinin olamamışlığı, silah patlama kısmının gereksizliği, yine her şeyin havada bırakılması
    ve anaokulu öğretmeni esas olmaya çalışan kızın da filmdeki asıl görevinin "kaçırılmak" olduğunu görüp başka klişe kaldı mı acaba diye düşünmeye başlıyoruz sonunda
    kaçırılma, kızı kurtarmaya koşmaları, geri kalan bir çok yer gibi aşırı yüzeysel

    hiçbir konuya tam odaklanılmaması, neyden bahsedeceğine karar verilememişlik, "wannabe" bile olamamış bu filmin özellikle köpeklerin saldırtıldığı son kısmında "aha meğer tüm film şakaymış" diyebilseydik "helal sana yönetmen iyi tongaya düşürdün" derdik belki. ama hayır, her şey çok ciddi, "havlayan kara köpeklerin ısırması"yla karakterler ölüyor evet. güvercine ne oldu peki? martı yedi. çünkü güçlüler kazanır evet.
    nox