• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.33)
karanlığın sol eli - ursula k. le guin
"bilimkurgu"nun en önemli iki ödülü olan hugo ve nebula'yı kazanarak kısa zamanda türünün klasikleri arasına giren karanlığın sol eli, dünyamıza çok benzeyen kış adlı bir gezegende geçer. bu gezegende yılın en sıcak zamanlarında bile yarı-kutup iklimi yaşanır ve tüm sakinleri çift cinsiyetlidir (androjen). cinsel kimliğin bir statü ya da güç aracı olarak kullanılmadığı bu gezegende kişiler yılın belli bir döneminde o anki hormonal durumlarına göre erkek ya da kadın olmaktadırlar. öyle ki, birkaç çocuk doğurmuş bir ana daha sonra başka çocukların babası olabilmektedir. "arkadaşlık" ve "sevgililik" arasındaki "boşluk" anlamsızlaşmış; insan düşüncesini belirleyen düalizm eğilimi azalmış; insanlığın güçlü/zayıf, koruyucu/korunan, hükmeden/hükmedilen, sahip olan/sahip olunan... ve benzeri ikiliklerini oluşturan temeller zayıflamış gibidir. cehaletin, şimdinin, mevcudiyetin ilerlemeden daha gözde olduğu bir gezegendir kış.

bir gün kış'a uzaydan bir erkek elçi gelir ve onların da katılmasını istediği bir gezegenler birliğinden söz eder... elçinin gelişiyle birlikte yerli ile yabancı, erkek ile dişi, benzerlik ve benzemezlik, parça ile bütün arasındaki ilişki ve çelişkiler insanlardaki karşılıklarını bulup yaşamaya başlar...

zihni kapasitesini zorlayan hayaller kurmayı hâlâ sevenler için... (arka kapak yazısı)
  1. kitabın ana felsefesi cinsiyetin olmadığı androjen bir dünyanın bir çeşit sonucu olarak ortadan kalkan düalizmin monizme bıraktığı yumuşak hatlar etrafında çizilmiştir. le guin'in kendi felsefesini az çok bilen okurlar onun kitaba serpiştirilmiş kendi dünya görüşüne ait soruları bir bakışta tanıyabilirler. cinsiyet kavramını, milliyetçiliği, insanlık kavramını dünya dışına çıkararak sorgulatır size. savaşın neden feminizmi ilgilendirdiğini anlatır.

    kış, ilk bakışta monarşik ve feodal yapılanmaların görüldüğü orta çağ dünyası gibi gelmişti bana. biraz ilerleyince aslında politikanın günümüzden uzak olmadığını düşünmeye başladım. benim gözümde o dünyaya aykırı düşen bir savaş çıkarma hadisesi vardı - kış'ın yumuşak hatlarına göre fazlaca sert bulmuştum. savaş, her yerde olduğu gibi orada da bir felaketti. kış'a inen ilk ekumen ekibinin hain'lilerin savaşın tamamen eril bir yer değiştirme etkinliği, bir ırza geçme olduğunu düşünerek ırza geçen erkekliği ve ırzına geçilen kadınlığı yok etmeye çalıştığı için kış'ı bir deney olarak yarattığı düşüncesi tüm kitabın özeti gibi gelmişti bana.

    bir de estraven var. yazılmış en kaliteli karakterlerden benim gözümde. alışılagelmiş değil. anlayamadığın, anladığındaysa aklına kazınacak bir karakter.

    "insanları biliyorum, şehirleri, çiftlikleri, tepeleri, nehirleri ve kayalıkları biliyorum, tepelerdeki bir otlağın bir kenarında güz sonu güneşin nasıl battığını biliyorum; ama bütün bunları bir sınıra bağlamanın, ona bir ad takıp bu adı taşımayan yerleri sevmemenin ne anlamı olabilir? ülkesini sevmek nedir, başka ülkeleri sevmemek mi? öyleyse iyi bir şey değil bu. yoksa sadece kendini sevmekten mi ibaret? o zaman iyi bir şey olabilir, ama bunu bir erdem, bir meslek haline getirmemek gerek... hayatı sevdiğim gibi estre beyliği'ni de seviyorum, ama böyle bir sevginin nefretten oluşan bir sınır hattı olamaz."