1. bulaşıcı bir hastalığın yaygın olduğu bir ülkeden, bir yerden gelen kişilerin, gemilerin, malların ve hayvanların geçici olarak bir yerde tutulup gözlemlenmesi biçiminde uygulanan sağlık önlemi.

    melankolik şarkı sözleri yazma becerim olabilseydi ismi karantina olan bir aşk şarkısı yazmak isterdim.

    "karantina'ya aldı yarim beni"
    diye başlardım..."izole edilmiş nefesim ile gecenin sessizliğinde" diye devam ederdim, şarkı sözünü daha keskinleştirmek için istemsizce araya "firar ve müebbet" eklerdim.
  2. gata'da (o zamanlar askeriyenindi) 1 ay kadar bana yapılan muamele.

    tüberküloz ya da bilinen adıyla verem teşhisi konmuş 17 yaşında bir kız çocuğu için kötü bir deneyimdi.
  3. birkaç gün içinde bir kasa portakal yemiştim bir zamanlar. bir doktor tanıdık beni görünce neden bu kadar sarısin sen demiş arkamdan da babama sarılık olabileceğime dair bir şeyler söylemiş. eve gittiğimde odada tecrit edildim. anneciğim ah yavrum vah yavrum diyerek yanımda kaldı. diğer alçaklar da uzaktan pis pis güldüler. ama sonra tahlilde bişey çıkmayınca doktor amca bi daha bu kadar portakal yeme. yedikten sonra da ellerini yıka dedi. rezil bir anı.
    zahle
  4. eskiden gemilerdeki farelerden bulaşıcı hastalıkların limanlar arası bulaşmasını engellemek amacıyla gelen gemilerin liman açığında bekletilmesi işlemine verilen isimdir.
    italyanca quaranta (kırk) kelimesinden türetilmiş olup, gemiler kırk gün açıkta demirde bekletilirdi. kırk gün içinde gemide ölen ya da hastalanan olmazsa limana yanaşılmasına izin verilirdi.

    her ne kadar günümüzde gemiler açıkta kırk gün bekletilmiyor olsa da şüpheli durumlarda limana girişi yasaklanabiliyor.
    karantina bayrağı çekilmiş (tamamen sarı bir flama) olan gemiye kimsenin çıkmasına müsade edilmez.

    dünya sağlık örgütünün (who) yayımladığı şüpheli limanlardan gelen gemiler, kaptanlarının beyanları olsa bile ilgili sağlık personelleri tarafından kontrolden geçilmeden limanlara girişleri (serbest pratika) müsade edilmez.
  5. domuz gribinin türkiye'de gezindiği zamanlardı. liseden memlekete kısa bir ( sözde ) tatile gelmiştim. geldiğim günün ilk saatinde ateşlenmeye başladım. annem hava değişimi diyip, ateş düşürücü verdi falan. öğleden sonra oldu, benim ateş iyiden iyiye artmaya başlayınca, dudaklarım morarmaya başlayınca, en son 5 yaşımda iken kucaklayan babam kucaklayıp alelacele arabaya bindirdi doğruca hastaneye gittik. hemen hemşire geldi, ne oldu neyi var diye sormaya başladı o sıralar. annem şehir dışında okuduğumu yatılı kaldığımı söyledi. ateşim ölçtüklerinde 38.9 çıktı. bir anda başımda üç doktor belirdi. ve herkesin içerisinde bağırarak " domuz gribi " olduğumu söyledi içlerinden birisi. o anda tüm açıldı insanlar en az 5-6 adım geriye doğru adım attı. ardından alelacele beni karantina odasına almışlardı. babamn annem ve dedem haricinde hiç kimse yanımda durmadı, beş metre uzağımdan geçmeye korktular. bir buçuk hafta hastane de yattım, duş almam yasaktı. annem o süre zarfında gün aşırı beni bebek kolonyası ve mendille temizlemişti. oysa ki, dünya sağlık örgütü daha sonraları bir açıklama yaptı. domuz gribi diye bir şey yoktu ve tüm insanlar boşu boşuna benden korktular..