• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.95)
the great dictator - charlie chaplin
nazi almanya'sının tıpkısının aynısı bir başka diktatörlükte, kararları ve yönetimi ile ülkesini kırıp geçiren diktatör adenoid hynkel, ülkede kendisine ikizi kadar çok benzeyen son derece saf karakterli bir yahudi berberin yaşadığından habersizdir. hynkel'in askerleri yahudileri teker teker toplama kamplarına götürmek üzere toplarken yahudi berber'in hynkel'e olan benzerliği nedeni ile onu büyük diktatör zannederler ve bu benzerlik büyük bir karışıklık yaşanmasına neden olur. charles chaplin'in nazi almanya'sını ve hitler'i hicvettiği bu eğlenceli komedi, sinema tarihinin en başarılı hiciv örnekleri arasında yer alıyor.
  1. sonundaki konuşmayla insanlığa bir mesaj verme niyetini fazlasıyla ortaya koyan, gayet başarılı bir hiciv örneği. hitler'i yerden yere vururken sadece hitleri değil dünyadaki bütün diktatörlere sesleniyor. bunu yaparken de fazlasıyla güldürüyor.
  2. bu filmdeki "alçak sandalye" sahnesi aynen yaşanmıştır.ocak 2010 tarihinde israil dışişleri bakanı yardımcısı danny ayalon ile türkiye’nin israil büyükelçisi oğuz çelikkol’u arasında yaşanmıştır. tarihimize alçak koltuk krizi olarak geçmiştir.
  3. o zamanın şartlatıyla binlerce kişilik kalabalığa sesleniş sahnesi olsun, standart hızdan yüksek bir hızla akan görüntünün chaplin'in hareketleriyle olan uyumu olsun ömrüm boyunca içimde ukte olarak kalacak bir filmdir. nasıl yapıldığını da öğrenmek istemiyorum. sinemanın dahi ve sapkın çocuğu chaplin'e selam olsun.
    sde
  4. mimik ve hareketleriyle hungarian dans eşliğinde güzel bi ahenk yakalamıştır. müzik güzel şarlo daha güzel. hungarian dance
    gamit
  5. bir charlie chaplin şaheseri olan bu film 1940 yapımı siyah beyazdır.
    hitler yaşarken hitler gibi bir diktatöre ithafen yapılan filmdir. düşünün yani chaplin'de ki cesareti.
    final sahnesinde ki konuşma ise takdire şayandır.

    üzgünüm ama ben imparator olmak istemiyorum. bu benim işim değil. ne kimseyi idare etmek ne de ülkeleri fethetmek istiyorum. elimden gelse, herkese, ister yahudi, ister zenci, ister beyaz olsun tüm insanlara yardım etmek isterim.
    hepimiz karşımızdakine yardım etmek isteriz. bütün insanlar böyledir. karşımızdakinin mutluluğunu görmek isteriz, üzüntüsünü değil. birbirimizden nefret etmek ve birbirimizi hor görmek istemeyiz. bu dünyada herkese yetecek yer var. ve toprak hepimizin ihtiyacını karşılayacak kadar bereketlidir.

    hayatın bize çizdiği yol özgürlük ve güzelliklerle dolu olabilir, ama biz bu yolu yitirdik. hırs insanların ruhunu zehirledi, dünyayı bir nefret çemberine aldı, hepimizi kaz adımlarıyla sefaletin ve kanın içine sürükledi. hızımızı arttırdık ama bunun tutsağı olduk. bolluk getiren makineleşme bizi yoksul kıldı. edindiğimiz bilgiler bizi alaycı yaptı; zekamızı ise katı ve acımasız. çok düşünüyoruz ama az hissediyoruz. makineleşmeden çok insanlığa gereksinimimiz var. zekadan çok iyilik ve anlayışa gereksinimimiz var. bu değerler olmasa hayat korkunç olur, her şeyimizi yitiririz.

    uçaklar ve radyo bizleri birbirimize yaklaştırdı. bunlar, doğaları gereği, insanın içindeki iyiliği ortaya çıkarmaya, evrensel kardeşliği oluşturmaya ve hepimizin birleşmesini sağlamaya çalışmaktadır. şu anda bile sesim dünyadaki milyonlarca insana, milyonlarca acı çeken kadın, erkek ve çocuğa, suçsuz insanları hapse atan, işkence eden bir sistemin kurbanlarına ulaşıyor. beni işitenlere şunu söylemek istiyorum: "kendinizi ümitsizliğe kaptırmayın." üstümüze çöken bela, vahşi bir hırsın, insanlığın gelişmesinden korkanların duyduğu acının bir sonucudur. insanlardaki bu nefret duygusu geçecektir, diktatörler ölecek ve halktan zorla aldıkları iktidar yine halkın eline geçecektir. insanlar ölmeyi bildikleri sürece özgürlük asla yok olmayacaktır.

    askerler! sizleri aldatan, sizleri köle gibi kullanan, ne yapmanız gerektiğini, nasıl düşünmeniz gerektiğini ve nasıl ölmemiz gerektiğini söyleyen bu zalimlere asla boyun eğmeyin. sizleri bir hayvan terbiye eder gibi şartlandırıp topun ağzına sürenlere boyun eğmeyin. kafaları ve kalpleri bir makine gibi olan bu adamlara boyun eğmeyin. sizler birer makine değilsiniz. sizler insansınız! kalbiniz insanlık sevgisiyle dolup taşmaktadır! nefret etmeyin! yalnızca sevilmeyenler nefret eder... sevilmeyenler ve anormal olanlar!

    askerler! kölelik uğruna savaşmayın! özgürlük için savaşın! st luke'un incil'inin on yedinci bölümünde cennetin tek bir adamda ya da bir grup insanda değil tüm insanların içinde olduğu yazılıdır. siz insanlar güçlüsünüz. makineleri yapacak güce sahipsiniz. mutluluğu yaratacak güç sizdedir! bu hayatı özgür ve güzel kılacak güce sizler sahipsiniz. bu hayatı olağanüstü bir maceraya çevirecek olan yine sizlersiniz. öyleyse, demokrasi adına bu gücü kullanalım ve birleşelim. yeni bir dünya için savaşalım. herkese çalışma şansı verecek, gençlere gelecek, yaşlılara güvenlik sağlayacak bir dünya için savaşalım.

    zalimler de böyle sözler vererek iktidara geldiler. ama yalan söylediler! sözlerini tutmuyorlar. hiçbir zaman da tutmayacaklar! diktatörler kendilerini kurtarır ama halkı köle gibi kullanır. artık dünyanın özgürlüğü için savaşalım, hırstan, nefretten ve hoşgörüsüzlükten kendimizi arındıralım. sağduyulu bir dünya için savaşalım, bilimin ve gelişmenin bizleri mutluluğa götüreceği bir dünya için savaşalım. askerler, demokrasi adına birleşelim!
  6. finaldeki muhteşem konuşmanın türkçe çevirisi buradan izlenebilir.

    ''çok fazla düşünüyoruz ama çok az hissediyoruz''
  7. 'hannah, beni duyabiliyor musun? her neredeysen, bak hannah. bulutlar dağılıyor; güneş aralarindan ortaya çıkıyor. karanlıktan kurtuluyoruz;yeni bir dünyaya müşfik bir dünyaya doğru. insanlığın,nefretlerinin,acımasızlıklarının ve hırslarının üstüne çıktığı bir yere doğru.. bak hannah.. insanlığın ruhu kanatlanmış. gökkuşağına,umut ışığına,geleceğe doğru uçuyor. sana,bana,hepimize ait olan görkemli geleceğe doğru... bak hannah,bak!'

    ve film,chaplin'in damağınızda bıraktığı enfes oyunculuk tadıyla kamerayı gökyüzüne çevirerek son bulur..
  8. film kısmını bırakıp, ufak detaylara gireyim.

    bu film chaplin 'in ilk sesli film olma özelliğini de taşır .

    yahu neden sessiz film yapıyorsun diyenlere de chaplin ;

    konuşursam beni sadece ingilizce bilenler anlayacak, ama sessiz bir filmi herkes anlayabilir ve dünya ingiltere'den ibaret değil. cevabını vermiştir.

    gene film ile ilgili konuşursak,bu filmden sonra chaplin bir daha şarlo tiplemesini asla oynamamıştır. şarlo'nun idam fermanıdır bu film belki de.

    sinemaya ses geldi de mertlik bozuldu mu ? onu mu düşündü acaba ? bakın onu bende bilmiyorum.