1. kafasız insan söylemidir. yapılacak binlerce iş varken kahvede oturup işsizlik var ya abi diyen adam söylemi. işyeri hekimliği yapıyorum. kırk kadar işyerine gidiyorum. hepsi işçi arıyor. iranlı iş adamları gelmiş fabrika kurmuş. adamlar sakın işçilerimize bir şey demeyin diyor. neden ulan ya diyorum. kaçıyorlar. işçi bulamıyoruz diyorlar.
  2. ben de onlarca işyerine gittim, guvenlik onlemleri sıfır, calışma saatler 14 saati buliyor, kayitdışılık hatsafhada, asgari ücreti cok görüp audi a7'ye binen patronlar gördüm, sendikalarin kapıdan sokulmadığı binlerce işletme var. devlet, kiralık isçi büroları gibi sömürü düzenlerine onay vermesi dısında kendi yasalarının uygulanmamasını alanen destekliyor. iş mi yok bizim millet çalışmıyor demek bu kanemici sömurücü patron tayfasını haklı çıkarmak için uydurulmuş şyler, bizim gibi ülkelerde işsizlik bilerek yüksek tutulur ki emeğin değeri azansın, iş gücü ucuzlasın. asıl siz oturdugunuz yerden ahkam kesiyorsunuz, 12 saat kimyasal ya da kaynak dumani soluyun da aklınız başınıza gelsin. okumuş cahillik böyle bir şey. patronlara muhtaç değil insanlar, çocuklarına çok daha iyi bir geleceği bu vampirlere muhtaç olmadan hazırlayabileceği bir dunya mümkün.
    tuzu kuruların oturdugu yerde ağri kesici yazmasıyla kazanılmadı o haklar. bu ülke dünyanın en büyük grevlerini gördü. o günlerden bugünlere kaldık, "bak işte ne güzel grevi yasakladık ohalle, ne itiraz ediyorsunuz" bir kişi bunu söyleyip aynı işçiden oy alabiliyor. cahilleştirme ve kapitalizme inanç burdan basladı. bunun bir hekime sirayet etmesi de tuhafimiza gitmiyor.
  3. işkurun kendi sitesinden alıntıdır.

    "...türkiye istatistik kurumu (tüik) 2016 yılı işgücü istatistiklerini açıkladı. buna göre türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı 2016 yılında bir önceki yıla göre 273 bin kişi artarak 3 milyon 330 bin kişi oldu. işsizlik oranı %10,9..."

    ve bu %11'lik oran sadece belli kıstaslara göre değerlendiriliyor. işsiz olan ama bu yüzdeye girmeyen kısımda var. ayrıca %11 az gelen varsa 2016 rakamlarına göre dünyadaki en yüksek 4. ülkenin %13.


    işsizlik yok diyenleri hiç bir torpil/aracı kullanmadan insan gibi çalışacakları bir işe girerken görmek isteriz.

    son olarak sokağımdaki marketin işçi bulma taktiğini anlatayım. son 2 yıldır market müdürü hariç bir gördüğüm yüzü bir daha görmüyorum. adamlar bir elemanı işe alıyor 2 ay çalıştırıyor sonra artık ne yapıyorlarsa yerine yenisi geliyor eskisini bir daha göremiyorsun.
  4. türkiye artık iyi yerlere geliyor bakma sen eskiden şöyle şöyleydi söylemiyle ölümüne kapışabilecek olan söylemdir..
  5. bu söylem hakkında konuşulurken söz konusu var olan işlerin güvenlik koşulları çok önemlidir.

    sigortasız işçiler, aşırı mesai, çöken madenler ,asansörü düşen plaza inşaatleri, güvenlik önlemi olmayan makineler ve bu koşullarda çalışmaya mecbur tutulan insanlar var.

    işitme kaybı olan terziler, bazı parmaklarını kaybeden keresteciler, görme bozukluğu yaşayan kaynakçılar, solunum yolları hastalıkları yaşayan boyacılar,kas ve iskelet sistemi hastalıkları yaşayan nakliyeciler,inşaatlerden düşenler, yüksek voltaja maruz kalanlar...

    maaşı ve sigortası günü gününe tıkır tıkır yatıp, can güvenliği yerinde olan hangi işçi, neden kaçar?
  6. işsizlik doğrudan bir sorun değil aslında, pek çok sorunun sonucu olarak ortaya çıkmış bir sonuç.

    1) nüfusumuz çok fazla. tavşan gibi çoğalıyoruz. yetmezmiş gibi bir de sağdan soldan ne olduğu belirsiz milyonlarca insanı ülkeye salıyoruz. bunun sonu şaka yapmıyorum bizi hindistan yapar! bu günler iyi günlerimiz. ileride öyle bir gün gelecek ki insanlar sınıf atlayabilmek için her yolu mubah gören bir anlayışla hareket edecek ve tam bir ahlâki çöküntü içinde olacağız. bakın çin'e! yolda yürürken ayağınız kaysa düşseniz kimse sizi yerden kaldırmaz, umursamaz. zira nüfus o kadar çok ki...

    2) devletin ekonomi politik yaklaşımı en temel ihtiyaç maddelerini dahi (gıda başta gelir) ithal etmek üzerine dayalı. gerek ticari gerek zirai gerekse sınai üretime yönelmek gibi bir anlayış yok (bunun en kötü sonucunu gıdada yaşayacağız. buğdayı bile ithal eden bir ülke en ufak ambargoda aç kalacaktır. bakın mecaz yapmıyorum harbi aç kalacaktır. hani her gün yemek yiyoruz ya onu yiyemeyecek hale gelecektir.

    3) yine gerek küresel ekonomik güçler diyebiliriz gerek ekonomik tetikçiler diyebiliriz ne derseniz deyin, rical-i devletin kulağına neler fısıldıyorsa bilin ki tüm bunlar bir biçimde müteşebbis olacakların teşebbüste bulunmasına engel teşkil edecek niteliktedir (teşviklere filan aldanmayın! onlar devletin hep yaptığı "mış gibi yapmak"tan başkası değildir. destekliyor"muş" gibi görünür aslında ortada destek mestek yoktur). misal sigorta prim kesinti oranlarının fazlalığı, misal işverenlerden sigorta adı altında alınan bağ-kur haracı ve birçok gereksiz bürokratik işlem ve hakikaten haraç mantığı ile alınan bedeller müteşebbisi teşebbüs ettiğine pişman ediyor. üniversite yıllarımda hocalara şu misali vermiştim: 100 bin liranız olsa bununla en basitinden bir şahıs firması kurmak isteseniz devletin sizden her ay alacağı fuzuli paralar, çalıştırdığınız işçilerin maaşları ve sigorta primleri, işyerinizin kirası vb. giderlerinizin adalete aykırı biçimde çokluğunu göze aldığınızda hele ki kâr edip etmeyeceğiniz şüpheli iken yani sermayeyi komple batırma riskiniz varken elinizde belli bir sermayesi olan bir kişi olarak ne yapardınız? risksiz paradan para kazanma yollarına (borsa, faiz, tahvil vs.) mı başvururdunuz yoksa teşebbüste mi bulunurdunuz? tabii ki hukuk güvenliğinin olmadığı, gece yarısı değişen ötv yüzünden otomobil alıcısının otomobil bayisini bıçakladığı bir ülkede "bana ne istihdamdan" der paradan para kazanır kendi yolunuza bakardınız. zira thomas piketty "kapital" isimli kitabında sıkça buna vurgu yapar. servetin risksiz bir biçimde getiri oranının ekonomik faaliyette bulunanların getiri oranından fazla olduğu bir ülkede üretim, istihdam olmaz!

    4) bütün bunları göze alan işletmelerde de işçi alımlarında 1. maddede anlattığım sorun baş gösteriyor. niteliksiz iş gücünün çokluğu ve dahi beklenen niteliğe sahip iş gücünün de çokluğu. illa vasıfsız eleman olması gerekmez günümüzde vasıflı elemanlar arasında bile artan nüfus ve salakça bir biçimde açılan 81 ilin devlet üniversiteleri ve apartmandan bozma özel üniversiteler ile "nitelikli" eleman diyebileceğimiz elemanlar arasında da pek fark kalmadı. ekonomi zaten tam istihdamda da olmadığı için iş başvurularında kişiler talep ettikleri ücrete değil "razı olacakları ücrete" çalışmak zorunda kalıyorlar. çünkü işveren de biliyor ki halihazırdaki bir elemanı şutladığı anda daha az ücrete çalışacak onlarcasını kapıya dizebilir.

    5) uluslararası yabancı firmaların türkiye şubelerinde çalışanlar içinde de durum çok farklı değil. zannetmeyin ki plazalarda takım elbiselerle starbuckslarda kahve yudumlayanlar farklı! onlarda da mobbingden tutun da her türlü ortaçağ kölelik düzeninin günümüz versiyonu "kurumsallaşma", "şirket politikası" bilmemne etiketleri ile süslenerek uygulanıyor ve onlarda da ücretler hiç de öyle sanıldığı gibi değil! misal mali müşavir stajyeri olarak söylüyorum benim gibi stajyer olan arkadaşlarımın bir kısmı pwc, deloitte gibi uluslararası denetim şirketlerinde çalışıyorlar. ama yaptıkları nedir diye sorsanız muhasebenin en angarya en sıkıcı işlerini, ticaret lisesi stajyerlerine yaptırılacak işleri yapıyorlar, aldıkları maaş 1500 max 1800 arasında değişiyor, o biçim mesaiye kalıyorlar tabii ki mesai parası filan da yok! buralarda çalışanların da tek amacı cvlerine "pwc" yahut "deloitte" yazabilmek. ha sorsanız mesleki bilgileri standardın altındadır çoğunun (istisnalar hariç) (bu örnek biraz öznel oldu ama somutlaştırmak için verdim) yani sözde kurumsal yabancı bir firmada "köle" olarak çalışıp benliğinizi onlara peşkeş çekmektense pazarcılık yapın, marangozluk yapın, hamallık yapın ama benliğinizi satmayın daha iyi!

    6) gelelim vasıfsız çoğunluğa. onlarda da durum şu şekilde: ne iş olsun yapar zira herhangi bir bilgi birikimi gerektirmiyor çoğu iş. onlarda da yine razı olacakları en az ücrete çalışma usulu geçerli olmakla beraber onlarda sigorta filan da yok! misal "vale"lik, misal "özel güvenlik" gibi trışkadan işler. aslında trışkadan değil gerçekten eğitim gerektiren, hem mesleki eğitim hem de insani açıdan davranışsal açıdan eğitim ve terbiye gerektiren işler olmasına rağmen bugün bakacak olursanız ne kadar at hırsızı tipli serseri varsa ya vale ya da özel güvenlik. ondan sonra her gün haberlerde görüyoruz "özel güvenlik dehşeti", "vale arabayı aldı kaçtı kaza yaptı" gibi haberler.

    yani bir çok sorun var. "işsizlik" diyerek geçiştirmek işin kolayına kaçmak olur. nüfus planlaması, üretim politikası ve bu politikaya göre yetişmesi gereken ara eleman yahut masa başı eleman miktarları ve bu miktarlara göre açılması gereken meslek okulları ve üniversiteler konuşulmadan sadece "işsizlik var yea" demek salakça muhalefet yapmaktan başka bir şey değildir.

    "işsizlik yok, iş var ama çalışmıyorlar" demek ne kadar boş bir söylem ise altını doldurmadan "işsizlik var" diye sallamak da o kadar boş bir söylemdir.