1. evden çıktım çarşıda işim var koyuldum yola, arkama da sevimli bir köpek takıldı.uzun süre takip etti beni. her çöp konteynerinda da durunca aç olmasından şüphelendim, gittim süt aldım. bi güzel içti

    takibe devam ediyor tabi.ama halen çöplerde durmaya da.etrafıma bakındım alacak bir şey yok.içime sinmedi. ilk gördüğüm yerden de bir şey alacaktım

    bilen bilir kokoreçi de hiç sevmem.fiyatı hakkında da en ufak bir fikrim yok. hayır insan almadan önce fiyatını sorar di mi.. 7 tl dedi.

    çok abartılacak bir meblağ da değil hani.. ama öğrenci adamız sonuçta. üstelik paramın çoğunu da orda burda harcamışken içim bi cızz etti. yalan yok

    köşeye bir yere geçtim. poşetin içine de bir güzel döktüm, yaydım. yemesini bekledim. arkadaş bi poşete bir de bana bakıyor. yemiyor.

    bir yandan da köpeğe kızıyorum "lan olm bana bak. 7 tl verdim. yi ye cek sin! başka çaren yok" hayır çünkü ya o yiyecek ya da ben. yoksa içim rahat etmeyecek.
    hayvan sever dostlarım bana kızmasın, kafasından tuttum poşete soktum. tabii öyle abartılacak şekilde de değil.

    arkadaş. bir yemeye başladı kokoreçi...yok böyle bir açlık ya. garibim ne zamandır açsa artık...
    tabi benim de işim var, bekleyemedim yemesini, ayrıldım yanından.

    aradan bir kaç hafta geçti.

    1 saat önce de sessiz sakin yolumda eve doğru giderken arkadan köpek havlaması duydum, arkama bi döndüm kocaman bir köpek koşarak bana geliyor. ne olduğunu anlayamadım tabi, affaladım resmen. koşmaya başladım. (1 gün öncesinde de halı saha maçından dolayı ayaklarım ağrıyor, fazla hızlı koşamıyorum)

    abi dümdüz yol. saklanabileceğim yer, atlayabileceğim bahçe bile yok (kırklareli üni | karahıdır'a giden yolu da bilen bilir) aha dedim musti. işte bu sefer yolun sonuna geldik demeye kalmadan.. birkaç gün önce karnını doyurduğum köpek karşıma çıkmasın mı.. film sahnelerinde olabilecek bir şey başıma geliyor lan resmen. ne olduğumu şaşırdım.
    o sırada mutluluktan mı yoksa g*t korkusundan mı gözümden yaş geldi bilmiyorum.

    benim köpek sevimli mi sevimli bir şey. diğer beni kovalayanın yanında ufacık kalır. ama nasıl havlıyor o koskoca köpeğe bir görseniz.. ben de bir yandan kaçmaya devam ederken arkama bir döndüm benim yavrunun yanında 2 tane kocaman köpek(annesi ile babası büyük ihtimalle) beni kovalayan köpek ise ters tarafa doğru kaçıyor.

    abi oturdum bir köşeye nefes nefese kaldım, zor nefes alıyorum. abartısız bi 20-25 dakika öyle oturup kalmışımdır. benim köpek de çoktan ailesiyle gitmiş. (bi teşekkür niyetine o minik göbeğini bir kez daha sevebilseydim keşke)

    anlayacağınız dostlar;
    beni yaralanmaktan
    beni belki de sakat kalmaktan kurtaran tek şey o minik yavru oldu. ve o bana sadece bir yemek borçluydu.

    şimdi ise ben ona,
    belki de hayatımı.

    edit: imla. teşekkürler, bu elimde gormus oldugunuz
  2. sabahın dört buçuğunda arabama tanımadığım boxerlı bir adamı almam. (inanın ki bir böyle bir cümle kuracağım kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi) hikayenin türü erotik değil. dışarıdan dinleyen açısından komedi, benim açımdan trajedi.

    ön bilgi: yakın zamanda araba aldım. yedi yıldır ehliyet sahibiyim, ama süs olarak duruyordu şu güne kadar. dolayısıyla yedi yıllık acemi şöförüm.

    her şey dün akşam arkadaşlarla moda'da kahve içmek için buluşmamla başladı. sohbet, muhabbet, sahilde dondurma falan derken dağılmamız gece ikiyi buldu. arabaya bindiğimde felaket bir uyku bastırdı. şöför olarak kendime güvendiğimden çok moda'nın güvenli bir semt olduğuna güvendiğim için koltuğu yatırıp hiç olmazsa bir iki saat kestirip yola çıkmaya karar verdim. rüyamda evsiz bir adamın arabanın kapılarını açmaya çalıştığını görüyorum ama uyanamıyorum, karabasandan hallice bir şey oldu. saat dört gibi güç bela uyanıp panikle hemen yola çıkmaya karar verdim. araba çıkmaz sokakta olduğu ve karanlıkta geri geri gitmek istemediğim için bir sonraki adımı pek düşünmeden soldaki çıkmaz başka bir sokağa daldım. evet, doğru tahmin ettiniz. çıkmaz sokakception yaptığım sokak ebesinin şeyi kadar dar çıktı. zaten elim ayağım birbirine dolaşıktı, iyice panik oldum. yaklaşık yarım saat debelendikten sonra artık ömrümün geri kalanını bu çıkmaz sokakta geçirmeye razı olmuşken çaaaaat diye arkadaki duvara vurdum. 1 km/sa hızla ileri geri yaparken arka farı kırmayı başaran ilk insan olarak adım tarihe geçsin. bu hengame içinde içinde bulunduğum sessiz sakin sevimli sokakta tek tük ışıklar yanmaya başladı. resmen moda halkının huzurunu kaçırdım. sonunda adamın biri artık patlama mı oldu sandı naptı bilmiyorum boxer t-shirtle aşağı koştu. adam "aha kadın şöför" diye bana bakıyor ben "boxer mı la o?" diye adama bakıyorum arabanın farı göğe bakıyor, sürrealizmin doruklarına çıktık. baktık "topla, topla" demekle olacak gibi değil, toplayamıyorum çünkü, bir noktada pes ettik. beş dakika önce tanıştığım boxerlı adamı çaresiz direksiyona oturttum. arabayı düzelttip çıkardı sağolsun ama olayın absürdlüğünden kendisi de bir hayli rahatsız olmuş olacak ki arabayı çıkarır çıkarmaz ardına bakmadan koşarak evine girdi. olayın saçmalığı, kendi salaklığım, saçma cesaretim, hayatın anlamı gibi şeyleri sorgularken bir de sanırım eds olan yolda hız sınırını geçtim. şu an ek soru olarak, eve gelecek (sabah 04.50 civarı kesilmiş) trafik cezasını babama nasıl açıklarım diye düşünüyorum.

    bak ben bunları düşünürken saat yedi olmuş. biraz kestireyim de sabah tekrar yola çıkasdjffj. şaka şaka, araba kullanmak benim neyime? bundan sonra her yere yürüyerek gidiyorum. gerekirse üç gün sürer ama hiç olmazsa kafam rahat olur:(
  3. friends dizisinin ikinci sezon üçüncü bölümünü izliyordum ve aklıma heckles karakterini canlandıran oyuncunun ne kadar yaşlı olduğu geldi.

    dizi bitmeden öleceğini düşündüm.

    sonrasında on sezonluk ve de efsane bir dizinin oyuncusu bu kişi ve öldüğü zaman onu anacakları veya ona adayacakları bir bölüm çekilmiştir diye aklımdan geçirdim.

    bilin bakalım ne oldu? heckles kapıyı çaldı, her zamanki gibi gürültü yaptıklarını söyledi ve bu sefer kendisi kapıdan ayrıldı.

    sonrasında bir kaç kere süpürgeyle tavana vurdu, tayfa da ayaklarıyla karşılık verdi ama onlar heckles'ın imdat çağrısı olduğu bilmiyorlardı.

    ve heckles öldü işte.

    sinir oldum kendime. diziyi kapattım.
  4. yurtdışına öğrenci olarak çıkmaya yakın bir dönemde, aklıma bir çok soru, problem gelmeye başlamıştı. bunlardan birisi de ilk gittiğim zamanlarda adaptasyon sürecini geçirene kadar ailemle nasıl iletişim halinde olacağımdı. stajdan çıkmış bir durakta kara kara düşünürken birden bir adam geldi yanıma oturdu. bilirsiniz sessizlik hakim olur bir süre, otobüs yoluna bakılır.. derken adam nasıl oldu hatırlamıyorum bir muhabbet açtı sonra bana cüzdanından bir kart gösterdi. bu kart ile belirli bir süre yurtdışı ile görüşebiliyorum dedi. şuradan şöyle temin edebilirsin vs. anlattı, tam teşekkür edeceğim adam çekti gitti.. staj yaptığım telekomda bile bu karttan haber olmayan teknisyen büyüklerimizden değilde bu adamdan kartların farkında olup, ilk iki gün hat, net vs. tamamlayana kadar ailemle irtibat içinde olmuştum.