1. hababam sınıfı, neşeli günler, tosun paşa, ah nerede gibi filmlerin çekildiği yıllar
  2. tayyipin gelmedigi yillardi.
  3. cumhuriyet döneminde öyleydi evet. siyasal islamcılar huzurlu ortam sevmez. kaosla beslenir.
  4. yaratılanlara her bakışta, her anda güzeldir aslında. hangi dine inanırsa inansın insan ya da hiç inanmasın.
    bir çocuğun gülüşünde, çiçeklerin mis kokusunda veya masmavi denizle gökyüzünün kesişiminde vardır o güzellik her ne kadar farkına varamasak da. alıp verdiğin her nefeste, yaşadığın her anda vardır bir güzellik.

    allah için konuşursak eğer, insan ruhuna vermiştir kendinden bir parça. her ne kadar karanlığa gömülse de bir parça vardır hepimizde. evrenin kusurları olsa bile, içerisindeki ahenk inanılmaz derecede ve bu da bir güzellik değil mi?

    umarım bir gün siyaset yüzünden her ne olursa olsun insanların inançları yargılanmaz ve saygı görür. kendini dindar göstermeye çalışan ama kalbi kararmış insanlar da ortadan kalkar. çünkü asıl çirkin olan kötüler değil kendini olduğundan farklı gösterenler.
  5. m.ö 200 lü seneler olsa gerek,

    sen koskoca papazsın oturup bir kutsal kitap yazıyorsun. ancak papazın hiç görmediği mesih hakkında şöyle buyuruyor tanrı kelamı,

    “isa onlara, “sizi akılsızlar! peygamberlerin tüm söylediklerine inanmakta ağır davranan kişiler! mesih’in bu acıları çekmesi ve yüceliğine kavuşması gerekli değil miydi? sonra musa’nın ve tüm peygamberlerin yazılarından başlayarak, kutsal yazıların hepsinde kendisiyle ilgili olanları onlara açıkladı... sonra onlara, ‘ben daha sizlerle birlikteyken size şu sözleri söylemiştim: “musa’nın yasasında peygamberlerin yazılarında ve mezmurlarda benimle ilgili yazılmış olanların tümünün gerçekleşmesi gerektir” dedi... onlara dedi ki, “şöyle yazılmıştır: mesih acı çekecek ve üçüncü gün ölümden dirilecek.” (luka 24:25-27, 44 & 46)

    tanrının oğlunun acıyla öleceği ve dirileceği bildirilmiştir. bu noktada büyük a'nın oğlunun yine inanlıları yahudiler tarafından öldürüleceğini bildirmesi inanlılar açısından bakacak olursak gerçekten bir mutluluktur.

    bakın leonardo'nun son yemek tablosunda burada masada eksik bir havari var. hoppala shaul nerede? yoksa hristiyanlığı yaymaya mı gitti! elbette öyle yaptı. hatta dört koldan(sanırım bu tabir hristiyanların bulduğu bir tabir) hristiyanlığı yaymak için çalıştılar.

    isa'nın acılı sanrıları yerini buldu, din başlığı altında tanrının yüksek müsadesi ile inanlılar sömürüldü ve yönlendirildi. yönlendirenler ceplerini doldurdu. sen koskoca tanrının oğlu

    "then, about that time jesus shouted, “eli, eli, lema sabachtani?”, which means “my god, my god, why have you deserted me?”"
    matthew 27: 46.

    dedin ama ne oldu? tanrın cevap vermedi, seni neden terkettiğini söylemedi. söyleyecek olsaydı yazardı. kuşkusuz.

    peki eski ahitten yararlanılıp yazılan yeni ahitte yukarda papaz luka'nın belirttiğinden başka eski ahitten köklerini aldığı müjdeye (tanrının oğlu) sadık kaldıklarını biliyoruz. ben şunu merak ediyorum. eski ahitte bu bilinirliğin ve farkındalığın gözardı edilmediğini varsayarsak (ben böyle olduğunu sanıyorum- özellikle dönem inanlılarının mutluluklarını /cepler doluyordu din platformu üzerinden/ tanrının oğlunun bozmasını istemediler. e kitapta da yazıyordu, hoppala

    vallahi yahudilerin suçu yok o zaman tanrı eşittir mutluluk. a peki tanrının bu mutluluğu devam etmeye başladı bu sayede? evet evet, milyonlarca inanlı kendini tanrı ve tanrının yoluna adadı, dağları delip hristiyanlığı yaymaya çalıştılar. dört koldan dünyaya tanrının kelamını okudular.

    günümüzde tanrının güzel olduğu senelerin en yüksek noktasında olduğumuz sanısındayım. bir kitap daha bir peygamber daha gönderildi. milyonlarca inanlı dinine bağlı bir cennet vaadi ile ruhunu teslim etmiş. ben olsam tanrıyla çok mutlu olurdum. bir inan kazan durumu gibi.

    bazıları hırçın çocuklar olarak tanrının yaratmış olduğu gırtlağı kesip baş uzvuyla futbol oynarken, bir kısmı tankla bedenin üzerinden geçer, bir kısmı bodrumda sıkıştırdığı sivilleri yangınla öldürür, kimi uçaklarla tepesinden aşağı ölüm yağdırır, kimi uyuşturucu bağımlısı yaptığı yüzbinlerce tanrı kulunun parasıyla gününü gün eder, kimi kitabı alır meydanlara çıkar sağa sola sallar, kimi alkollü içki içiyor diye dayak atar, kimi otelleri ateşe verir, diri diri yakar, kimi sadece inanır ve biat eder.

    tanrıyla mutlu olduğumuz güzel yıllar bunlardır. bir inanlı olmadığım için bütün bu mutluluklardan mahrumum. tanrının çok güzel olduğu yılları çok bilemiyorum o yüzden.

    sonuç olarak tanrının çok güzel olduğu yıllar çağlar öncesi de vardı çağlar sonra da olacak. bazıları güzelliğin kaymağını yiyecek bazıları körlemesine takip edip bütün hakkını ahirette almayı umacak.

    herkesin inancına çok saygılıyım. eskiden bir inanlıydım ben de. ben de sizler gibi herkes gibi bir insanım. inançların kullanılıp bir erk aracı olarak pratikleşmesini eleştiriyorum burada.

    saygılar sevgiler
  6. ilkokul ve öncesi yaşlar, tek derdinin koşu yarışını kazanmak olduğu günler...
  7. pandora'nın kutusunun açılmasından önceki günlere tekabül eder.
  8. allam nolur bu son bundan sonra başka bişey istemeyeceğim diyip her seferinde yeni şeyler istenmesi ve ardı ardına dua edilen yıllardır
  9. dualarımı kabul edeceğine inandığım yıllardır.
  10. aklıma ah muhsin ünlü'nün şiirini getirmiş yıllardır.

    alper’den 700 lira borç aldım bugün
    israil devleti gömülsün diye karanlıklara!
    çünkü eğer borcu varsa bir mazlumun
    başka bir mazluma
    bir mazluma
    mazlum…
    sevgilim
    tam buraya uygun bir ayet bulamıyorum.
    oysa ne çok ayet vardı 90’larda…
    baktığımız her yerde ayrı bir allah
    gördüğümüz her peygamber yeni bir mağara.
    insan olmak bizatihi sansasyoneldir.
    diline döktüğüm dilleri hatırlasana…