1. bir maurice blanchot irdelemesi.

    ne olur peki?
    aynı, başka'nın en son anlamı olmaktan çıktığında ve
    birlik, çokluğ'un ortaya çıktığı şey olmadığında.

    başka'ların bireşimlerinin aynı'lığı son anlam olmaktan çıkarsa diyalektik yerle yeksan olur ve
    çokluk'ların bireşimlerinin yarattığı bir'liğin tümleşiksizliğinde bir'lik yerle yeksan olur. bir'lik yerle yeksan olursa 'bütün' parçalanır.

    bütün'süz yaşayabilir mi insan? diyalektiksiz yaşayabilir mi?

    bu bütün'ün ve diyalektiğ'in kökeninin ne'liğine göre değişir.
    evet yaşayabilir. en güzel yaşadığı zamanlardaki gibi. yaşamak kelâmı ortaya çıktığından beri kelâmın hakkını ilk defa tam verircesine yaşayabilir. elbette bu kelâmın ne'yi imlediğini hatırlamaksızın olacaktır.

    açımlarsak;
    blanchot bu soruyu nietzsche'nin parçalı yazısı hakkında görüşünü bildirirken soruyor. yani nietzsche'deki kaotikliğin, birbirini olurlamayan pasajların, çelişikliklerin, eksik söylevlerin, aforizmaların nihayetinde birleştiğinde, birbirini tamamlarlığında bütün kaotikliği tarumar edip tılsımi bir anlamlılığa konuşlandığını söylüyor.

    yani başka'ların birleşiminin son anlamında 'aynı' kendini gösteriyor nietzsche'de.
    diyalektiğin içine girip onu parçalayarak nihai bir diyalektiğe çıkıyor anlam nietzsche'de.
    ötesi'ne giden yolun son durağı bir anlam'a. o ince zar'a yapışmış bir anlam'a.
    tıpkı mallarme'de de olduğu gibi.

    işte blanchot nihayetinde nihai de olsa bir diyalektiğe çıkmayan bir parçalanmışlığın sürekliliğinden bahsediyor. yani süreksizlikten. ve şöyle diyor;

    ' süreksizlik, sürekliliğin salt ters yüzü ya da diyalektikte olduğu gibi tutarlı gelişimin bir durağı değildir. süreksizlik ya da kesintideki durgu, oluşumu durdurmaz, tersine kışkırtır ya da o kendine özgü bilmeceye çağırır. nietzsche'yle gelen düşünsel dönüm noktası budur işte. oluşum, sonsuz bir sürenin akışkanlığı ya da bitimsiz bir devinimin devingenliği değildir. dionysos'un parçalanmasıdır, kırılmasıdır, ilk bilgidir, karanlık deneyimdir ve burada oluşum kendini kesintililikle ilişkide ve onun oyunu olarak bulur. ve tanrı'nın parçalanması bir'liğin cüretle reddedilişi ya da çoğullaşırken tek kalan birlik değildir. parçalanma tanrı'nın ta kendisidir, bunun bir merkezle hiçbir ilişkisi yoktur, kaynağa hiçbir referansı kaldırmaz ve dolayısıyla hiçbir insan bilgisi ya da diyalektik türü bir düşünce de, aynı'nın ve bir'in düşüncesi de, tanrıbilim düşüncesi de, onu çarpıtmadan kabul edemez. '

    bundan şöyle metaforik bir çıkarım yapabiliriz; nietzsche'nin hegel'e vurduğu her tokatta kendisinin de canı yandı. ve hayatı boyunca bu can yanmasının bu acının aşımı için didindi durdu. aşımın reçetesini biliyordu. herkese de söyledi. ama didinişini durduramadı. söylediği herkes gibi.

    blanchot ise hegel'e vurduğumuzda canımızın yanmayacağı bir izleği sundu. kesintinin, süreksizliğinin yanıbaşında onun bir oyunu olmaktansa süreksizliğin ta kendisi olmanın olur'unu.
    parçalı yazının söyleyeni değil parçalı yazının kendisi olmayı.

    aynı'yı başkanın en son anlamı olmaktan çıkarmanın ve çokluğun bir'liği umursamamasının
    her tarafına sirayet etmiş hüdayınabit bir çiçeği olmayı.
  2. yaani evet herkesin bir popisi olabilir...